Pezevenk ve kavatlar arasında

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ?kavat?, pezevenkin Arapçası. ?Pezevenk? ise o bildiğimiz meslek grubunun Ermenicesi. ?Godoş? Ermenicedeki bir başka karşılığı.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ‘kavat’, pezevenkin Arapçası. ‘Pezevenk’ ise o bildiğimiz meslek grubunun Ermenicesi. ‘Godoş’ Ermenicedeki bir başka karşılığı. Bizde dümbük diye mis gibi bir karşılığı varken Yeşilay Cemiyeti Gebze Şubesi’nin interneti tanımlamak için ‘pezevenk ve kavat yuvası’ şeklinde bir tanımlama kullanması manidar bir tesadüften öte değil.
Resmi sitesine göre (getir.net/l2j ) işgal yıllarında dış mihrakların içki ve uyuşturucu sokmak marifetiyle memleketimizi dize getirme projesine karşı 1920’de kurulmuş Yeşilay 2008’de o dertleri temizlemiş olacak ki internete el atmış. O dönemki kurucusu Şeyhül-İslâm Haydarzâde İbrahim Efendi bileydi ki böyle teknolojiler çıkacak; o da bir çift laf ederdi muhtemelen.
Biz de bilmezdik tabi; Gebze Şube Başkan Yardımcısı Bilal Başkonuş’un verdiği bilgiye göre derneğin tüzüğünün 3. maddesine göre mücadele sathında meğer ekran ve fuhuş bağımlığı da varmış. Onlar da seksen sekiz yıllık gaflet uykusundan uyanarak olaya el koymuş ve (komik bir ayrıntı olarak) ‘internet’ sitelerinde konuyla ilgili ‘bilgilendirme’ çalışmalarına başlamış. Ama ne çalışma...
Siteden aynen aktaralım: ‘İnsanı insanlıktan sukut ettiren müstehcen sitelerle, pezevenklik ve kavatlık hizmetleri veren arkadaşlık odalarıyla, sanal kumar salonlarıyla, netlerde kurduğu şehvet dalgalarıyla insanları özellikle Müslümanları yoldan, dinden imandan, insanlıktan çıkarmaya başlaması işin vehametini gösteriyor.’
Meğer şeytan sadece yardım kuruluşu altında sadece dibini aydınlatan fenerleri değil, interneti de kullanıyormuş. Ve Gebze ne kutlu bir toprakmış ki böylesi hassas bir kurum ve yetkililerine ev sahipliği yapıyormuş. Hamd olsun...
İnsanoğlu merak eder, araştırır, öğrenir, keşfeder ve paylaşır. Böylece her yeni nesil öğrenmek için yeniden en başa dönüp kendi kısıtlı ömrü çerçevesinde uğraşmaz. Dünyadaki hakimiyetinin sırrı da bundan ibarettir. Yoksa hâlâ her yeni nesilde ateşi, tekerleği bulmayla uğraşır dururduk. Eğer herhangi bir başka hayvan ırkı da bunu başarabiliyor olsaydı, muhtemelen biz aciz insanlar bu topraklardan silinmek zorunda kalırdık.
Ama dünyanın en köklü sosyal bilgi platformu interneti de bu merak için, öğrenmek ya da en basitinden heves almak için kullanmak Türkiye gibi çok bilenlerin, halk yerine uzun uzun düşünenlerin olduğu diyarlarda kolay değil. Öncelikle bilgiler biz kafasız, sapkınlığa meyilli fanilerin kaldırabileceği tarzdan mı bakılması gerek.
Richard Dawkins’i bir Amerikan üniversitesindeki konferansın internet kaydından tanıdım. Kendisi Kenya doğumlu, Britanyalı bir etolog (hayvan davranışlarını inceleyen bilim). Aynı zamanda evrim teorisini temel alan bir biyolog.
Onu bütün dünyada tanınan biri haline getirense ateist görüşleri. Şüphecilikle beslenen, dini sorgulayan ve evrim teorisine yönelik savları irdeleyen keyifli, sıkmayan bir üslubu var. 1976’da yazdığı The Selfish Gene adlı eserinden sonra en büyük ilgiyi 2006’da yazdığı ve Türkçe’ye de ‘Tanrı Yanılgısı’ ismiyle çevrilen ‘The God Delusion’ adlı kitabında topladı.
Benim onla tanışmamı sağlayan ve sonradan Tanrı Yanılgısı kitabına temel oluşturan konuşmasında Dawkins Amerika’da aralarında koyu dinci, ılımlı ve seküler öğrencilerin olduğu bir konferans salonunda din, Tanrı, inanç, din adamları ve evrimle ilgili görüşlerini gördüğüm en sade ve eğlenceli dille anlatıyordu. Sıra sorulara geldiğinde özellikle dindar öğrenciler sert ve aksi sorular soruyor, o da sakin sakin cevaplıyordu. Kimse kavga etmedi, sandalyeler havada uçmadı, sloganlar atılmadı, etkinlik yasaklanmadı, polis salonu basmadı, kıyamet kopmadı...
Tanrı Yanılgısı kitabı İngilizce olarak çıktığında sesli kitap olarak dinledim. Türkçe çevirisi çıktığında inceleme fırsatı bulmadım. Ama birileri buldu...
Bir Türk kitabın halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini iddia ederek 2007’de suç duyurusunda bulundu. Görüşüne danışılan İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi de iddiayı destekleyince geçtiğimiz Mart ayında kitabın yayıncısı Erol Karaaslan’a dava açıldı. Karaaslan beraat etti, kitabın toplatılmasından da vazgeçildi ama bir başkası Dawkins’in en azından pezevenklerin, kavatların, dümbüklerin ve şeytanın yatağı internetten temizlenmesini sağladı.
NTV’nin haberine göre evrim teorisini destekleyen görüşlerinden dolayı mahkemeye başvuran Adnan Hoca olarak da bilinen Adnan Oktar’ın avukatları yazarın richarddawkins.net  adresindeki resmi sitesine erişimi engelleti!
Oktar ya da Dawkins; hangisi haklıdır; hangisi insanlık için daha faydalı ya da zararlıdır bilemiyorum ama fikrini yaymak için yıllarca mücadele veren birinin bir başka fikir adamını sansürle yenmeye çalışması kafamı fena halde karıştırıyor. Sizin içiniz rahat ediyor mu sahi? Konuyla ilgili getir.net/l2l  adresindeki haber ve yorumlar iç burkucu. Elbette okuyabiliyorsanız...
Önümüzdeki hafta bu topraklarda bütün bunlara rağmen neler yapılabildiğine bakalım.