Kitabın derdi belli Peki ya e-kitabın?

Dijital kuşağın yaşam standartlarından biri de e-içerik. Ancak yayıncıdan satıcıya, devletten aracıya herkes o hatalarda ısrarcı

Ülke olarak okumaya karşı alerjimizi ebeveynlere bağlayanlar var. Peki onları okumaktan kim ya da ne soğuttu? Sobalarda kitap yakmak zorunda kaldıklarını hâlâ hatırlıyor oluşları mı dersiniz? Kitap okuma bir yana; tiraj raporlarına göre gazete ve dergi bile okumuyoruz artık. Özetle yeni okur yaratamıyoruz.
Bu sonuçta halkın gündeminden kopmanın payını da görmezden gelemeyiz. Yeni okuyucu kitlesi olarak akla ilk gelen genç kuşağın gerçek derdi gazete ve dergilerin sayfalarında yok. Onlar hangi mesleğe yöneleceğini kestirmenin, ülkedeki ve dünyadaki fırsatları görmenin; gazeteler ise Ergenekon duruşmalarının, Suriye gerilimlerinin peşinde. Bu frekans kopukluğunda gazetenin o kitle içinde fonksiyonu da kalmıyor elbette. Gazete okumak bir önceki kuşağın alışkanlığından öte bir şey değil artık.
Buna rağmen toplu taşıma araçlarında yanındakinin okuduğundan göz ucuyla nasiplenme gayretini görünce bütün teorilerim çürüyor. Hele gazete dağıtılan uçak yolculuklarında yolcuların bir tane edinebilmek için havada birbirini yemesine şahit olunca ayak toprağa basınca ne değiştiğini düşünmeden edemiyorum. Sorun ilk akla gelen ‘paralı olma’ konusu da değil. Çok yakın bir geçmişte Türkiye bedava dağıtılan gazete tecrübesini de yaşadı ama ‘olmadı’.
Gazete ve dergi okunmayan bir ülkede kitap da haliyle pek okunmuyor. Kimi zaman halkının cehaletiyle dalga geçme cüreti gösterdiğimiz ABD’de bile nüfusun yüzde 12’si kitap okurken (ki bizden dört kat kalabalıklar) Türkiye’de bu oran on binde 1 (bir). Kitap okumak için bir yılda harcadığımız toplam zaman bir günlük televizyon izleme süremize eşit (bu cümleyi bir daha okuyun isterseniz).
Yine de çok itip kakmayalım; okuma oranımız çok az da olsa artış gösteriyor. Büyük bir kitabevine girdiğinizde yeni çıkanlar reyonundaki çeşitler bile ümidi korumak için yeterli. Yüzde 70’i Marmara Bölgesi şehirlerinde olsa bile heveslendirici bir hareketlenme olduğu ortada. 

Zamanın ruhunu ıskalamak
Basılı yayınların açmazlarından bir diğeri erişim modeli. Her şeye cep telefonu, tablet ya da bilgisayar ekranından ‘istediği anda, hemen’ ulaşmaya alışmış bir kuşağı evinden çıkarıp bir şey satın aldırmak kolay değil. Kitap, dergi ve gazetede bunun karşılığı da elektronik versiyonlar. Yani e-okuyucular, tabletler ve dahası.
Dünyada e-içerik pazarını elinde tutan iki büyük güç var: Apple ve Amazon. iPad ile tablet pazarının yüzde 70’inden fazlasına sahip Apple’ın içerik dağıtım ağı iTunes, dünyanın en büyük kitap ve dergi satıcısı durumunda. İnternetin ilk e-ticaret sitelerinden Amazon.com’un Kindle cihazı e-kitap okuyucu pazarının yüzde 14’üne sahip ve ulaştığı hacim ise neredeyse rakiplerinin toplamı kadar.
Türkiyeli okuyucular bu iki dev oyuncudan mahrum. Ama sadece 2011’de 3,4 milyar dolar ciro yapan bu pazarda yerel girişimler yok değil. Örneklerden biri geçen sene kurulan Kitapyum. E-kitap dağıtımı konusunda birçok platformu destekleyen firma bu sene 4,5 milyon lira ciro hedefliyor. Sene başından bu yana bir milyon liralık bölümünü gerçekleştirmişler. Cihaz üreticileri, yayınevleri ve mobil operatörlerle yaptıkları işbirlikleri daha da parlak bir geleceğin habercisi. 

Yüksek maliyetin sırrı
Ne var ki Türkiye’deki yasal düzenleme ve yayınevlerinin yaklaşımı bu pazarı doğmadan öldürecek ya da tamamen korsan e-kitaba bırakacak gibi.
Darbeyi en başta devlet vuruyor. Kitaba uygulanan yüzde 8 KDV e-kitapta yüzde 18’e çıkarak ciddi bir ek maliyet doğuruyor. Mobil operatörler dağıtım ağlarına yaklaşımı ve tahsilat metotları yüzünden e-kitap satış gelirinin yüzde 65’ine ulaşan komisyonlar alıyor. Geleneksel kafalı yayınevleriyse hâlâ dijital sürümlerin fiyatlarını klasiğe yakın tutarak kâr marjını koruma derdinde (gazete, müzik ve film sektöründen ‘hiç’ ders almadıkları ortada). Bir kitabın basılı haliyle elektronik hali arasındaki fiyat farkı çoğu zaman 1 lirayı geçmiyor bile! (Bakın da görün: bit.ly/JPUIw4)
Dünyada da nispeten paralellik gösteren bu tutum Türkiye’de çok yaygın olmasa da yurtdışında şimdiden ciddi bir korsan e-kitap ve dergi kültürü oluşturdu (bit.ly/JPVHfQ). Biz ise bu filmin sonunu gayet iyi biliyoruz. Ama yapabileceğimiz bilmek ve yazmaktan öte değil ne yazık ki.
Kâğıt kokusu romantizmine kapılmışlara fazla kulak asmayın (ki çoğu yıllardır eline kitap bile almamış bir kitledir); gelecek e-yayınlarda.
Öyle ya da böyle bu dönüşüm olacak. Bu yeni çağa inanan bir avuç gönüllü şirket ve bizim gibi bir avuç okurun sabrı tükenecekmiş; varsın olsun.

Facebook bilgilerimizi güncelleyelim...
Hisselerini halka açmak için gün sayan Facebook, bir yandan da anavatanı ABD kanunları gereği ilgili kurumlara şirketle ilgili ön bilgilendirmeleri yolluyor. Pazartesi günü Menkul Kıymetler ve Takas Komisyonu’na sunduğu rapora göre Facebook’un en güncel ve resmi rakamları şöyle: 

* 901 milyon kayıtlı üyesi var.
* 526 milyon üye her gün ziyaret ediyor.
* 500 milyon üye mobil cihazlardan bağlanıyor.
* Mart 2012 itibariyle aktif (yani haftanın 6 günü ziyaret eden) üye sayısı 398 milyon.
* 2012’nin ilk üç ayında 872 milyon doları reklamdan olmak üzere 1 milyar 58 milyon dolar gelir elde etti.
* 2011-2012 arası yüzde 44,7 büyüdü.
* Her gün 3,2 milyar beğeni ve yoruma sahne oluyor.
* 125 milyar arkadaşlığı barındırıyor.
* Her gün 300 milyon fotoğraf yükleniyor.
* 42 milyon marka kendine sayfa açmış.
* Kendine ait bin 400 patenti var (650 tanesini
* 650 milyon dolara Microsoft’tan satın almış)
(Kaynak: 1.usa.gov/IneIJr)