Halkına düşman iktidarların sonu

Kim derdi ki internet devrimlerle anılacak diye?

7 bin yıllık tarihi boyunca bugün adına Tunus dediğimiz topraklar gün yüzü görmedi. Kartacalılar, Roma İmparatorluğu, Araplar ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümranlığı ardından gelen finansal krizle akbaba gibi tepesine çöken Fransa’nın sömürgesi oldu. Bağımsızlığına kavuşması 1957’yi bulmuş. Bağımsızlık dediysek Ortadoğu-Afrika coğrafyasına has o garip ama gayet iyi bildiğimiz türden elbette.
Bağımsız Tunus’un ilk lideri modernleşme çabalarıyla çoğunun Atatürk’e benzettiği Sorbonne mezunu Habib Burgiba oldu. İktidarı ele geçirince (uğruna çektiği çilelerden olacak) 1987 yılında bir darbeyle devrilene kadar otuz (30) yıl koltuğundan kalkmadı. 

Yine gözümüzde gayet kolay canlanan bir şekilde kansız darbe sonrası iktidara gelen Zeynel Abidin Binali de ülkede yükselen işsizlik, enflasyon adaletsizlik, fakirlik ve yolsuzluklara rağmen her seçimde nasıl olduysa hep yüksek oy oranlarıyla koltuğunu yirmi üç (23) sene korudu. Bu süreçte Tunus sürekli çıtası yükselen yasaklarla nefessiz kaldı. Özellikle internet devletin yoğun baskısı altında ciddi bir sansür ve takibe sahne oldu.
Uluslararası raporlara göre Tunus, Vietnam ve Suudi Arabistan’dan sonra blog yazmak için en tehlikeli üçüncü ülke. Youtube, Myspace, Twitter, Flickr, Facebook ile bütün blog hizmetleri sansürlü.
* * *
Geçen ay dünyanın geneli yılbaşında alacağı hediyenin telaşındayken polisin seyyar arabasına el koymasına isyan eden 26 yaşındaki Tunuslu Muhammed Buzazi kendini ateşe verdi. Bu dehşet verici eylem Tunus’un yıllarca kabaran yüreğini taşıran son damla oldu. Bütün ülkede dalga dalga yayılan isyanı yeni yılın ilk haftasında can veren Buzazi göremedi ama Tunus onun sayesinde başlayan ‘Yasemin Devrimi’ ile tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Peki ateşi ilk kim yakmıştı? 53 senelik bağımsız tarihini baskıcı iktidarların kursağında bıraktığı heveslerle geçiren Tunus halkının fitiline ilk çakmağı 2010’a damgasını vuran Wikileaks belgeleri çaktı. Tunus’u yöneten Abidin Binali ve ailesinin yolsuzluklarından bahseden ABD raporları halk için malumu ilamdı ama Amerikan şahitliği ve Wikileaks’in uluslararası rüzgarı her şeyi farklı kıldı. 

Twitter ve Facebook’a bir şekilde erişebilenler sayesinde organize edilen eylemleri iktidar iki sene önceki İran ayaklanmasından aldığı dersle kanla bastırmaya çalıştı.
* * *
İnternet cephesindeyse şeytanın bile aklına gelmeyen bir yöntem icat etti. Erişim şirketlerinin sunucularına Facebook’a girenlerin şifresini çalıp yerel istihbarat servisine yollayan 10 satırlık bir uygulama yükledi! Bu sayede muhaliflerin Facebook şifrelerini (dolayısıyla yönettikleri sayfaları) ele geçirip örgütlenme ve propagandayla kirli bir savaşa girişti. 

Ama hiçbiri işe yaramadı. İsyanlar dalga dalga yayıldı. Binali panikle halkın gazını almak için sitelerdeki sansürü kaldırdığının müjdesini verdi. Ama artık kimsenin gözü internette değildi. Tarihte yaşananlara bakarak sonunu gören Abidin Binali, iki ay içinde seçim sözü vererek yıllarca kanını emdiği toprakları apar topar terk etti. Suudi Arabistan’ın bile koşullu kabul ettiği bir ‘istenmeyen’ olarak sürgünde istifasını sundu.
* * *
Aynı günlerde muhalif bloguyla başı çok derde giren; hatta işkenceler gören Slim Amamou Tunus Meclisi’nde Gençlik ve Spor Bakanı olarak yemin ediyordu... Ülkede işlerin artık eskisi gibi olmayacağı ortada. Bizim aklımızda kalansa internetin ülke ve halkların kaderinde çok önemli roller oynayabildiği, baskı ve sansürün bir işe yaramadığı ve bir halkı sonsuza kadar kandırmanın ve ezmenin imkansızlığı oldu.
Üstelik nasıl da tanıdık bir hikaye bu?