Kabahatin çoğu senin canım kardeşim

Yeni internet yasasının ardında hoyrat bir gücün doymaz iştahı var..
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim

Gündemdeki esas meseleye ve ona dair tartışılanlara bakınca aklıma hep Nasreddin Hoca’nın o meşhur fıkrası geliyor. “Teşbihte hata olmaz”diyerek hatırlayalım. Eşeği çalınan Hoca, arkadaşlarına dert yanarken biri ahırı neden kilitlemediğini, öteki nasıl fark etmediğini, beriki hayvanı neden iyi bağlamadığını sorar. Ardı arkası gelmeyen iğnelemelerin ardından Hoca dayanamaz patlar: “Ya hu iyi de hırsızın hiç mi suçu yok?”

Her gün oradan buradan üstümüze belgeler dökülüyor. Ses kayıtları, videolar, konuşma tutanakları, fotoğraflar... Belli ki hepsi bir davaya delil olsun diye toplanmış. Davaya dönüşemeyince kamu malına dönüvermiş. Hiçbir hukuki yaptırımı olmayan bizlere kalansa içinde akla, mantığa yer olmayan bu savaşta yüzümüze vurulan gerçekleri savunmak ya da ayıplamak.
Keşke bizim vicdanımızdan önce adaletin terazisi bunları tartsaydı. Olmadı. Neden olmadığını da hepimiz pekâlâ biliyoruz.

Kontrolsüz güç

Medya yöneticileriyle hükümet temsilcileri arasındaki telefon konuşmalarından sızanların anlattığı çok şey var. Geleneksel medyanın ne kadar güçlü ve kontrol edilebilir olduğu gibi... Bir aramayla değişen altyazılar, yayımlanmayan haberler, alt-üst olan kamuoyu araştırmaları ve daha kim bilir niceleri...

Demokrasi ve insan haklarına aykırı yeni internet yasasının kökeninde işte bu hoyrat gücün doymaz iştahı var. Sosyal medyanın da aynen başına memurlarını yerleştirdikleri gazeteler, televizyonlar gibi olmasını istiyorlar. Yetkililerin gözünden kaçan ‘yaramazlıklar’ olsa dahi bir çırpıda ortadan kaldırabilmenin hayalini kuruyorlar.

Ama bu çabanın diş macununu tüpüne geri sokmaya çalışmaktan öte olmadığını da göremiyorlar. Etraflarındaki görenlerin de görmesi gerekenlere söylemeye cesareti yok. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yayımladığı son rapora göre (bit.ly/M6EWFx) Türkiye’de 22 milyona yakın internet abonesi var (bunların ucunda kim bilir kaç kişi internete bağlanıyor?). Cep telefonu abonesi 69 milyona yakın. Başka bir deyişle nüfusun yüzde 91’i mobil dünyaya dahil olmuş. Bunların 48 milyona yakını 3G üstünden internete bağlı.

Deloitte Global Mobil Tüketici Anketi’ne göre 16-24 yaş aralığının yüzde 67’si, 25-34 yaş aralığının yüzde 73’ü, 35-44 yaş aralığınınsa yüzde 69’unun akıllı cep telefonu var. Tablet sahipliği de aşağı yukarı ayın oranlarda (bit.ly/M6Fmf6).

Tarihten yapraklar
Kendi aklıyla Başbakan (hatta yakın gelecekte Cumhurbaşkanı) seçebilen halkın internette neye bakıp bakamayacağını seçme hakkı yok. Yeni yasayla bu imkânsız göreve devlet talip. Senelerce sansürlediği YouTube’un aynı dönemde Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk 5 sitesinden biri olduğunu unutan devlet.
Onlara biraz tarihten bahsedelim öyleyse.

3 Mart 1991’de 15 kişilik Los Angeles polis ekibi bir soygundan dolayı aranan Rodney King’i aracında yakalar. Aracından çıkarır, yere yatırır ve gecenin karanlığında coplarla, tekmelerle, kabzalarla öldüresiye dövmeye başlar. O sokakta oturan bir vatandaşın şahit olduğu bu dehşet verici olayı el kamerasıyla kaydettiğinin farkında değillerdir (bit.ly/M6Gdwc).

Rodney King, normalde sıradan bir vaka olarak kayıtlara geçecek bu olaydan kafatasında 11 kırık, kalıcı beyin hasarı, parçalanmış dişler ve hasarlı bir böbrekle ‘kurtulur’. Ancak kaydın sahibi görüntüleri medyaya vermiştir. Televizyonlarda geniş yer bulan bu görüntülerin ardından ülkenin en büyük ayaklanmalarından biri başlar. Protesto için sokağa dökülen halkı bastırmak için polis yetersiz kalınca Kara ve Deniz Kuvvetleri’ne bağlı askerler ve Sivil Savunma Birlikleri olaya dahil olur. Gösteriler sona erdiğinde geride 53 ölü, 2383 yaralı, yerle bir edilmiş 3 binden fazla işyeri ve 1 milyar doların üstünde zarar vardır.
Bu olay bütün dünyaya vatandaşın elindeki kameranın gücünü göstermiştir. Kameralar tabancadan, toptan, tüfekten daha güçlü, daha etkili silahlara dönüşür. Ve her haksızlığın, baskının ve eylemin demirbaşı haline gelir.

Her şeyin daha hızlı, yaygın ve kontrol edilemez olduğu sosyal medya çağındaki emsal ise 2010 tarihine denk gelir.
Irak’ı özgürleştirmeye çalışan ABD güçleri 12 Temmuz 2007 tarihinde bir savaş helikopterinden aralarında çocuk ve basın mensuplarının bulunduğu sivilleri 30 milimetrelik top mermileriyle delik deşik eder. Bu seferki kayıt bizzat helikopterdeki askeri kamera tarafından yapılmaktadır. Bu korkunç kayıt 3 sene sonra vicdanına yenik düşen bir asker tarafından WikiLeaks’e verilir ve internete sızar (bit.ly/MNMl77). Seneler boyu Irak’ta gerçekte ne olduğunu haykıranların haklılığı ortaya çıkar.

Yeni internet yasasını “Yasak değil, özgürlük getiriyoruz” şeklinde savunan Başbakan çok da haksız sayılmaz anlayacağınız. Kastettiği özgürlük ABD’nin Irak’a getirdiği türden.

Ürkek serçe telaşı
Neredeyse herkesin HD video ve fotoğraf çekebilen telefonlara sahip olduğu, ücretsiz ve sınırsız kaynaklardan bilgi üretebilip, paylaşabildiği, her şeye ulaşabildiği bir devirde kadir-i mutlak iktidar özlemi... Ne diyelim; kolay gelsin.
Önümüzdeki dönem sıfır toleransla vatandaşın her adımını takip edip cezalandıran devletler ve elindeki güçle devleti her an denetleyebilen vatandaşlar arasındaki mücadeleye sahne olacak.
Milattan önce 460’lı yıllarda Atina’da dünyanın ilk demokratik rejimini kuran Perikles “Özgürlük onları savunmaya cesareti olanlarındır” demiş. 2500 yıl boyu pek yol alamamışız anlaşılan.