Pireler filleri hep yutmayacak

Lise yıllarında nadiren katıldığım toplu etkinliklerden birinde Taksim Meydanı'nda buluşmak üzere sözleşmiştik. Zamanla damlayanlarla birlikte kaç kişi olduysak bir süre aramızda yaşça uyumsuz birkaç kişi belirdi.

Lise yıllarında nadiren katıldığım toplu etkinliklerden birinde Taksim Meydanı’nda buluşmak üzere sözleşmiştik. Zamanla damlayanlarla birlikte kaç kişi olduysak bir süre aramızda yaşça uyumsuz birkaç kişi belirdi. Biz yankesici mi diye dikkat kesilince ‘şüphelilerden’ birinin dili çözüldü: “Niye toplandınız gençler?”. Meğer sivil polismiş... Toplanmak hayra alamet değil zaten. Yürüyüşü var, eylemi var, sloganı var? Bunu kim göze alabilir, nasıl göz yumabilir?
Birlik olmanın gücünden hiçbir iktidarın, güç odağının memnun olmadığını bilsem de; yönetimlerin karşı önlem ya da düzenlemelerin de demokrasinin ölçüsü olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de en basitinden bir dernek kurmaya kalkarsanız, prosedür, şart ve yaptırımları görünce ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Alamet-i farikası topluluk kurmak olan internetteyse formül tam tersinden işliyor. Ne işe yaradığı belirli olmayanlardan bahsetmiyorum elbette. Facebook gruplarına üye olanların rakamsal anlamdaki çokluğu beni çok heyecanlandırmıyor örneğin. Oysa oradaki bütün yarış da bunun üstüne dönüyor gibi. Aralarında en dürüst olansa yeni keşfim; ismi ‘Durduk yere bir milyon kişi olalım’ (getir.net/wsn ). Nasıl ama? Gerçi 65 üyeyle daha epey yolları var ama belli mi olur?. Grubun açıklaması şöyle: bir toplanalım sonra ne yapacağımıza karar veririz. Haksız da sayılmazlar hani...
Pek üstünde durulmasa da internet toplulukları en büyük etkiyi ticari modeller üstünde ortaya koyuyor. Ticari zincir ve modeller tamamen dönüşüyor. En büyük etkileriyse kültür-sanatta.
Müzik yapım şirketlerinin yüz milyonlarca dolarlık lobi faaliyetleri yüzünden sektörün laneti gibi damgalanmış olmasına rağmen bugün internet yapımcılar, müzisyenler ve kullanıcılarla ortaklaşa yepyeni bir dünyayı kurguluyor. Maliyet, risk ve gelirin dağılımında farklı, demokratik ve adil bir dağılım ortaya çıkıyor.
Eskiden müzik trendleri ve toplum dinamikleri hakkındaki bilgisi son derece tartışılır bir avuç yapımcının iki dudağı (hatta bazen bacağı) arasında insaf arayan müzik heveslileri bugün onların insafına muhtaç değil. Artık albüm dediğimiz şeyi ortaya çıkartmak için milyonlara ihtiyaç yok. Evlerdeki mütevazı bilgisayarlarda bile pekala bir şeyler yapmak mümkün. Dağıtım ve tanıtım için internetten daha fazla imkana kimse sahip değil. Müzik internetten daha fazla hiçbir mecrada dinlenmiyor, izlenmiyor.
Hatta esas sorun müzik tüketiminin sektör tarafından ısrarla internet dışı mecralarda yapılmasındaki ısrar.
Öte yandan 2007 yılında tanıttığım Sell A Band ve benzeri girişimler bu imkanı birkaç adım öteye taşıyor (getir.net/wsp ). Bu tip yapılarda ‘yırtmak isteyen’ amatör müzisyenler eserleriyle kendilerini bir nevi borsaya açıyor. Şans verdiğiniz gruba ya da kişiye gücünüz ve inancınız ölçüsünde bir para yatırıyorsunuz. Toplanan para önceden hesaplanmış temel maliyeti karşılayacak seviyeye gelir gelmez sitenin arkasındaki yapımcılar o kişiye profesyonel koşullarda bir albüm ve klip yaparak tanıtıma başlıyorlar. Eğer tutarsa yatırdığınız paranın oranına göre siz de bütün gelirden pay sahibi oluyorsunuz. Üstelik istediğiniz her an yatırdığınız parayı koşulsuz geri alma şansınız da var.
Böylece dünün tüketicisi bugünün ortağı haline geliyor. Yapımcı katmanı yok olmuyor ama eski belirleyici konumundan, uygulayıcı konuma geliyor. Gelirse daha geniş katılımlı bir yapıda paylaşılıyor. Bu topluluğun ortak gücüyle kendine özel albümler yaptırması, yeni tarzlar yaratması da bir sonraki adımda göreceklerimiz arasında. Şu ana kadar sadece sellaband.com  sitesinde yer alan 3 bin 400’den fazla sanatçıya 65 bine yakın müziksever
2,5 milyon dolar yatırmış...
Benzer girişimler film sektöründe de var. Biracy Project bunlardan biri (biracy.com ). Aynen Sell a Band’de olduğu gibi burada da film projesi olanlar sinopsisi sitede paylaşıyor. Ziyaretçiler umut verdiği yapımlara bütçeleri doğrultusunda katkıda bulunuyor ve yapım hayata geçtiğinde toplam gelirin yüzde 32’sini kendi gibi diğer yatırımcılarla katılım payı oranında bölüşüyor. Benzerleri Türkiye’de de sessiz sedasız hazırlanıyor.
Çok daha oturmuş sistemlerse geleneksel tüccarlık kapsamında toplu alım avantajıyla önceleri sıradan tüketicilere asla nasip olmayan ekonomik modelleri yarattı. Evinize bir tencere satın alırken aldığınız fiyatla 999 tane daha istediğinizde alacağınız fiyat arasındaki farkı tahmin edebilirsiniz. Peki nereden bulacaksınız tencere almak isteyen 999 kişi daha? Doğru tahmin!
Şu an yerli yabancı yüzlerce site bir araya getirdiği insanların gücünü alımlarda fiyat avantajı sağlalamak üzere kullanıyor. Birlikte sipariş verdiği kişilerin adını bile bilmeyen yüzlerce, binlerce kişi toplu alım avantajıyla kara geçiyor. Arada bayilerin yok olduğu ortada ama sonuçta bu hizmeti veren site de bir bayi, değil mi?
Bu topluluk etkisinin yakın gelecekte daha çok fırsat barındırdığı aşikar. Varlığını mevcut geleneksel yapının devamına borçlu olanların bunların ne kadar farkında olduğuysa tartışılır.