Hacker'dan terörist olur mu?

Aklımıza hep interneti getiren hacker'ların bir dönem muhabbet kuşlarıyla çalıştığını hatırlamakta fayda var.
Hacker'dan terörist olur mu?

Kişisel bilgisayarların palazlanmadığı 60 lı yıllarda hacker ların faaliyet alanı telefonlardı.

Kendilerini hacker olarak tanımlayanların terör örgütü üyesi olarak nitelendirilebildiği bir ülkede hack ve hacker kültüründen söz etmek kolay değil. Yaftalanmak an meselesi. Yine de deneyelim.
İnternet çağında tanışanlar için bilgisayarlarla ilişkili bir konuymuş gibi algılanan hack’in miladı aslında çok daha eskiye dayanıyor. Popüler ve yakın tarihe dayanan bir örnekle anlatmaya çalışayım. 1954 yılında ABD’nin telefon altyapısını kuran Bell şirketinin teknik konuları işleyen dergisinde şehirlerarası çağrı aktarımlarının sinyaller kullanılarak nasıl yapıldığına dair bir yazı yayımlanır. Ancak kilit önem taşıyan bazı teknik detaylara girilmez.
Altı sene sonra, 1960 yılındaysa aynı dergide yayımlanan başka bir makalede bu sinyallerin frekansı da yer alır. Böylece azıcık elektronik bilgisine sahip her meraklının o frekanslarda sinyaller üreterek ülkenin telefon altyapısıyla oyuncak gibi oynamasının önü açılır. 

Bedava konuşmanın sırrı
Bell yetkilileri olayın geç de olsa farkına varır, derginin o sayısının bütün kopyalarını satın alıp imha eder. Hatta kütüphanelerdeki kopyalardan frekans tablosunun yer aldığı sayfaları bile yırtar ancak bütün bu çabalar hiçbir işe yaramaz. Bilgi elden ele yayılmıştır bir kere. 2600Hz frekansında bir sinyali santrala ulaştırabilen herkes bedava uluslararası görüşebiliyordu. Joybubbles olarak nam salan Josef Carl Engressia, daha yedi yaşında yöntemi bulmuştu. Ahizeyi kaldırıp ıslık çaldıktan sonra dünyanın her ülkesiyle bedava konuşabiliyordu! Üniversite yıllarında bu yeteneğini yurtdışındaki aileleriyle görüşmek isteyen arkadaşlarına ıslık başına 1 dolar karşılığı sergileyerek küçük bir servet dahi yapmıştı. Bu ilginç bilgi yayıldıkça yöntemler de çeşitleniyordu. Evcil kuşları bu tonda ötmesi için eğitenler bile vardı. 2600Hz ötebilen kuşlar bu sırrı bilenler için nimetten sayılır olmuştu.
Bedava telefonla konuşma meselesi kısa sürede ciddi bir akım yaratmıştı. Sadece hacker’lar değil, polis takibinden kurtulmak isteyen yasadışı çeteler dahi bu yöntemi kullanmaya başlamıştı. Dönemin hacker’ları bir süre sonra buldukları bu açığı herkesin kullanabileceği basit bir cihaza çevirmiş; adına da BlueBox (Mavi Kutu) demişti. 

Hack ile beslenen devler
Bu hackerlar arasında birkaç sene sonra garajlarında Apple adlı bilgisayarı üretip tarihe geçecek iki serseri arkadaş Steve Jobs ve Steve Wozniak da vardı. Wozniak gemi azıya almış, dönemin meşhur devlet bakanı Henry Kissinger’ın konuşmasını taklit ederek ürettiği bir BlueBox ile Vatikan’ı arayıp dönemin ABD Başkanı Richard Nixon adına Papa ile görüşmek istediğini söylemişti. Uluslararası skandalı önleyen ayrıntı Papa’nın saat farkından dolayı uykuda olmasıydı. Yani kurduğu iTunes ile korsan içerik dünyasına savaş açan, kendi işletim sistemini Apple dışında bilgisayarlarda çalışmasını sağlayan Hackintosh sistemlerini, kendi cihazlarında kullandığı tasarım ve arayüzleri kullanan rakip şirketleri mahkemeye veren Steve Jobs, Apple’ın sermayesinin bir kısmını bizzat hacker’lıktan kazanmıştı. 

Kimi zaman ‘phreaking’
olarak da adlandırılan telefon hack yöntemleri 90’lara kadar hacker’lara ufak tefek paralar kazandırırken telefon şirketlerine yüz milyonlarca dolarlık zarar verdi. BlueBox cihazları bu sinyalleri filtre eden ve başka bir kanala taşıyan sistemler çıkınca tarih oldu. Özetle hacking dediğimiz şeyin bilgisayarla, internetle doğrudan ilgisi yok. Tarihe baktığınızda Johannes Gutenberg de marangozların aletlerini hack ederek matbaayı icat etmişti. Ama pek çok emsalinde olduğu gibi biz ona hacker değil ‘mucit’ dedik.

Okuma listesi
Hack olaylarıyla ilgiliyseniz ve bu hızlı veri tüketim çağında okumaya hâlâ hevesiniz kaldıysa meşhur Hacker Manifestosu (bit.ly/Q7MW34) ve internet çağının hack üstadı Kevin Mitnick’in yöntemlerini anlattığı, ‘Aldatma Sanatı’ ismiyle Türkçeye çevrilmiş kitabını kesinlikle tavsiye ederim (bit.ly/Q7NhTC). Doksanlarda internetin tozunu attıran Mitnick’in hedef aldığı şirketlerin sistemlerine sızmak için ‘sahada’ nasıl çalıştığını okuyunca hacker meselesine bakışınız da değişecektir. Mitnick’in ofis çöplerini karıştırma, sahte telefonlar açma gibi offline’ yöntemlerle neredeyse istediği her bilgiye ulaşmasını saygıyla karşılamamak mümkün değil (elbette seneler süren takipte onu yakalayan FBI hackerını da).

Ucunda ‘fayda’ da var
Bu yazıyı yazarken aklıma geldi. Rahmetli anneanneme bir arkadaşı Hac ziyareti dönüşü beş vakit ezan okuyan bir duvar saati getirmişti. Birkaç günlük sabrın ardından yenemediğim merakımla içini açmıştım. Çalışma mekanizmasının her seferinde çalıp tekrar başa alan bir kasetten ibaret olduğunu anlamam da bu sayede olmuştu. Bir sonraki namaz vaktini Metallica’nın ‘and Justice for All’ şarkısıyla karşılayan anneannem ve arkadaşının yüz ifadelerini tebessümle hatırlıyorum (saat koltuğun kolçağına vurularak kırılmıştı). Hack bazen de böyle bir şey işte. Dikkatsiz kullanıcıyı sahte siteye yönlendirip şifresini kapmaktan ibaret değil hack. Bir şeyleri kurcalama, suyun akışını değiştirme ya da beklenmedik bir ‘fayda’ yaratmak da
var işin ucunda. 

Sadece kullan, kurcalama!
Ama bugünün kullanıcı eğilimi de ürün mantığı da hack kültürünün köküne kibrit suyu eken cinsten. Bir Apple Macbook kullanıyorum. İçini açmayayım diye endüstri standardı dışında vidalar kullanmışlar. İçindeki her bileşen anakarta lehimli. Yani işlemci değiştirmeyi geçtim, bellek yükseltmeme bile izin yok. Telefonum HTC One X’te vidayı geçtim, pile ulaşamıyorum. Çocukken otomobil motorunu tamir edecek kadar bilgiliydim. Bugün arabamın kaputunu açınca motor suyu kapağı dışında bir şey görmüyorum. Her şey dev bir plastik muhafazanın ardına gizlenmiş. “Sen elleme, servise götür” diyorlar. Telefonumuzun pillerini bile söküp takamadığımız dönemde kendine 123456 diye şifre seçen devletle dalga geçenlerin ‘terörist’ olarak anılması bu yüzden mümkün işte. Haydi şimdi biraz Angry Birds oynayalım. Kafamız dağılsın şöyle.