Sosyal medyada devlet denetimi mümkün mü?

"Değişim rüzgarları estiğinde akıllılar değirmen, akılsızlar duvar inşa eder" (Çin atasözü)
Sosyal medyada devlet denetimi mümkün mü?

1976 yılında aramızdan ayrılan Alman siyaset bilimcisi Hannah Arendt şöyle der:

“Duyduklarımızı duyan ve gördüklerimizi gören diğer kişiler kendimiz ve çevremizin varlığından emin olmamızı sağlar.” Bugünkü hayatımıza uyarlayarak düşündüğümüzde internet tabanlı paylaşımın türlü çeşidinin neden böylesi bir tutkuya dönüştüğünü anlatan yalın bir teşhis.

Yaşadıklarımızı paylaşarak çoğaltmak ve arttırılmış bir tecrübeye çevirmek bizi kendi gerçeklerimize daha kuvvetli bağlıyor. Ve daha garibi şahit olmadığımız anların paylaşımlar sıklaştıkça zihinlerde ‘bizzat, gerçekten’ yaşanmış bir gerçeğin hatırasına dönüşüyor. Bunun en taze örneklerini Gezi Parkı eylemleri sürecinde her kesimden yapılan sosyal medya paylaşımlarında gördük.

Kabullenmesi zor gelse de dezenformasyon; yani bilgi çarpıtma çabası hedef grubunun içten içe doğru olmasını istediği varsayımları kaşıyor. Her taraftan yağmur gibi inen akla hayale gelmedik bu yanlış, çarpıtılmış bilgiye olan iştah da bu yüzden. ‘Diğer taraf’ olarak kodlanmış kesime karşı nefretin onaylanabilmesi adına ödenen bu bedel dezenformasyonun da temel besin kaynağı.

Toz bulutu dağılırken

Bu karışık gündemin ve getirdiklerinin ardından hükümet yetkililerinden endişeyle beklenen açıklama geldi. Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, Başbakan’ın deyimiyle ‘toplumun baş belası’ sosyal medyayı vatandaşların sosyalleşme ve demokratik tepki için kullanması halinde öpüp başlarına koyacaklarını söyledi. Ve hemen ekledi: Ama bir düzenlemeye de ihtiyaç var.

Çelik, eski tabirle ‘şuyuu vukuundan beter’; yani söylentisi aslından fena bu cümlenin ardından bir sansür girişiminin söz konusu olmayacağının altını özellikle çizdi. Ama Türkiye’de internete çekidüzen veren 5651 sayılı yasanın süreçlerini hatırlayanlar için bu açıklama ister istemez endişe yarattı. İçişleri Bakanı Muammer Güler’in de bir basın toplantısında cümle arasına sıkıştırdığı bu girişimin ne gibi sonuçlar doğuracağı şimdilik meçhul. Ama tedirgin edici bir geri sayımda olduğumuz kesin.

Tam da bu aşamada asıl sormamız gereken şey heves edilen bu denetimin mümkün olup olmadığı. Cevabını bulmak içinse elektronik denetim ve sansürde en kıdemli devlet olan Çin’e odaklanabiliriz.

Hâlâ varlık ve potansiyelinin çok azının farkında olduğumuz Çin, dev ekonomik gücünü baskıcı bir rejimle ayakta tutmaya devam ediyor. Ülkede devrim, demokrasi gibi birçok kelime hem fiziki hem elektronik âlemde yasak. İnternet denetimi sayısı on binlerle ifade edilen uzman devlet memuruna emanet. 24 saat elektronik nöbetteki bu ekibin en büyük yardımcılarıysa ‘sayın muhbir vatandaşlar’. Siber Çin Seddi olarak adlandırılan ulusal güvenlik yazılımı bütün internet trafiğini tarayıp raporluyor.

Denetim mekanizmasını aşmayı sağlayan VPN dahil her türlü yandan dolaşma tekniği anında tespit ediliyor. Henüz yürürlüğe girmese de hükümet bu yöntemleri de engelleme kabiliyetine sahip olduklarını belirtti.

Dahası geçen sene yürürlüğe giren bir düzenlemeyle ülkede internete girişte ve kullanılan istisnasız her hizmette gerçek isim ve soyismin kullanılması mecbur kılındı.
Elbette Google, YouTube, Facebook, Flickr, Twitter gibi birçok site erişime engelli. Onlar yerine (devlet takibi altındaki) yerel alternatifler var. İnternet polisini temsil eden Jingjing ve Chacha adlı iki ‘sevimli’ maskot, Çince hemen her popüler sitenin sayfalarında yer alarak kendini sürekli hatırlatıyor.

Fakat bunca makine ve insan ittifakına rağmen Çin’in 600 milyona yakın kullanıcıyı denetleyen mekanizması da kusursuz değil. Bu ‘hayati’ boşluğu en tehlikeli, en kusursuz ve ekonomik denetim mekanizması kapatıyor: Oto-kontrol.

Her an takip edildiği ve cezalandırılabileceğinin farkında olan; ‘piyangonun’ her an kendine isabet edebileceğini bilen kullanıcılar bir süre sonra oto-sansüre başlıyor. Ölçüsü, çapı, kabiliyeti belirsiz denetim ayna camlı gözetleme kulübesi etkisi yapıyor. İçinde biri var mı; varsa sana mı bakıyor bilmenin mümkün olmadığı bir paranoya ortamı.

İşte bu yüzden elektronik denetimlerin teknik kabiliyetlerinden çok psikolojik etkilerine odaklanmakta fayda var. Bunları düşünürken IPSOS KMG’nin Türkiye’yi Anlama Kılavuzu başlıklı araştırmasında ‘Değerlerimize aykırı medya içeriği yasaklanabilir’ diyen internet kullanıcılarının da yüzde 60 oranında olduğunu aman unutmayalım http://bit.ly/PUmJJU .