Perde kapamak yasaklansa ne olur?

Dijital sosyalleşmenin altın çağında istediğimiz her şeyin paylaşılıp takip edilebilir olduğu illüzyonuna kapılmış gibiyiz. Peki ya istemediklerimiz?
Perde kapamak yasaklansa ne olur?

Pazartesi günü Yeni Zelanda’da koca bir salonu tıklım tıklım dolduran bir toplantı düzenlendi. Aralarında bir milletvekilinin de bulunduğu farklı sektörlerden saygın temsilciler meraklı bir halk kitlesinin önünde yürürlüğe girmek üzere olan GCSB kodlu yasayı tartıştı. Bu tasarı ülkede hizmet veren internet tabanlı hizmetlerin ‘ilgili’ birimlerin istediği zaman erişebilmesini sağlayacak bir açık kapı bırakmasını şart koşuyor. Fiziki şartlar da düşünüldüğünde devletin her eve bir kamera yerleştirmesi, kapı kilitlemeyi ya da perde örtmeyi yasaklamasıyla eşdeğer (ki bence bunların konuşulacağı günler de uzak değil).

Hukuksuz bir ABD baskınıyla gözaltına alınan ve bütün malvarlığına el konan MegaUpload sitesinin kurucusu Kim Dotcom, bizzat elektronik takip mağduru olan milletvekili Peter Dune gibi birçok isim bu toplantıda tehlikenin boyutlarını paylaşıp halkı direnmeye, itiraz etmeye davet etti.
İzleme konusu Yeni Zelanda için yeni bir gündem maddesi değil. Zira bu ülke Soğuk Savaş döneminden beri ‘Beş Göz’ olarak da bilinen ABD, Kanada, İngiltere ve Avustralya ile birlikte dev bir sistemin sabit bileşenlerinden biri. Dotcom, bu yapının parçalarından sadece biri olan X-Keyscore adlı sistemi casuslar için Google olarak tanımlıyor.

Vicdanın sesi kısık
Daha endişe vericisi, devletler artık vatandaşlarını takip etme isteğini gizlemiyor. Karşı çıkanı da affetmiyor. PRISM adlı ABD merkezli gizli küresel takip sistemini basına sızdırarak Rusya’ya sığınan Edward Snowden’in kullandığı şifreli e-posta hizmeti Lavabit’e yönelik hukuki takip buna en iyi örneklerden biri. Kullanıcılarının verilerini devlete vermemek için kapanma kararı alan şirket mahkemeye verilmiş durumda. ‘Delilleri yok etmek’ gerekçesiyle! Sitenin kurucusu Ladar Levinson o kadar korkmuş ki yaşadıklarını bile açıklayamayacağını söylüyor.
Güvenlik Uzmanı Louis Kowolowski ise işi daha da ileri götürerek takipten uzak e-posta sisteminin kendisinin boş bir hayal olduğunu savunuyor. Çünkü mesajın içeriği şifrelense bile kimler arasında yazışma yapıldığını saklamak mümkün değil. ABD’nin istihbarat merkezi NSA’in küresel telefon trafiği bilgilerini barındıran ShellTrumpet adlı sisteminin geçen sene 1 trilyonuncu veriyi işlediğini hatırlayınca işin vahameti daha iyi anlaşılıyor.

Verileri şifreleme olarak özetleyebileceğimiz kriptolojinin kullanımı sıradan kullanıcılar için fazlasıyla karışık. Bu yüzden ona bel bağlamak kolay değil. Üstelik mevcut haliyle kripto sistemleri bile güvenilir değil. Dünyanın en büyük hacker konferansı olarak kabul edilen Black Hat’teki Cryptopocalypse başlıklı sunum tam da bu konuyu işliyordu (bit.ly/1alNsKs). Bu alanda bireylerden hizmet sağlayıcılara kadar küresel bir yenilenmeye muhtacız. Ama böyle bir şeyin olmayacağını da tahmin edebiliyoruz.

Yağmur ile dolu arasında
Kullanıcılar olarak esas sorunumuz seçeneklerin aynı laciverdin tonlarında olması. Dahası, beklentilerimizle endişelerimiz arasında var olduğunu sandığımız çizgi giderek inceliyor. Sadece istediğimiz şeylerle ilgilenme, sadece merak ettiğimiz konularda haberdar olma ve geri kalan her şeyi görmezden gelme eğilimi standart ruh halimize dönüştü. Fakat bunu gerçekleştirmek için bizi takip eden sistemlerin aklına ihtiyacımız olduğunu görmezden geliyoruz.

Google’ın son patentlerinden birine bakalım (1.usa.gov/1d10kqi). Gözlerimizi takip ederek etraftaki reklamlarla ilgilenip ilgilenmediğimizi tespit etmeyi mümkün kılıyor. Google’ın bunu Glass adlı akıllı gözlüğü için düşündüğü kesin. Bizi alakasız reklamlardan kurtaracağı da. Ama bunun için nereye bakıp neyle ilgilendiğimizi sürekli takip eden bir gözlüğe razı mıyız? Belki de razıyız? Peki başka neyi takip ettiğini bilebilecek miyiz? Karar sizin.Mevcut duruma bakalım bir de. Akıllı televizyonlarda standartlaşan ya da Kinect, Playstation Eye gibi aksesuvarlarla televizyonumuzun tepesine yerleşen kameraların ne zaman çalışıp ne kaydettiğini, kime ne gönderdiğini nasıl kontrol edeceğiz?
Önümüzdeki hafta da bu konulara bakıp bir süreliğine bu paranoyak konulara veda edelim diyorum.

Mobİl cankurtaran
Teknolojiyle bezeli modern dünyanın en büyük tutkusu mobil cihazlar, en büyük korkusuysa şarjın bitmesi. Buna yönelik geliştirilen ilginç çözümlerden biri de ChargeCard. Özünde iki kredi kartı kalınlığında USB çıkışlı bir adaptör olan ürün Android ve iPhone cihazlarda pili doldurmak ya da veri transferi yapmak için adaptör, USB kablosu gibi şeyler taşımaya gerek bırakmıyor. Yaklaşık 2 ay sonra satışa sunulacak ve İlk etapta kısıtlı sayıda üretilecek ChargeCard 25 dolara ön sipariş topluyor (chargecardproject.com).

Heykeli dikileceklereKendinizin ya da sevdiklerinizin fotoğraf ve videoları onları bir anlamda ölümsüzleştirmek için en yaygın seçeneklerden biri. Ama ikisi de bir önceki yüzyıla dayanan teknolojiler. Üç
boyutlu yazıcıların altın çağına girdiği bu dönemde yeni trend gerçeğinden ayırt etmenin kolay olmadığı 3 boyutlu heykeller. Captured Dimensions şirketi
stüdyolarına gelerek özel cihazlarla fotoğrafladığı kişileri büst ya da tam gövde formunda farklı boyutlarda 3 boyutlu bastırabiliyor. Fiyatlar boyuta göre 450 ile 2300 dolar arasında değişiyor. Sitesindeki örneklere bakmanızı tavsiye ederim. (captureddimensions.com

Twitter’dan  yenİ bİr rekor
Şu ana kadar daha çok uluslararası spor karşılaşmalarında gözlemlenen Twitter mesaj rekoru geçen yıl düzenlenen Olimpiyatlar ve Wimbledon Tenis Turnuvası’na aitti. İngiliz Kraliyet ailesinin dünyaya gelen en genç üyesi de ayrı bir zirveyi oluşturmuştu. Sitenin resmi blog’unda yapılan açıklamaya göre 3 Ağustos’ta Japonya’da televizyonda yayımlanan Hayao Miyazaki imzalı Castle in the Sky animasyonu saniyede 143 bin 199 tweet ile hizmetin yeni rekorunu kırdı. Normal zamanlarda saniyede 5 bin 700 tweet yazıldığı düşünülürse bu rekorun anlamı daha iyi anlaşılıyor. (bit.ly/14WvCwc)