İran isyanından çıkan dersler

İran'da 12 Haziran'da gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinin bu kadar kanlı olayların detaylarına girmeden önce kabaca bir bilgi tazelemesi yapalım.

İran’da 12 Haziran’da gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinin bu kadar kanlı olayların detaylarına girmeden önce kabaca bir bilgi tazelemesi yapalım. İran İslam Cumhuriyeti’nde halk seçimle Cumhurbaşkanını, 290 koltuklu meclisin üyelerini ve dolaylı olarak 86 mücahitten oluşan bir üst grubun üyelerini belirliyor.
Meclisin belirlediği adayların halk tarafından oylanmasıyla sekiz yıllığına seçilen bu mücahitler grubunun özelliği devletin en üstünde yer alan ruhani lideri (şu an Ayetullah Ali Hamaney’in yer aldığı makam) seçme ve değiştirme yetkisine sahip olması. Bu grup aynı zamanda yasa ve düzenlemelerin İslami tarza uygunluğunu da denetliyor. Altı ayda bir toplanan bu alimler meclisinin tutanakları gizli ve dışarıdan sadece ruhani liderin katılımına açık.
İran anayasasına göre Cumhurbaşkanı dışişleri ve ordu dışındaki her konudaki en üst düzey seçilmiş yetkili. Bu makama aday olabilmek için 12 üyeli Muhafız Konseyi’nin onayı gerekli. Bu konseyin altı üyesi Ruhani Lider tarafından atanan imamlardan, diğer altısıysa avukatlardan oluşuyor.
Mahmud Ahmedinecad, ilk zaferini 2005 seçimlerinde Ekber Haşemi Rafsancani’ye karşı kazandı. 6 Ağustos 2005 tarihinde oyların yüzde 62’sini alarak ülkenin 6. Cumhurbaşkanı olan Ahmedinecad genellikle basına sivri demeçleri ve diplomasiyi umursamaz tavırlarıyla yansıdı.
Kasedi hızlıca ileri sarıp 12 Haziran 2009’a geldiğimizdeyse ülkenin gündeminde iki isim vardı. Mahmud Ahmedinecad ve ‘yenilikçi’ Mir Hüseyin Musavi... Gündeme pek yansımamış olsa da yenilikçi olarak tanıtılan Musavi aslında bizzat İslam devriminde rol almış ve Ahmedinecad’dan çok da farklı geçmişe sahip olmayan bir adaydı. İsrail’in varlığını reddeden, yahudilerin öldürülmesini destekleyen, 1979’daki meşhur 40 günlük ABD elçiliği baskınını savunan, yazdığı kitap yüzünden yazar Salman Rüşdi’ye Ruhani Lider Ayetullah Humeyni tarafından verilen ölüm fetvasını canla başla savunan biriydi. En büyük şansıysa nüfusun yüzde 60’ının 1979 İslam Devrimi dönemini yaşamayacak kadar genç oluşuydu. Ehven-i şer rolünü böyle üstlenebildi.
Seçimlerin sonunda resmi açıklamalara göre 2005 yılındaki ilk zaferini ABD Başkanı Obama misali ‘Bu mümkün ve biz yapabiliriz’ sloganıyla kazanan Mahmud Ahmedinecad oyların yüzde 62’sini alarak koltuğunu korudu.
Kıyamet de bundan koptu...
Seçim döneminde eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi tarafından desteklenen Musavi’nin taraftarları sokaklara döküldü. İddialarına göre hile yapılmıştı ve seçim yenilenmeliydi. Ruhani Lider ise bu iddiayı asılsız buldu ve reddetti. İran sokakları protestonun her türüyle çalkalanmaya başladı. Ülkedeki medya temsilcileri protesto ve iddialara yönelik haber ve görüntüleri aktarmaya başladı. Fransa’dan sonra dünyanın en büyük ikinci blog yazarı kitlesine sahip İran’da internet kullanıcıları sosyal medya sitelerinde anbean gelişmeleri dış dünyayla paylaşmaya başladı. Açılan özel bloglar eylemlerin organizasyonu için kullanıldı.
İşin boyutu öyle bir noktaya vardı ki, El Cezire televizyonu yaşanan olayları İslam devriminden bu yana ülkede yaşanmış en büyük isyan olarak tanımladı. Eylemler başkent Tahran ile de sınırlı kalmadı. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkenin İran Başkonsoloslukları çeşitli olaylara sahne oldu. Ayın 17’sine geldiğimizde olaylarda ölen sayısı 32’ye yükselmişti.
İran yönetimi sinyali almıştı. Hemen başta Facebook, Flickr, Youtube, Blogger, FriendFeed, Twitter gibi popüler sosyal medya sitelerinin tamamına erişim engellendi. Seçim gününde bile kendini gösteren şüpheli
cep telefonu şebeke arızaları sinyal karıştırma cihazları marifetiyle iletişimi imkânsızlaştırdı. SMS bile yollanamaz hale geldi. Televizyon sinyalleri bilinmeyen kaynaklar tarafından kesildi ya da bozuldu. BBC televizyonu buna karşı İran’daki ekibi için üç yayın uydusu kiraladı. Kolluk kuvvetleri yabancı haber ajanslarının çalışmaları engellendi.
Gözaltına alınan, tutuklananların sayısı yüzlerle ifade ediliyor.
Elbette karşı mücadele de hız kesmedi. Seçim öncesinde korsanların Ahmedinecad’ın sitesine yönelik saldırılarıyla başlayan (ve İran’da 45 dakika boyunca internetin kesilmesiyle durdurulan) internet etkisi seçimlerin öncesi ve sonrasındaki en belirgin unsur olarak dikkat çekti. Seçim sonrasında hedef olarak seçilen 12 kamu sitesi işlemez hale getirildi. Korsanlar forumlarda sıradan kullanıcıların siber eyleme katılmalarının yollarını öğretti.
Her taraftan kuşatılmış karşı cephe ve haberciler internetin arka sokaklarını kullanarak mesajlarını ve gelişmeleri dünyaya duyurmayı başardı. Youtube’da açılan özel kanallar ülkede devletin uyguladığı baskı ve şiddettin canlı yayın adresi oldu (getir.net/2qk ).
Özetle 2009 İran seçimleri bize çok kıymetli şeyler öğretti. Bu sayede artık toplumsal olayların her detayıyla kaydedilip paylaşılacağını, gündem üstünde devlet kontrolünün, sansürün imkansız olduğunu ve sosyal medyanın hiç beklenmedik alanlarda işe yarayacağını görmüş olduk.
Çağın iktidar teorisyenlerine ithaf olunur.