Siz insansanız 'bunlar' ne?

Körlerin gördüğü, sağırların duyduğu bir dünyada onlarca metre zıplayıp, yüzlerce kilometre hızla koşan robot akrabalarımız olabilir. Arayı iyi tutmakta fayda var.
Siz insansanız 'bunlar' ne?

Şimdilik uzuvlarını kaybedenlere yeni bir hayat sunan cihazlar yakında tüm insanlığı yeni bir ırka dönüştürebilir.

Bizde daha çok Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın muhteşem oyunculuklarıyla hafızalara yerleşen Cengiz Aytmatov’un ‘Selvi Boylum, Al Yazmalım’ adlı eserinin sonunda iki sevda arasında kalan Asya, iç sesiyle düşünürken hepimize on tonluk bir soru sorar: Sevgi nedir? Ardından kendi cevabını verir: “Sevgi sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeği; iyilikti sevgi. Sevgi emekti.”

Gerçi eserin yazarı Aymatov sonradan fikrini değiştirmiştir. Ölümünden önceki son söyleşilerinde sevgide emeğin şart olmadığına karar verdiğini söyler.

Sevgi böyledir de insan nedir? Bizi biz yapan nedir? Daha genel bir bakışla biz kimiz?

Seyirci joker hakkı

Felsefenin cevabı uğruna yüz yıllar boyu epey kafa yorduğu bu soru teknolojinin gelişimiyle çok daha karmaşık bir hal alıyor. Mesela biz eğer sesimiz, bedenimiz, fikrimiz, düşünme ve karar verme yeteneğimiz, duygularımız isek dijital suretlerimiz bizi devam ettirebilir mi?

Geçen haftaki yazımda Fütürist Ray Kurzweil’in teknolojinin gelişimine dair öngörülerinden söz etmiştim. Kuantum bilişim gibi bir teknolojik sıçrama gerçekleşmese bile bugünkü ilerleme hızımızla 2050 yılında insan beynine denk işlem ve depolama yapabilen sistemler kurabileceğiz. Çok değil; 37 sene sonradan söz ediyoruz.

Diğer yandan dijital hizmetlerle bugünkü iletişim şekil ve hacmimizi düşününce o yıllarda dünya nüfusunun büyük bir bölümünün hayatının her anını Facebook zaman tüneli benzeri hizmetlerle kaydetmiş olacağını tahmin etmek güç değil. Dahası o kapasiteyle beynimizi, içindeki her şey ile dijitalleştirip bir kenarda saklayabilme gücüne kavuşacağız.

Ya da (daha düşündürücü olanı) his, düşünce, tepki ve anılarımızı barındıran paylaşımların dijital artıklarıyla sahiplerini dijital olarak tekrar yaratabileceğiz.

Kabuktaki hayalet

Peki bu devasa veri yığınını insan beynine denk, öğrenebilen bilgisayarlarda ‘yaşatmaya’ başlarsak hangimiz gerçek biz olacak? Diyelim ki öldük (ki buna henüz çözüm yok); dijital bir suretimiz elektronik bir formda yaşamaya devam edebilecek mi? O zaman ne olacak? Örneğin hukuki düzenlemede bu elektronik varlıklar nasıl temsil edilecek?

Haklarımıza sahip olacak mı? Kararlar verebilecek mi? Kulağa ‘uçan otomobiller’ türünden bilim-kurgu martavalları gibi gelse de bu gelişmeler gayet olası. Sorduğum sorular bir gün gündelik hayatın tartışmalarına dönecek.

Ne mutlu ki şimdilik insan ile makineleri huzur ve güvenle birbirinden ayırabildiğimiz bir dönemdeyiz. Ama bu da bir başka yanılgı. Bugün binlerce insan çeşitli sebeplerle makinelere bağlı yaşamlar sürüyor. Kiminin kalbini, kiminin ciğerini, kiminin elini, kolunu makineler yönetiyor (ya da taklit ediyor).

Biyonikgillerle tanışın

BrainGate şirketi beyin dalgalarıyla kontrol edilebilen uzuvlar üretiyor (braingate.com). Böylece kolu, bacağı olmayan insanlar düşünce gücüyle vücutlarına takılan, beyinlerine bağlı yapay uzuvlarla hareket edebiliyor. 2005 yılında haberini yaptığım boynundan altı felçli Matt Nagle, beynine takılı bu çip sayesinde düşünceleriyle bilgisayarını ve yapay elini kontrol edebiliyor (bit.ly/13wHIbu). 2008’de Cathy Hutchinson adlı bir felçli aynı cihazın daha gelişmiş bir türeviyle beyni doğrudan bir makineye bağlı ilk insan oldu (isimlerini Youtube’da arayarak videolarını izleyebilirsiniz).

Beyin dalgalarını okuyan cihazlar artık teknoloji mağazalarında birkaç yüz liralık etiketlerle satılıyor (bit.ly/13wIRjf). Ne yapacağınız size kalmış.

ABD ordusu adına çalışan, adlarını pek duymadığımız firmalar askerlerin biyonikleşmesi uğruna amansız çalışmalar yapıyor (İki yıl önce bazı örneklerini paylaşmıştım: bit.ly/ULNkYT). Takılıp çıkarılabilen protezlerle daha iyi duyan, daha iyi gören; vücuduna eklediği portatif pistonlar sayesinde onlarca metre atlayıp, tonlarca şiddetle yumruk atabilen, giydiği ince ve hafif giysisiyle yanmaya, kurşuna ve her türlü darbeye dayanıklı yarı-robot askerler bugünden test ediliyor. Mertliği bozan sadece delikli demir olmayacak anlayacağınız. Geçen sene İngiltere’de Robert MacLaren ve Tim Jackson adlı iki bilimci, yerleştirdiği elektronik retinanayla iki körün az da olsa görebilmesini sağladı. Yarın bir gün daha gelişmiş bir örneğiyle kilometrelerce öteyi görebilme yeteneği kazanabiliriz pekâlâ.

Second Sight adlı şirket özel bir gözlükle okunan metni körlerin beyninde Braille alfabesi olarak canlandıran bir cihaz geliştirdi (bit.ly/13wLaCV). Aynı cihazla yarın bütün yabancı diller beynimizde otomatik olarak kendi dilimize çevrilebilir belki de; neden olmasın?

Yine geçen sene alerjik rahatsızlığından dolayı okuluna devam edemeyen 5. sınıf öğrencisi Devon Carrow, robotuyla eğitim alma iznine kavuştu (vgocom.com). Carrow bu sayede okula gitmeden evinden kendisini temsil eden robotuyla okulundaki her ders ve sınava katılabildi.

Ofis çalışanları için Anybots adlı bir alternatif şimdiden bazı işyerlerinde kabul ediliyor (anybots.com). Bir robot bizi bugün bile temsil edebiliyor anlayacağınız.

Sonuç olarak rutin gündemimizden farkına bile varamadığımız birçok gelişme çok farklı, gizem ve bilinmezlikle dolu bir geleceği bugünden haber veriyor.

Önümüzdeki hafta bu heyecan verici geleceğin nerelerde tatsızlaşabileceğine bakacağız.