Sanıyoruz ki 2009 bitiyor

Bir yıl daha bitiyor... Televizyondaki yılbaşı programında neler olacağına dair heyecanımız tükeneli çok oldu. Piyango bile seçenek enflasyonundan anlamını yitirdi. İstanbul'u düşünürsek, kar yağışı da epeydir 'sıradışı'...

Bir yıl daha bitiyor... Televizyondaki yılbaşı programında neler olacağına dair heyecanımız tükeneli çok oldu. Piyango bile seçenek enflasyonundan anlamını yitirdi. İstanbul’u düşünürsek, kar yağışı da epeydir ‘sıradışı’...
Ama yine de bir heyecan var, değil mi?
Yeni bir ilişkiye başlar gibi. Karşına çıkanın bir öncekindeki kötü huyların hiçbirine sahip olmadığı rüyası. Bu inancın verdiği huzur. Aranan asıl şeyin huzur olmadığını unutmanın rehaveti.
Yeni bir işe başlar gibi. Bütün yetenekleri döküp saçıp, bütün aferimleri alma heyecanı. Birkaç günlük ömrü olan pazartesi diyetleri, aybaşı kararları, zaaflara iradeyle meydan okuma gayreti...
Her şeyin aynı olacağını bal gibi biliyoruz ya, yine de en insani yanımızla karşı koyuyoruz. Yaşamanın anlamı biraz da bu galiba.
Zaman dediğimiz şeyin ne kadar belirsiz ve değişken olduğunu unutuyoruz. Doğa olaylarına endeksli de sansak; örneğin Roma İmparatoru Sezar’ın borcunu ertelemek için çevirdiği dolapları nasıl unutmuş olabiliriz? Vadesi gelen borcunu ödeyemeyince zamanı geri alan Sezar’ın gücü hangimizde var? Temmuzda hesabını kapatacak alacaklınızın kapısına dayandığınızda “Daha temmuz olmadı, şu an nisan” dediğinde itiraz etme şansınızın olmadığı bir dünya.
Bundan 2055 sene önce İmparator Jül Sezar (Julius Caesar) 712 yıldır süregiden takvimi değiştirme kararı alır. Ocakı yılın ilk ayı yapar, şubata 28 günü layık görür ve kalan aylara sırasıyla 30 ve 31 gün serpiştirir. Jül’ün ölümü ardından tahta geçen Augustus, kendi adıyla anılan ayın (Ağustos) 31 değil de 30 günden oluşmasını şanına yakıştırmaz ve ani bir kararla ağustosu da temmuz gibi 31 günden oluşturur.
Bitirmek üzere olduğumuz yıla dair bile çok farklı sonuçlara ulaşmak mümkün. Örneğin İsa’nın doğumundan 622 yıl sonraya gelen göçü (hicret) milat sayan, 1 yılı 354 günden oluşturan ve Osmanlı döneminde bizim de tanzimata kadar kullandığımız Hicri kameri takvime göre 1431; güneş ve ayı temel aldığı için bir yılı 365 günden oluşturan Şemsi takvime göre 1388; Rumi takvime göreyse 1425 yılındayız. Papa 13. Gregory’nin 1582 yılında oluşturduğu ve bizim de kabul ettiğimiz Gregoryen takvime görey şu an 2009 yılındayız. Bir de gündeme 2012 yılını getiren Maya takvimi var ki o da meraklısına ayrı mevzu.
Tepemizde dönüp duran Ay’a göre oluşturulan takvimlerin kökeni 12 bin sene öncesine dayansa da zaman konusunda hâlâ mutabık kalamamış olmamız düşündürücü. Bu binlerce sene içindeki yanlış hesaplama, Güneş yerine Ay’ı belirleyici sayma gibi sebeplerle arada kaynayıp, yok olup giden yılları düşünün bir.
Saate yönelik fikir birliğine ancak 1 Ocak 1972 tarihinde varıldığını düşününce şaşırmamak elde değil. O tarihte konuyla ilgili bütün yetkililer toplanıp ‘Uluslararası Atom Zamanı’nı (TAI) standartlaştırmışlar. Halen kimi alanlarda kullanılmakta olan Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC) ile TAI arasında bile saniye farkı var. 2009’da aradaki fark 34 saniyeydi. ‘34 saniye de nedir canım’ diyenlerin parmağını bu kadar süre ateşte tutarak hem bu sürenin uzunluğunu hem de bu sayede zamanın görecelik kuramını (izafiyet teorisi) anlamasını isterim.
Yaz saati, kış saati derken karışan saatleri düşünelim bir de. İçinde bulunduğumuz saat aslında kaç, düşünüyor muyuz? Güneşe hükmedemiyor oluşumuzun getirdiği bu yapay müdahale bir yana ‘zaman dilimi’ dediğimiz kavramı da unutuyor olamayız. Hani şu Türkiye’yi Britanya’ya göre 2 saat ileri götüren. Peki neden saate bakan Edirne ve Karslı’nın aynı zamanı görüyor da günde 5 vakit namazı, Ramazan’da iftarı hayli farklı zamanlarda kılıyoruz? Bunun da açıklaması var. Her şeyin olduğu gibi.
Bütün bu karmaşaya son vermeyi hayal edenlerden biri de İsviçreli meşhur saat üreticisi Swatch olmuştu. İnternet devriminin kitlelerle tanışmaya başladığı 1998 yılında Swatch İnternet Zamanı adlı bir sistem icat etmişti. Amacı zaman dilimlerini ortadan kaldırarak internette herkesi ortak bir ana yerleştirmekti. Beat adı verilen zaman biriminin her biri
86,4 saniyeye denk geliyordu. Merkez noktası olaraksa Swatch’ın kurulduğu Biel’i alıyordu (http://getir.net/euj).
O dönem aralarında CNN’in de bulunduğu pek çok site, dönemin lideri Ericsson’un cep telefonları  ve birçok bilgisayar yazılımı bu zaman dilimini destekledi. Ancak dünya (en azından o dönemde) bir sistemi daha hazmedemedi.
Hepsi bir yana öğleni 12, akşamı 19, geceyi 24 yapan şey nedir? Kimler vermiştir bu kararları? Ve etrafınıza bakın; şu an cidden saat kaç? Benim etrafımdaki analog her saat başka bir zamanı gösteriyor. Mutfaktaki fırının üstünde yer alan dijital saatse Türkiye’nin dalgalı voltajından ötürü hep geri kalıyor. Bilgisayarlarım saatleri ayarlama enstitülerinden bir şeyler çekiyor; doğru olduğunu varsayıyorum.
Bizim 2010 diye beklediğimiz yılın Çin takviminde 4707 yılına denk geliyor olduğunu anlatıp iyice kafa karıştırmak da istemiyorum.
Ama şimdi boşverelim hepsini. Sağlıklı, mutlu ve bereketli bir yeni yıl bizi bekliyor.