Tatlıses, Kaddafi ile Venezüella'da!

Medya 'tüketicileri' yanlış bilgilendirmenin, diğer bir deyişle dezenformasyonun her türünü gördü.

Jean-Jacques Rousseau’nun itiraflarında geçen ve Fransız Kraliçe Marie Antoinette’e atfedilen o meşhur sözü bilirsiniz; ‘Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’... Oysa Antoinette bu olayın yaşandığı iddia edilen dönem daha 13 yaşındadır. Yani konum olarak da bu cümleyi edecek durumda değildir. Zaten çeviri kurbanı olarak bütün dillere pasta olarak geçen kelime de kitabın orjinalinde Fransızların meşhur ekmeği ‘brioche’ olarak geçmektedir (Qu’ils mangent de la brioche).
Gelgelelim bir kraliçenin açlık ve sefalet içinde, isyan ateşindeki halkına ‘o zaman pasta yesinler’ deme ihtimali çok daha şehvetlidir ve hafızalara öyle yerleşir.
Benzer bir yafta Sovyetler Birliği’nin ilk Komünist Parti Genel Sekreteri Joseph Stalin’in boynuna asılır. Stalin koltuğa oturduğu 1922’den hayata veda ettiği 1953 yılına kadarki iktidarında yapmadığı zulüm bırakmamıştır ama hiçbir zaman ‘1 kişi öldürürsen trajedi, 1 milyon kişi öldürürsen istatistiktir’ dememiştir.
Ama Marie Antoinette misali bu lafın ağzına en yakışacağı kişi Stalin’dir. Ve muhtemelen dünya döndükçe Marie Antoinette de Joseph Stalin de bu iki sözle anılacaktır.
* * *
Bozacının şahidi Jean-Jacques Rousseau olunca, hatalar zinciri sineye çekilir. Belki etkisi de bu yüzden bugüne kadar sürüyor. Ama iletişimin zirvesinde dolaştığımızı iddia ettiğimiz, bilgi tekellerinin yıkımına şahit olduğumuz bu günlerde yaşanan emsallerine ne demeli?
Medya ‘tüketicileri’ yanlış bilgilendirmenin; diğer bir deyişle dezenformasyonun her türlüsünü gördü. Örneğin ABD’nin tarihinin en büyük terör saldırısında neredeyse hiç ceset görmemiş olmanız tesadüf değildi. 11 Eylül’de Pentagon da hedef olmuşken herkesin aklında İkiz Kuleler’in yer etmiş olması da.
Ya da 1. Körfez Savaşı’nda Saddam Hüseyin’in patlattığı rafineriler yüzünden denizde petrole bulanmış zavallı martıyı hatırlayalım. Her jenerikte kendine yer bulmuştu. Gerçekte Latin Amerika’daki başka bir sızıntıdan dolayı petrole bulandığını öğrenmemiz yıllar aldı. İşin acısı hâlâ çoğu bilmiyor bile.
* * *
Bilgiyi dağıtma gücünün belirli kişi ve kurumlarda olduğu dönemin sıkıntılarını bilginin özgürleştiğini iddia ettiğimiz bu günlerde yaşamamızı nasıl açıklayacağız? Örneğin sosyal medyanın rolünün zirve yaptığı Kuzey Afrika ve Ortadoğu olaylarında yaşanan ‘talihsiz’ yanlış bilgi yayılımını ‘eğitim zaiyatı’ olarak görebilir miyiz?
Muammer Kaddafi kaç defa Libya’dan kaçtı saymayı bıraktım. Arşivdeki konvoy görüntüleri kim bilir kaç sefer ‘işte Kaddafi korumalarıyla kaçıyor’ başlığıyla ortalığa salındı. Hadi geçelim Libya’yı Yemen’i; burnumuzun dibindeki İbrahim Tatlıses’in vurulma vakasında yaşadıklarımızı unutmadık umarım. Yoğun bakım servisinde ‘yan odadan’ twitter ile gelişmeleri bildiren adam olayını bu kadar kişi nasıl yuttu? Yoğun bakımda ‘oda’ mefhumu bir yana, o serviste kalan birinin cep telefonu kullanabileceğini düşünmek?
* * *
Herkesin bir bilgi edinme ve yayma kaynağı olabildiği dönem hayallerin aksine daha kaotik ve hataya yatkın bir ortam yarattı. Önümüzdeki sürecin bütün bu bilgileri koklayıp, toplayıp, süzerek yayan yeni nesil bilgi odaklarının parlayacağı dönem olduğu aşikar.

.