Hayatı silinen bir adamın hikâyesi

İnsanların korkuları vardır. Bir piyanistin parmaklarının kırılma korkusu, bir sirk cambazının orta kulak iltihabı olma korkusu, bir pazarcının sesinin kısılma korkusu...

İnsanların korkuları vardır. Bir piyanistin parmaklarının kırılma korkusu, bir sirk cambazının orta kulak iltihabı olma korkusu, bir pazarcının sesinin kısılma korkusu... Bilgisayara kafasını takmış insanların korkularıysa saymakla bitmez. Korsan saldırısı, virüsler, sistem çökmesi, yanlış bir hareketin ardından 'undo'suz kalma korkusu ve daha neler... Ama benim gibi bilgisayar paranoyağı bir insanın sadece bir korkusu vardı... O da oldu! Hem de dört kısım tekmili birden!
Bu haftanın başında Ankara'da ODTÜ'lü öğrencilere bir konuşma yapmış ve dönmüştüm. O mahmurlukla hayatımda ilk defa bir hata yaptım ve çantamı aracımın bagajında bıraktım. Hani 'Su uyur, düşman uyumaz'mış ya, doğruymuş meğer. Evime çıkıp inmemle
İstanbul'un en meşhur ve o oranda işlek hastanesi ve otellerinin önündeki sokakta camı patlak ve bagajı açık aracımla başbaşaydım. Buraya kadar hemen her İstanbullu'nun her an hazırlıklı olduğu bir tablo var.
Ama ya gidenler?
Şöyle kabataslak bir 'maddi' envanter çıkarttığımızda daha hâlâ taksitlerini ödediğim dizüstü bilgisayarım, Palm cihazım, cep telefonum, araç ruhsatım, konferans notlarım, yazmakta olduğum kitabın ana taslakları, Microsoft'un yolladığı XP işletim sisteminin evde yüklemek üzere aldığım beta sürümü, konferans sırasında topladığım ve benden cevap bekleyen insanların kartları ve bilgilerinin olduğu defterim gibi bir çanta içine sığabilecek muhtelif (böyle 'muhtelif' gibi bir lafın içine sığdırmak da ne büyük bir kolaycılık) eşyalarım gitti.
Zaten yukarıda sayılanların benim gözümde beş kuruş önemi de yoktu. Bakın yukarıdakilerin içinde neler gitti. Başta Radikal ve Finansal Forum gazetesi olmak üzere ilgilendiğim tüm sitelerin ana kopyaları, aktif hale getireceğim ekleri, 6 yıl boyunca yaptığım bazı önemli yazışmalarını yedeği, şimdiye kadar yaptığım konuşmaların bilgisayardaki ve tek kopya olan basılı metinleri, çeşitli yayınlarda yazdığım yazılar...
Bitti mi? Hayır. Bununla birlikte on binlerce dolarlık yazılımlarım, Palm cihazımdaki tüm telefonlar, önemli bilgiler, özel günler, telefonlar, adresler,
randevular... Bitti mi? Yoo! Cep telefonumda kayıtlı telefon numaraları.
Ve geçen gün fark ettiğim bir son darbeyi daha paylaşayım. İki hafta önce bu tip olası bir 'buharlaşma'ya karşı CD'ye aktardığım ana yedeklerim de gitti.
Nasıl, yeterli mi?
Şu anda hayata dair hiç bir kaydım yok. Masama bir tane normal bilgisayar koydum, günlerdir toparlamaya çalışıyorum. Hiçbir dostumun e-posta adresi, cep telefonu, iş telefonu, vs yok. Haftalar öncesinden kesinleştirilmiş randevularım ve konuşmalarımın hiçbirisinin gününü, saatini veya sorumlu kişilerini hatırlamıyorum. Tüm şifrelerin yenilenmesi, sistemin kontrol edilmesi, olası güvenlik açıklarının kapatılması, yeni bir SIM kart çıkarılması, kredi ve ATM kartlarının yenilerinin beklenmesi, aracıma takılmak üzere ABD'den yola çıkan parçaların beklenmesi gibi yeni uğraşlarım var. Kalabalık bir meydanın ortasına çırılçıplak atılmış gibiyim. Hayata nereden başlayacağımı da bilemiyorum. Oysa ben bu hafta muhteşem ODTÜ anılarımdan bahsedecektim.
Bu yazıyı okuyan ve benimle bir şekilde temaslarını sürdürmek isteyen dostlar mektup ve telefonlarını bana bir e-postayla yollasa... Ve kimse böyle bir duruma düşmese... Ve o hırsızlar ellerindeki bilgisayarın içindeki disklerin üstünde nelerin yattığını bir öğrenebilse de insafa gelse... Neyin bedelini ödedim ben acaba?