Hamallığa gerek yok, beyin bedava!

Her şeyin bir yerlerde kayıtlı olduğu düzende tembelleşen zavallı beyinlerimiz...

Bugün pek çoklarına Parisli o meşhur markayı çağrıştırsa da Hermes’in mitolojide çok başka bir karşılığı vardır. O, tanrıların elçisi bir tanrı ve ruhların kol gezdiği yeraltı dünyasının rehberidir. Sorumluluk alanı gezginlerin güvenliğini sağlamaktan ağırlık ve uzunlukların bekçiliğini yapmaya; ticaretten icatlara kadar uzar gider.
Marifetlerinden biri Hermes’i gözümde ayrı bir yere koyar: O yazı ve edebiyatın da mucididir.
Eflatun’un (ya da kimilerinin daha iyi bildiği adıyla Platon’un) anlattığına göre Hermes insanlığın en zayıf noktası olan unutkanlığa çare olarak bulduğu ‘yazma’ meselesini dönemin firavunu Tamus’a anlatır. Görevi icabı yarı-tanrı Tamus, Olimpos tanrılarından Hermes’in göremediği bir noktaya dikkat çeker. Unutmamak için her şeyi yazmaya başlayacak insanlar, bir süre sonra belleklerini çalıştırmadığı için her şeyi unutmaya başlayacaktır.
Yani Tamus’a göre Hermes’in şifası, aslında zehrin ta kendisidir! Üstelik matbaanın icat edilip kitapların elden ele dolaşmasına; hatta internet sayesinde dijitalleşip arama motorlarının marifetine kalmasına bin yıldan fazla zaman vardır.
* * *
Yaşadığımız evrenle ilişkimiz gereği birikimimizin yazılı kaynaklarla aktarımı kaçınılmaz. Her kuşaktan bir Pisagor yetişmesini bekleyerek ya da bir grubun diğerlerine sözlü olarak veri aktarmasıyla Jüpiter uydusundan örnek topladığımız bu günlere elbette gelemezdik.
Ama aynen Tamus’un dediği gibi ‘Bellek ancak sürekli çalışmayla diri kalacak bir armağandır’.
Bin sene sonra bu iddianın sağlamasını ABD’deki Columbia Üniversitesi’nden psikolog Betsy Sparrow yaptı. Science dergisinde yayımlanan (bit.ly/rgjZCT) araştırmasının başlığı ‘Google Effects on Memory: Cognitive Consequences of Having Information at Our Fingertips’. Özet çeviriyle ‘Bilginin parmak uçlarımızda olma halinin kötü etkileri’.
Sparrow’un dikkat çektiği nokta arama motorları yüzünden bilgiyi değil ona nasıl ulaşabileceğimizi ezberliyor oluşumuz. Bu durumu ‘Balığı yemeyi değil tutmayı öğrenme’ romantizmiyle yorumlamak mümkün. Ama bu bizi kurtarmaz.
* * *
Bir örnekle düşünürsek bugün artık Bulgaristan’ın başkentini öğrenmek yerine bu bilgiye ulaşmak için arama motorlarına hangi anahtar kelimeleri yazmamız gerektiğini belliyoruz. Elektronik rehberlerimizde kayıtlı olduğundan dolayı eşin, dostun; hatta kimi durumlarda kendi ev ya da işimizin telefon numarasını bile aklımızda tutamıyoruz. Şifrelerin yarısından çoğu 123456 ya da qwerty. Çünkü ezberleyemiyor, hatırlayamıyoruz.
Ve ne acıdır ki bütün bu acizliğimizin gölgesinde kutsal, kadim bir bilgi kaynağı olarak yüzümüzü çevirdiğimiz ekranlardan akan bilgilerin de bizim gibi acizler tarafından yazıldığını da unutuveriyoruz.
Işık hızıyla yayılan hurafeler, habis gibi yayılan dezenformasyonla toplaşan linç timleri bu yüzden.
Daha da ilginci, bu kırılgan yapının ortasında tekillik; yani singularity üstüne çalışmalar hızlanarak sürüyor. Ray Kurzweil konulu yazılarımdan anımsayabileceğiniz bu kavram, insan ve makinelerin yeni bir formda birleşmesini temel alıyor. Üstelik hiç olmadığı kadar olası ve talep edilir bir şekilde.
Ona da haftaya bakalım.

.