Sansürün tanıdık ayak sesleri

Şiddetin, baskının, sansürün, yasakların ne kadar yaratıcı başlıklar altında ve nasıl sinsice geldiğini tarihteki birçok örnekten bellemiş olmalıyız. Bir kriz kopar, olağanüstü bir durum olur ve önceden yazılmış bir protokolü uygular gibi bütün mekanizmalar bir anda olayla ne alakası olduğunu düşünmeye fırsat bile bulamayacağınız bir sürat ve söz birliğiyle planları işletmeye başlar.

Şiddetin, baskının, sansürün, yasakların ne kadar yaratıcı başlıklar altında ve nasıl sinsice geldiğini tarihteki birçok örnekten bellemiş olmalıyız. Bir kriz kopar, olağanüstü bir durum olur ve önceden yazılmış bir protokolü uygular gibi bütün mekanizmalar bir anda olayla ne alakası olduğunu düşünmeye fırsat bile bulamayacağınız bir sürat ve söz birliğiyle planları işletmeye başlar. Zamanla yöneticilerin o uygulamalar için halka gösterdiği sebeple ortaya çıkan sonuçtaki uçurum bariz hale gelir ama o zamana kadar o yasağın, yaptırımın ya da yönetmeliğin neden başladığı unutulur gider.
Kurdun puslu havayı sevmesi misali, hükümetler de baskıcı hayallerini ortaya koymak için kriz anlarını bekler. İki uçak iki gökdelene girer ve 'özgürlüklerin diyarı' bir anda tarihinde görmediği faşist, baskıcı ve hudutsuz bir yetkiyi bir avuç insana devreder. Bir metroda bomba patlar, sokaklarda Müslüman'a benzeyen tipler gerekçesiz gözaltına alınmaya başlar.
Türkiye'nin toplumsal belleği hakkında az çok fikir sahibiyiz. Ancak görünen o ki bu sıklık bizde tecrübe yerine 'şamar arsızlığı' benzeri bir duyarsızlık yaratmış.
Her şey aslında 2001 yılında gündeme gelen yeni RTÜK düzenlemeleriyle başladı. O dönem bir avuç insan epey kovalamamıza rağmen kimin aklından çıktığını bulamadık ama birileri taslağa 'internet sitelerinin sayfa fotokopilerinin yerel yönetim temsilcilerine iki kopya bırakılması' gibi bir şey sokmayı başarmıştı. Yani web sitesi sahipleri yarattıkları her sayfadan iki çıkış alıp bunu bir yerlere bırakacak, onları biri alıp (belki) okuyacak, (mutlaka) arşivleyecek, bunun masrafları için de (muhtemelen) belirli periyotlarla harç, vergi, fon gibi bir şey icat edilip dünyanın yine başka hiçbir yerinde olmayan internet yayıncılık katkı payı garabeti hayatımıza girecekti. Üstelik her değiştirilen sayfa yeniden yollanacaktı.
Bugün 16 milyona ulaşan internet nüfusunun muhtemelen tamamına komik gelen bu uygulamaya o dönemde 'Bu saçmalık nedir?' tarzındaki çıkışlara karşı çıkanlar olmuştu. Ancak öylesine kitlesel bir cephe oldu ki karşılarındaki geri adım atmak zorunda kaldılar. Yoksa bugün bu sayfalarda arada sırada 'Sitesinin güncel kopyasını yollamadığından dolayı bilmem kaç lira para cezası yedi' başlıklı haberler görüyor olacaktınız. O dönemdeki 'hata' ortada bir kriz yokken durduk yere bu tasarının ortaya çıkmış olmasıydı. Oysa çok daha mantıklı bir komplo kurulabilirdi.
Geçtiğimiz sene fırsatlar biraz daha iyi değerlendirildi. Uluslararası operasyonlar sonucu yabancı güvenlik güçlerinin bizim yetkililere ulaştırdığı bilgiler sonucunda toplasanız bir asansörün içini bile doldurmayacak bir grup sapkın yüzünden ortalık birbirine girdi. Olmayan, yalan yanlış raporlarla Türkiye çocuk pornosunun peşinde en çok koşan ülke ilan edildi, sonra aslında çok daha önce gerçekleşmiş takip sonuçları güncel olaylarmış gibi ısıtılıp önümüze konuldu... O günlerde Başbakan konuşmalarında ilk sinyalleri vermişti ama herhalde ciddiye alan olmadı.
Sonra bir milletvekili TC kimlik numarasıyla internete girilmesini teklif etti. Bir diğeri aralarında Google'ın bile bulunduğu uluslararası bir komisyon kurup olaya el atmaya kalktı. Kendi hükümetine bile abonelerinin arama kayıtlarını vermeyi reddederek mahkemelik olan Google...
Sonra ülkeyi sarsan Hrant Dink cinayeti gerçekleşti. Porno operasyonunu İnterpol sayesinde yürüten güvenlik güçleri, olay yerinde (İstanbul'un en işlek birkaç caddesinden biri) kendi güvenlik kameraları olmadığı için katili de olay yerindeki esnafın güvenlik kamerasından tespit etti. İhbarı oğlunun yere serdiği cesede televizyon ekranında gözyaşı döken annesi yaptı.
Bunca tesadüf sonucu yakalanmasından olacak ki polisler bile katile milli kahraman muamelesi yapmanın acayipliğini düşünemedi. Öyle ki üstünün bile doğru dürüst aranmadığı dört gün sonra üstünde bulunan SIM kartlarından belli oldu.
Bunca amatörlüğün, geç kalınmışlığın, iş bilmezliğin hesabı sorulmadı ama neyse ki ülkeyi ikiye bölen bu cinayetin beyni hemen bulundu: internet! Bu insanları internet bu hale getiriyordu... Konuşmalarında da dile getirdiği gibi Başbakan kendisine çekidüzen vermeyen internet kafelerde neler olduğunu gayet iyi biliyordu. Kendilerine gelmeliydiler. Üstelik millet o meşhur posterde de değinildiği gibi kendi kaderine de bırakılamazdı. Bir kurul ihtiyacı vardı. Hemen konuyla en ilgili kişiler toplanıp kararlar almalı, bir şeyler yapmalıydı.
Haftaya hem şu kurulacak komisyonu, hem hazırlanan yasa tasarısını hem de böyle değneği aba altından usul usul gösteren ülkelerde ses çıkarmayanların nasıl bir hayatın içine düştüklerini inceleyelim, ne dersiniz?