Snapchat ile nükleer mücadele

3 milyar kullanıcıya yaklaşan internetin en büyük derdi bugünkü halini kimsenin öngörememiş olması.

1 Eylül 1939’da başlayan ve insanlık tarihinin en büyük kıyımı olarak kayıtlara geçen 2. Dünya Savaşı 2 Eylül 1945 yılında Japonların ABD’nin USS Missouri adlı savaş gemisinde imzaladığı ateşkes ile sona erdi.

6 yıl süren savaşta siviller cephede savaşanlardan daha fazla kayıp verdi. Ölen 75 milyon kişinin 20 milyonu asker, kalanı sıradan vatandaşlardı. O dönem dünyanın nüfusunun 2,2 milyar civarında olduğunu hatırlarsak bugünün rakamlarıyla yaklaşık 245 milyon kişinin hayatını kaybettiği bir olaydan söz ediyoruz.

Dönemin liderleri kayıplara yeterince doymamış olacak ki hemen ardından Kuzey - Güney Kore Savaşı patlak verir. Bu süreçte dünya Sovyetler Birliği (SSCB) ve Amerika Birleşik Devletleri ekseninde iki kutba ayırır. Soğuk Savaş adı verilen ve 44 sene devam eden bu dönem şeklen Türk kavgalarındaki ‘indir o elini’, ‘ne diyorsun ulan sen?’, ‘asıl sen ne diyorsun!’, tutmayın da çakayım şuna iki tane’ minvalindedir. Her iki taraf yancılarıyla beraber (nükleer dahil) azılı bir silahlanma ve karşı istihbarat yarışına girerse de doğrudan hiçbir saldırı yaşanmaz. Fakat nükleer savaş ihtimali hayatı iki blok için de çekilmez bir gerilime çevirir (nasıl olduğunu anlamak için ödüllü interaktif belgesel Clouds over Cuba’yı izleyebilirsiniz.

NİYET İLE AKIBET

ABD olası bir nükleer saldırıda roketler Beyaz Saray ve Pentagon’u vurunca (intikam için) iletişim ve komutayı başka noktalardan da sürdürebilmek ister. İşte internet de bu arayıştan doğar. Senelerce farklı isimler altında ABD savunmasına hizmet veren internetin devamında yaşadıkları az-çok hepimizin malumu: akademisyenlerin girişi, meraklı teknoloji tutkunlarının anarşik dönemi ve bugünkü küresel AVM hali.

Ne var ki interneti tasarlayanlar gelecekteki kullanım alanlarını öngörememişti. Nükleer kıyamet tehdidine karşı geliştirilmiş olsa da internet kendi güvenliğini ön planda tutarak tasarlanmış bir platform değildi.

Bugün spam dediğimiz istenmeyen pazarlama mesajlarından kaptırılan şifrelerimize kadar aklınıza gelen bütün sıkıntıların kökeninde bu genetik sıkıntı yatıyor. İnterneti tasarlayanlar dışarıdan ağa bir sızıntı olabileceği ihtimalini çok önemsememişti (zaten sadece ABD toprakları üstünde kapalı devre çalışacaktı).

Himalaya Dağı’nın tepesi dahil her köşeden erişilir hale gelip milyarlarca kişinin bağlanacağını, 214 milyar dolar değerli sitelerin doğacağını, çıplak fotoğraf yollamanın en güvenli metodu Snapchat’in günde 700 milyon fotoğraf gösterip 3 milyar dolara satılacağını ya da şifresi sızan The Fappening mağdurlarının kararan hayatlarıyla bulut bilişimin sorgulanacağını bilselerdi emin olun çok daha başka bir yapı kurarlardı.

İZ BIRAKAN TEMASLAR

İnternetin önceliği güvenlik değil sürekliliktir. Yaşadığımız sıkıntıların kökeninde de internetin bugünün beklenti ve kullanım şekline göre tasarlanmamış olması yatıyor.

Diğer bir sorun sistemin çalışma mantığının dijital ayak izleri üstüne kurulu olması. Bağlı olan her kullanıcı ve cihazın bir (IP) numarası var. Ulaşmaya çalıştığımız noktalara yönlendiriciler (router) ve operatörler (DNS) gibi birçok ara katmandan geçerek ulaşıyoruz. Normal halinde hiçbir şey şifreli / kriptolu değil. Tasarımın her yanında naif bir yaklaşımın izlerini karşılıyor sizi.

Bugün geldiğimiz noktanın o gün ne kadar hayal edilemez olduğunu IP adreslerinin numaralandırma sisteminden bile anlayabiliyoruz. 2012’deki güncellemeden önce kullandığımız yapı (IPv4) sadece 4 milyar 294 milyon 967 bin 296 adet IP numarasına izin veriyordu. Kullanıcılar bir yana o dönem web sitesi sayısı dahi 700 milyona yaklaşıyordu.

İnternetin hizmete girdiği 1950’lerden bu yana teknolojinin kaç fersah ilerlediğini hayal edin. Hadi geçtim interneti, Web’in (WWW) biz fanilerin hayatına girdiği doksanlı yıllardan bugüne nelerin değiştiğini düşünün. Aynı ivmeden elektronik güvenlik alanında söz etmek mümkün değil.

ÇAKALLARLA DANS

Dahası devletlerden şirketlere, girişimcilerden kullanıcılarına herkesin etrafında çakal gibi dolandığı bir internetten söz ediyoruz artık.

Net tarafsızlığı adı altında altyapı şirketleri sitelere (yani hizmetlere) parasına göre muamele yapma peşinde. Tüccarlar ve sosyal ağ simsarları profilleme hizmetiyle pazarlanabilir veri toplama peşinde. Devletler artık açık açık interneti şalter mantığında açıp-kapama kurgularını konuşuyor. İstihbarat ağları kendi ihtiyaç ve kabiliyetleri doğrultusunda yurt içi ve dışında teknik takibi genişletiyor.

Bize gelirsek; internetle tam bir aşk-nefret ilişkisi yaşayan AK Parti, elektronik ağları düzenleyen 5651 sayılı yasada yaptığı değişikliklerle üstündeki şaibe dumanı hala tüten TİB’e Anayasa ile korunan her türlü kişisel elektronik bilgiye mahkeme kararı olmadan erişim yetkisi verdi. Üstelik bunu Birleşmiş Milletler tarafından organize edilen, dünyanın hemen her ülkesinden 3 bin 500 uzmanın katıldığı ve sonuç bildirgesinde internetin hükümetlerin iradesine bırakılırsa ifade özgürlüğü, haberleşme, iletişim hakkı ve kişisel verilerin gizliliğinin zarar göreceğinin vurgulandığı İnternet Yönetişim Forumu’na ev sahipliği yaptıktan sonra gerçekleştirdi.

İNTERNET UNUTMAZ!

Özetle milyarlarca kullanıcısı, üstünde dönen dudak uçuklatan ekonomisi, yarattığı istihdam ve dokunduğu her alandaki etkisinin görkemiyle unuttuğumuz bir gerçek var: internet incecik bir buz tabakası üstünde ilerliyor ve suyun altından delik açmak için yarışan güçlü yırtıcılar var.
Uç veren EN karmaşık sorunlardan biriyse sosyal ağlarla beslenen mobil cihazların körüklediği ‘unutulma hakkı’.

Ona da haftaya bakacağız.