Hevesi kursağında bir turist

Geçen hafta Web2.0 Expo için New York'taydım. Etkinliği düzenleyen Tim...

Geçen hafta Web2.0 Expo için New York’taydım. Etkinliği düzenleyen Tim O'Reilly, 1978 yılında kurduğu firmasından çıkardığı kitaplarla bilişimle ilgili herkesin en az bir tanesini okuduğu dev bir külliyat yaratmış isim. 2005 yılındaki ilk sayısından beri zevkle takip ettiğim Make ve henüz hiçbir sayısına bakamadığım Craft adlı iki de dergisi var.
Buna rağmen O'Reilly kendisini bir yayıncı olarak görmüyor. Ona göre yaptığı iş teknoloji transferi. ‘Yenilikçi insanların bilgisini yayarak dünyayı değiştirmek’ gibi bir tanımı da var ki katılmamak elde değil. O'Reilly aynı zamanda özgür yazılım ve açık kaynak akımlarının da önde gelen isimlerinden.
Tim O'Reilly’nin düzenlediği 12 etkinlikten biri olan Web2.0 Expo ise
adından da anlayacağınız gibi Web’in ikinci dönemini işleyen bir organizasyon. Web1.0 ile farkını bizzat O'Reilly güzel bir şekilde açıklamış olsa da Web2.0’ı (getir.net/y7t)
ayrı adacıklar olma yerine birbiriyle iletişim kuran site ve hizmetler; ziyaretçilerin sadece ziyaret etmekle kalmayıp içeriğe katkı sağladığı hatta bazen içeriğin kendisi olduğu yeni nesil yapılar olarak özetleyebiliriz.
Facebook, Twitter, Foursquare gibi onlarca popüler sitenin kurucularının yanı sıra onlarca yönetici, gazeteci ve dijital önder günler boyu paralel sunumlarda tecrübelerini ve geleceğe yönelik tahminlerini paylaştı. Her gün web girişimlerine milyonlarca dolarlık sermaye yatırımın yapıldığı bir şehirde, internetin öncüleriyle dolu salonlarda, her gün kullandığımız hizmetlerin mimarlarıyla zaman geçirmenin keyfini tarif etmek kolay değil.
Okyanus ötesinde tam bu heyecanın zirvesindeyken küresel internetin hangi yerel diliminde yaşadığımı hatırlatan haberi aldım: Video paylaşım sitesi
Vimeo kapatılmıştı!
İlk başta Vimeo olması garip geldi zira gayet sıkı bir içerik politikasına sahipti. Yüklenen her videonun özgün olması gerekiyordu. Televizyon görüntüleri dahi eklenemiyordu. Kuralı ihlal eden üye yüklediği videolarla birlikte siliniyordu. Aklıma hemen (pornografik değil) erotik unsurlar içeren sanat videoları geldi.
Araştırınca anladım ki mesele başka türden bir özgün erotik sanatmış...
Gizli çekim arşivinden yeni bir milletvekili kasedi servis edilmiş, ortam olarak da Vimeo seçilmişti. Başkan Kılıçdaroğlu Facebook’ta beğenmediği grupları sildirmek için nasıl zamanında Facebook’u kapattırmaya çalışmışsa (getir.net/p40), vekili de aynı şekilde sitenin nefesini kesmişti. Gücü henüz ABD mahkemelerine yetmediğinden New York’ta söz konusu videoyu izledim (pardon vekilim).
İncelemeye devam edince tam da tahmin ettiğim gibi videonun başka birçok ‘yeraltı’ video paylaşım ağına da kopyalandığını gördüm. Bu yazıyı yazarken hâlâ yerlerindeydi. Oysa vekilimiz en başta Vimeo’ya bir şikâyet bildirse site anında, sessizce silecekti. Belki bizlerin haberi bile olmayacaktı. Ama şimdi HEPİMİZ biliyoruz, HEPİMİZ izledik!
İktidarıyla, muhalefetiyle, hatta katkı maddeleri yüzünden beyni havasız kalan gazetecileriyle tam saha prese maruz kalan internetin her şeye rağmen girişimci ve kullanıcısıyla geldiği noktaya şapka çıkartmamak mümkün değil. Böyle bir düzende en fazla bu kadar olurdu zaten.
Bu olayı haber aldığımda insanların fikirlerini merak ettiğimden Facebook sayfamda konuyla ilgili bir tartışma açtım (onu da kapattırın!). Bence konuyla ilgili her açıdan görüşü derleyen iyi bir kaynak oldu. Katkı sağlayan herkese buradan teşekkür ederim (getir.net/y7y).
Web2.0 Expo’da o tartışma mesajlarına bakarken sosyal medyada sansürü konu alan oturumlardan birindeydim. Söz aldığımda sansürü anlatırken bile zorlandığımı hissettim. Çünkü oturumu yöneten de dinleyenler de sansürü gerçekte yaşamamıştı. Bildikleri teori ve yorumlardan ibaretti. Yapmaya çalıştığım şey bisiklete binmeyi anlatmak kadar boş bir çabaydı.
İfade etmeyi bile beceremediğimiz bir hücreye sıkışıp kalmışız. Kendimizi avutmak için bahaneler uyduruyoruz. ‘Vergi vermiyor, ofis kurmuyor’ gibi emsalsiz noktalara kadar gittik. O kadar işlendi ki bu mesaj, inananlar bile çıktı. Dünyada 223 ülke var; hangi birinde hangi sitenin şubesi var? Kim kime vergi veriyor? Hele bu ofis kurma ‘geyiğinin’ baş aktörü YouTube’un daha Türkçe hizmeti bile yok. Siyasi ikiyüzlülüğün yutturmacalarına bu kadar kolay kanmamız ne acı.
İnternet sayesinde sınırlar giderek belirsizleşiyor. Belçika’da yayımlanan bir hobi dergisinden haberimiz bile olmayacakken artık anlık takip edebiliyoruz. Kongo’dan satın aldığımız boncuk kolyelerle yerel hayır derneklerine bağış yapıyoruz. ABD’de gerçekleştirilen bir konferansı İstanbul’da
canlı izleyebiliyoruz. İran’daki halk ayaklanmasını, Japonya’daki penis festivalini, Pakistan’daki idamı, Rusya’daki inanılmaz trafik kazasını da... Ve bütün bu entegre olma sürecinde bizi yerimize çakan, dibe çeken prangalarımızdan kurtulmak istiyoruz.
Baskı ve sansür bizi törpüleyerek tek tip hale getirmeye çalışıyor ve ne acıdır ki başarıyor. Elimizden işimizi, ekmeğimizi alsalar hesabını sorardık. Peki ağzımızı, gözümüzü, kulaklarımızı kapatınca ne yapmalıyız sizce?