Kalbine de bedenine de sahip olabiliriz. Ama...

Teknolojiye dayalı tüketimin yeni bir rehabilitasyona dönüştüğü çağda sahip olduklarımız bir yanılgıdan ibaret.
Kalbine de bedenine de sahip olabiliriz. Ama...

'Şeytanın Avukatı’ filminde (ironik bir ayrıntı olarak) John Milton ismini kullanan Şeytan (Al Pacino), Tanrı’nın insanlara kurduğu düzeni şöyle tanımlıyordu: “Bak ama dokunma. Dokun ama tatma. Peki hadi tattın; ama sakın yutma!” Pek farkında olmasak da teknolojik cihazlarla olan ilişkimiz de benzer bir şekilde kurulmuş durumda.

Geçen sene Norveçli kitapsever Linn Nygaard, benim de kullandığım Amazon’un meşhur e-okuyucu Kindle’ına satın alıp yüklediği 60’ın üstünde kitapla yeni bir serüvene atılmıştı. Ama bir sabah dijital kütüphanesinin buhar olduğunu fark etti. Konuyu çözmesi için başvurduğu Amazon yetkililerinden site kurallarını ihlal ettiği için hesabının iptal edildiğini ve satın aldığı bütün kitaplardaki hakkını kaybettiğini öğrendi. Geri dönüş yoktu...

Amazon hiçbirimizin okumadan ‘ileri, ileri, ileri, kabul et’ ritüeliyle geçiştirdiği kullanıcı sözleşmesindeki hakkına dayanarak Nygaard’ın kütüphanesini uzaktan silmişti. 2012 yılında birçok habere konu olan bu gelişme sayesinde bütün dünya Amazon ve benzeri hizmetlerden kredi kartlarıyla satın aldıkları şeyleri aslında satın almadıklarını, sadece yaşam boyu kiraladıklarını ve Amazon’un içeriği uzaktan her an silebileceğini öğrendi.

Üstelik bu sadece Amazon’a has bir özellik değil. Dijital olarak satın aldığımız şarkı, kitap ve benzeri şeylere gerçekte (hukuken) sahip olamıyor, sadece kiralıyoruz.

İşler her an değişebilir

Aynı Amazon yine alabildiğine ironik bir örnek olarak kendisinden kaynaklanan bir lisans sorunu yüzünden bütün Kindle kullanıcılarının cihazlarından George Orwell’in ‘1984’ ve ‘Hayvan Çiftliği’ adlı romanlarını sildi.

Bunları mümkün kılan DRM (Dijital Hak Yönetimi) sistemleri sayesinde hizmet sunucular bir kitabı kaç gün okuyabileceğimize, bir filmi kaç kere izleyebileceğimize, bir şarkıyı kaç defa dinleyebileceğimize karar verebiliyor.

Özetle ‘gerçek’ kitaplarınızı, DVD, CD, plak arşivinizi çocuklarınıza bırakmanız ya da arkadaşlarınıza ödünç vermeniz mümkün ama cihazlarınıza (yasal olarak) aldıklarınızı; ya da daha doğru bir tabirle kiraladıklarınızı asla değil!

Bu durum sahip olduğumuz cihazlar için de benzer şekilde. Örneğin operatör kilidiyle gelen cep telefonu ve tabletler sıradanlaştı. Birçok kullanıcının internetten bulduğu basit, küçük uygulamalarla bu kilitleri aşması da öyle. Ama geçen aydan itibaren ABD’de bu işlem yasadışı ilan edildi. Yani cihazlarımız bile bizim değil özünde. Bütün dijital varlığımızı büyük bir hevesle ‘bulut’ dediğimiz bilinmezliklere aktarmak için yarışırken bu ayrıntıları akılda tutmakta fayda var.

Festival için üç tavsiye



İKSV tarafından bu yıl 32’ncisi düzenlenecek İstanbul Film Festivali 30 Mart - 14 Nisan tarihleri arasında 23 ana tema altında onlarca seçenekle filmseverlerin karşısına çıkıyor. Bu seneki yapımlar arasında dijital trendlere ilgi duyanlar için dikkat çekici birkaç örneğe dikkat çekmek istedim.

İhanet Oyunları

Tricked, konusundan çok ortaya çıkış şekliyle dikkat çekici. Bu sayfada sıkça değindiğim kitle kaynak (crowdsourcing) yöntemiyle bütçesini internetten toplayan yapımcılar senaryoyu, müziği hatta diyalogları dahi hayallerini fonlayarak destekleyen internet kullanıcılarından gelen yönlendirmelerle oluşturmuş. Bu süreçler filmin ilk bölümünde ayrıntılarıyla seyircilere aktarılıyor.

Yönetmenliğini Paul Verhoeven’in yaptığı filmin konusuysa kira geliriyle tatlı bir hayat süren çapkın Remco’nun eşinin düzenlediği 50. yaşgünü partisiyle değişen hayatı.
(11, 13, 14 Nisan /bit.ly/ZF3KFp)

İftira Ağı

5. kuşak Çin sinemasının önemli yönetmenlerinden Chen Kaige’nin filmi Caught In The Web, elimizdeki araçların başkalarının hayatları üstünde ne kadar etkili olabileceğine odaklanıyor.

İşe gidip gelirken bindiği halk otobüsünde bir gün yaşlı bir yolcuya yer vermeyi reddeden Ye Lanqiu (Yuanyuan Gao) büyük bir tartışmaya girer. O sırada otobüste bulunan bir gazeteci de olayı cep telefonuyla kaydederek internete aktarır.

Kulaktan kulağa yayılarak kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlenen bu video Lanqiu’nin hayatını karartır. Ülkenin gündemi haline gelen bu basit olay, Ye Lanqiu’yi bulmak ve cezalandırmak isteyenlerin cadı avını tetikler.
(31 Mart, 13 Nisan / bit.ly/ZF5bUi)

Disconnect

Whopper Freakout ve Pizza Turnaround gibi internetin en başarılı viral filmlerinin yönetmeni Henry Alex Rubin, aynı zamanda Cannes Lions Festivali kapsamında en çok ödül alan reklam yönetmeni unvanını da koruyor. Yapımcılığını üstlendiği ve 3 festivalde ‘En İyi Belgesel’ ödülü aldığı Freestyle ile kariyerini pekiştiren Rubin, İstanbul Film Festivali’nde Disconnect adlı filmiyle yer alıyor.

İnternetin günlük hayatımıza olumlu ve olumsuz etkilerini işleyen 2012 yapımı film ailesiyle iletişim kurmakta zorlanan cep telefonu bağımlısı bir avukat, porno site işleten bir genci haber yapmaya çalışan gazeteci, sırları internette ifşa olan bir çift ve oğlunun şiddete bağlı sorunlarıyla başetmeye çalışan eski bir polisin kesişen hikâyelerini işliyor.
(13, 14 Nisan / bit.ly/ZF35DO)