Her canlı fişlenmeyi tadacaktır

Vatandaşı takip etme iştahı zengin-fakir, demokrat-totaliter; hiçbir ayrım gözetmeden her devlette makul seviyede mevcut.
Her canlı fişlenmeyi tadacaktır

İnternet ve bize sağladığı araçlar sayesinde algımız ile gerçek arasındaki sis tabakası hayli kalınlaştı. Her gün, her şey biraz daha bulanıklaşıyor. Bir gerçeğin kabulü ile paylaşım sayısı arasında zihnimizde bir doğru orantı oluştu. İhtişamları ile övündüğümüz kutsallarımızın ne denli kırılgan olduğunu da öğrendik ayrıca. Öyle ki ne kadar ehil olduğu meçhullerin Twitter, Ekşi Sözlük ya da türevlerinde yazdığı birkaç satırla sarsılıyorlar.

Mısır’da yaşananları düşünelim. Bir dönemin reklamlarından kulağınıza aşinadır: “Bana göre süt, onlara göre şokolat”. Duruma yönelik iyi bir özet.

Bize silahlı kuvvetlerin (öyle ya da böyle) seçimle iktidara gelmiş bir yönetimi devirmesini darbe olarak öğrettiler. Peşine düzinelerce ‘ama’ bağlamak mümkün. AMA hiçbiri gerçeği değiştirmiyor.
Yine de herkes kendi gerçeğinin telaşında. Yansımalarını Wikipedia’da görmek mümkün. Hakikati inşa etme adına 3 Temmuz’daki ordu müdahalesini anlatan sayfada kıyasıya bir algı savaşı sürüyor (bit.ly/15ZN6FD). Bütün değişikliklerin kayda geçtiği Wikipedia’da ‘Talk’ sekmesine tıklayarak bu kapışmayı görebilirsiniz.

Özetle tarihi yazmak için darbe yapmak da yetmiyor artık. İnterneti de fethetmeli; sitelere, ağlara bayrağınızı dikmelisiniz.
Makaram sarı bağlar

Devletlerin internetteki her şeyden haberdar olma ve her şeye erişme hevesi Çin’den ABD’ye, İngiltere’den Güney Afrika’ya kabardıkça kabarıyor. Üstelik hiçbiri bu iştahı gizleme ihtiyacı da duymuyor.

Bu fetih oyununda sessiz bir sabırla haritanın en cazip karelerini ele geçiren (doğru tahmin!) ABD. Elektronik istihbaratta ulaştıkları ürpertici noktayı bir CIA yöneticisinin açıklamalarından birkaç hafta önce özetlemiştim (bit.ly/167i8hf).
Elbette resmi ağızlardan dökülenler artık bizim için yeterince acıtıcı olmayanlar. Gayri resmi sızıntılarsa sadece bizim değil, ABD’nin de canını acıtıyor. Son yazımda değindiğim küresel (yasadışı) gizli elektronik takip sistemi PRISM’i ortaya çıkaran Edward Snowden’in sığınacak ülke bulma adına diyar diyar kaçması da bu yüzden (bit.ly/15eII59).

ABD’nin ‘Ağ Güvenliği Anlaşması’ adlı protokolü iletişim güvenliğini sağlamak için bütün yurtiçi altyapıyı denetleme izni veriyor. İlgili kurumların bu yetkiden yola çıkarak küresel telefon ve internet trafiğinin yüzde 99’unu taşıyan sualtı fiberoptik kablolara saplama yaparak bütün iletişimi yasadışı takip ettiği ortaya çıktı. Upstream kodlu bu istihbarat yapısı PRISM ile ortak ilerliyordu.
Bununla da yetinmeyen istihbarat kurumları ülkedeki iletişim şirketleriyle ‘her konuda işbirliği yapmak’ üzerine gizli protokoller imzalamıştı. Bu kapsamda sadece Brezilya’da 2 milyar 300 milyon telefon görüşmesi ve kısa mesaj takip edilmişti. Çin, İran, Pakistan ve Rusya da öncelikli listedeydi.

Microsoft bu işbirliği kapsamında bütün Outlook ve Hotmail kullanıcılarının mesaj ve sohbetlerinin takibine izin vermişti. Ayrıca sahibi olduğu SkyDrive ve Skype hizmetleri de bu kurumlara açılmıştı.
HP, veri depolama hizmeti StoreVirtual’da gizli bir süper yetkili kullanıcı olduğunu ve 17 Temmuz’da bu açığı kapattıklarını açıkladı (o nasıl bir açıksa artık?).

Yahoo bütün bu olaylar süresince (isteklere boyun eğerken) kapalı kapılar ardında nasıl mücadele verdiğini açıklamak için çırpınıyor. Facebook ve Google’dan henüz ses yok.
Bu yasadışı faaliyetin beyni NSA ise kendi vatandaşlarının bilgi edinme hakkı kapsamındaki sorularını klişe bir cevapla geçiştiriyor (bit.ly/15ZWd9k).

Al sana değişim
Değişim vaadiyle iktidara gelen Barack Obama, George W. Bush döneminde başlayan bu çalışmayı engellemek bir yana, yıllık bütçesini 75 milyar dolara çıkararak değişimden anladığını özetledi. 

Şimdi istihbaratçılar “Biz sadece yabancı ülkeleri takip ediyoruz” diye savunmaya geçse de bunun internette bir anlamı yok. Bir Suriyelinin Facebook ya da Gmail’deki yazışmasını bu kapsamda takip etmeyi nasıl açıklayacağız mesela? Verinin sınırsız dolaşımda olduğu bir evrende bu bahaneye kim inanır? Kavanoza elini daldırıp bir avuç şekeri
mideye indirdikten sonra   ‘sadece limonluları seçtim’ demeye benziyor biraz. 

Olaylar eşelenince bu sürecin dış istihbarata yönelik yetkilendirme yapan 1989 tarihli bir mahkeme kararının 2008’de genişletilmesiyle başladığı ortaya çıktı (nyti.ms/15ZTjBg).
Özetle, 2004 yılından beri her internet ve telefon kullanıcısı ABD’deki bir veritabanında fişlenmiş. Üstelik bu devam ediyor.
Şimdi bunları aklımızın bir kenarında tutup kendimize bakalım. Bizde benzer neler oluyor ve bunlardan nasıl, ne şekilde haberdar olacağız?

YILDIZI PARLAYANLAR

PRISM skandalı sayesinde yıldızı parlayan hizmetler de oldu. Bunların başında kullanıcılarını takip etmediğini iddia eden arama motoru DuckDuckGo.com geliyor. 2008 yılında Gabriel Weinberg tarafından ABD’de kurulan site, ziyaretçilerine yönelik hiçbir kişisel veriyi saklamadığı için istihbarat takibine yönelik bir veri de içermiyor. Güncel gelişmeler yüzünden ziyaretçi sayısı ikiye katlanan sitenin ziyaretçilerinin yarısını ABD’li, diğer yarısını da çoğunluğu Avrupa’dan diğer internet kullanıcıları oluşturuyor.

İnananlar tarafından desteklenerek hayata geçen birçok yaratıcı fikre ev sahipliği yapan KickStarter üstünde yatırımcı bekleyen Plug adlı proje kişisel verilerin saklanıp korunmasında istihbarat kurumlarının erişiminden uzak yenilikçi bir model vaat ediyordu. 69 bin dolara ihtiyaç duyan proje şimdiden 600 bin dolara yakın destek aldı ve çalışmalara başladı. Detayları kck.st/1602iCF adresinden inceleyebilirsiniz.