Girişimci ve yatırımcının dönüşümü

Bilgisayarı bile gereksiz kılan cep telefonlarıyla her an, her yerde, her şeyi yapabiliyorken bir şey üretmek için hâlâ her sabah giyinip işyeri denen binalara doluşmamız sahiden şart mı?
Girişimci ve yatırımcının dönüşümü

Endüstri devriminin dev makineleri, döneminin insanlarını şaşırtıyordu...

1750’lerde İngiltere’de başlayarak dünyaya yayılan ‘endüstri devrimi’ benim için okul kitaplarındaki tarihi pasajlardan biriydi. Londra’daki Bilim Müzesi’ni (Science Museum) ziyaret edinceye kadar. Hâlâ her gidişimde mutlaka uğradığım o binanın içinde dünya tarihinin en köklü ve dönüştürücü bu değişimini yaratan makineleri görünce kafamda daha net bir resim oluştu. Endüstri devrimi küçük, dağınık evlerde herkesin eliyle ya da küçük tezgâhlarıyla ürettiği şeyleri buhardan gücünü alan dev makinelerle daha çok sayıda, daha kaliteli ve daha ucuza imal edebilmeyi mümkün kılmıştı. Ustalar yerini işçilere; el marifeti ise kol gücüne bırakmıştı.
Hâlâ ihtişamını koruyan DEV boyutlu o makinelere bakınca dönemin insanlarında bıraktığı etkiyi tahmin etmek zor değil. Odak noktası ‘daha çok üretim’e dönüşen toplumun çocuğuyla yaşlısıyla kaçınılmaz bir şekilde insanlık dışı şartlarda yarenlik ettiği makinelerin kusura en yatkın parçalarına dönüşmesinin travmasını hayal edin. Aynı bahaneyle hayata giren elektriğin dönüştürdüklerini düşünelim mesela. Zaman bile anlam değiştiriyordu çünkü gece bile artık eskisi kadar gece değildi. Sokaklar da evler de gündüzü uzatmıştı. En teknik kişilerin değirmen sahipleri olduğu bir dönemde yoktan var olan yeni bir sınıf da vardı: Mühendisler!
Elektrik ve aydınlığın erken dönem gariplikleri de dikkate değer. Örneğin Fransızlar şehirlerini işgale gelen Almanları bir süre ‘şeytan icadı’ elektrikli ışıklarla püskürtmeyi başarmıştır. Bugün medeniyetin neredeyse su kadar vazgeçilmez parçası haline gelen elektrik o dönem (aynen bugünkü emsal teknolojilerimiz gibi) hem saygı toplamış hem de korkutmuştu. Frankenstein’ın canavarına can suyunu neyle verdiğini hatırlayın. Elbette elektrik!
Devamı aşağı yukarı malum. Fabrikalar, etrafında toplanan işçi sınıfı ve ilk şehirler, şehir yaşamın dertleri, kültürü, kuralları... Ve şehirler arası yolculuğu mümkün kılan buharlı trenler sayesinde başlayan ‘turizm’ (evet, daha önce böyle bir şey yoktu. Amaçsız seyahat, ölümü göze almış bir avuç seyyahın macera arayışıydı).
Peki bugün endüstrileşme çağını kapatıp dijitalleşmenin palazlanma dönemine girmişken hâlâ 18. yüzyıl düzeninde çalışmamızı neye bağlıyoruz? Üretici ve tüketici arasındaki çizgiler, amir-memur ilişkileri, çalışma gün ve saatleri, terfi sistemleri, işe gidip-gelmeler, üniformalar (işçinin tulumu, memurun takım elbisesi) ve dahası. Bu uzun listeyi hâlâ geçerli ve gerekli kılan şey nedir?
Bu sorulara hepinizin birçok cevabı olduğuna eminim ama neyse ki değişim küçük adımlarla olsa da başladı.

Fikirler umutlarla buluşuyor
Yeni nesil girişim ve üretimin internet destekli halinin en popüler örneklerinden biri KickStarter.com. Bu site kabaca fikir sahipleriyle küçük (melek) yatırımcıları buluşturan bir platform. Projelere ilgi duyan yatırımcılar (yani biz) 1 dolardan yüz binlerce dolara kadar katkı payı ödüyorlar.
Fikir ihtiyaç duyduğu toplam sermayeye ulaşınca hayata geçiyor ve herkes en baştaki katkı payı oranında yaratılan değerden payını alıyor. Nasıl? Kickstarter kimi fikirlerle istismar edilmiş olsa da bu yazıyı yazarken binlerce kişinin irili ufaklı ödemeleriyle yeşeren 3 bin 847 proje barındırıyordu. Yayıncılık, film ve müzik gibi kategorilerin başı çektiği projelerde gezinirken heyecanlanmamak elde değil.
Geleneksel yapıda ilerleyen şirketlerin büyük çoğunluğu ömrü boyunca bırakın 3 bini, 3 tane bile büyük proje çıkaramayabilir. Yaratıcı beyinleri coğrafi olarak bir araya toplamak ve tutmak bile mesele. Oysa KickStarter ile bu cazibenin parçası olmak her zaman mümkün. Geleceğin parlak iş modellerinden birinin bu olacağına şüphe yok. Yatırımcı açısından ne olduğunu; kim olduğunu bile bilmediği bir avuç halka açık şirkete, sürü psikolojisiyle borsada yaptığımızı yapmaktan daha umut verici olduğu da ortada. Girişimci açısından kapı kapı dolaşıp, işi başından aşkın kodamanları ikna derdi de kalmıyor üstelik. Hepimiz, birimizden çoğu zaman daha üstünüz. Üstelik KickStarter sadece bir başlangıç.

iPad’ler için daha şık ve kullanışlı bir kalem olsa fena mı olurdu? Steve King de öyle düşünmüş ve Kicktarter sitesinde kendi tasarımını yatırımcılara açmış. 25 bin dolar gerektiren bu projeye 6 bine yakın kişi 230 bin dolardan fazla para yatırmış. 11 gün sonra üretime geçiyor!