Telefon hattımızda kim var?

Geçen hafta Türkiye'de bir ilk olarak tarihe geçen sansürsüz internet yürüyüşü vesilesiyle Türkiye'de bilgi teknolojilerini düzenleyen en yetkili merkez olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na (BTİK) değinmiştim (getir.net/0nd).

Geçen hafta Türkiye’de bir ilk olarak tarihe geçen sansürsüz internet yürüyüşü vesilesiyle Türkiye’de bilgi teknolojilerini düzenleyen en yetkili merkez olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTİK) değinmiştim (http://getir.net/0nd).
4502 sayılı yasayla 27 Ocak 2000 tarihinde ‘Telekomünikasyon Kurumu’ adıyla kurulan bu yapı ve Başkanı Tayfun Acarer’i kamuoyunda daha çok sansür avukatlığı yaparken izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin Atatürk’ün şahsına ve manevi değerlerine en çok sahip çıkılan dönemine denk geldiğimizden işler de hayli karışık. Yetkili kurumlar bir bahane bulup dünyanın en büyük sitelerini kapattırma yarışında. Biz bu büyük sitelerin tantanasıyla oyalanırken 5 binden fazla adı geçmeyen site de usulca sansürlenmiş, ne gam?
Başbakan’ın internet medyasını yemeğe çağırıp “Sitenizdeki o yorumlar hoş değil. Arkadaşlar getiriyor, okurken elim ayağım titriyor. Sileceksiniz, basmayacaksınız” dediği bir ülkede BTİK Başkanı’nın “gelsin ofis kursunlar, vergi versinler, çağırınca huzuruma gelsinler, el etek öpsünler; kendi ülkelerindeki kanunlar bizi ilgilendirmez, hoşumuza gitmeyen şeyleri tez silsinler” talepleri de anormal karşılanmamalı.
Bin defa yazdığımı bir kere daha yazayım. Youtube işin göz boyaması. Asıl hedef muhalefetin susturulması ve korkudan oto sansür uygulayan bir medya yaratılması. Her ikisi de başarıldı üstelik. Yoksa bilin ki Youtube’un Türkiye’de temsilcileri var, Google’ın kazandığı paranın vergi kaybı hizmeti alan Türk şirketlerinin KDV ödememesinden kaynaklanıyor ve Google (Youtube) da her site gibi şikayetlerin geldiği ülkelerde yasadışı olan içerikleri o bölgeden erişilemez hale getiriyor. Türkiye için de bunu yaptı. Bizimkilerin derdi başka.
BTİK’e dönelim.
5809 sayılı kanunun altıncı maddesine göre kurumun öncelikli sorumluluk ve yetkilsi şöyle tanımlanıyor: ‘elektronik haberleşme sektöründe rekabeti tesis etmeye ve korumaya, rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı uygulamaların giderilmesine yönelik düzenlemeleri yapmak, bu amaçla ilgili pazarlarda etkin piyasa gücüne sahip işletmecilere ve gerekli hallerde diğer işletmecilere yükümlülükler getirmek ve mevzuatın öngördüğü tedbirleri almak’.
Gelin BTİK bu görevden ne anlamış, ne yapmış ona bakalım.
BTİK’in faaliyette olduğu 10 yılda Türkiye’de ne rekabet sağlanabilmiş ne de bozucu kısıtlayıcı uygulamaların önüne geçilebilmiş. Bugün hem mobil hem de sabit iletişimde haksız rekabet, firmaların hâkim konumlarını çıkan karar ve düzenlemelerde kendi lehinde kullanmaları sıradan hale gelmiş durumda.
İletişim sektöründe son 10 yılda firmaların konum ve pazar paylarında neredeyse hiçbir değişim yaşanmadı. Özelleştirme ve serbestleşmenin yaşandığı ülkelerde görülmemiş bir durum bu. Her şeyin olması gerektiği gibi yürüyeceğini sanıp pazara giren alternatif şirketler ya pılı pırtıyı toplayıp kepenk kapattı ya da (ilginçtir) yine hâkim şirketler tarafından satın alındı. 24 milyar dolarlık sektörde sabit telefon hizmeti veren yeni oyuncuların payı yüzde 7’yi geçemedi. İnternet erişimi sunan alternatiflerde bu oran yüzde 6,1’e düşüyor. Kablo TV ve internet altyapısındaki TÜRKSAT tekeli kendi fiyatını özgürce dayatıyor (ne hikmetse de internet tarifesi hep TTNET ile kafa kafaya!).
Cumhurbaşkanlığı tarafından görevlendirilen Devlet Denetleme Kurulu BTİK ile ilgili raporunda şöyle diyor: ‘Telekomünikasyon sektörü yasal olarak rekabete açık hâle getirilmiştir; ancak, kamusal yararı gözetecek ve sektörün beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde rekabeti sağlayıcı bir düzenleme ve denetleme ortamı sağlanamamıştır.’ Telekomünikasyon sektör karnesi ECTA’ya görey sıramız sondan üçüncülük. Bunlara gönlü razı olan varsa ne ala.
Cep telefonunda numarayı başka operatöre taşıma hakkına kavuşan milyonlarca abone mobil iletişimde yeni bir sayfa açtı. Ama ne hikmetse sabit telefonlarımızı hala taşıyamıyoruz. 60 milyon hattı rakam değiştirmeden taşıyabilen memleket, iş sabit numaraya gelince başına sonuna rakamlar dizip numaraları değiştirmeye (ya da belki de numara değiştirmenizi engellemeye) çabalıyor.
Reklamlar başka şeyler söylese de rakamlar gösteriyor ki artık evde de, işte de, sokakta da cep telefonuyla konuşuyoruz. Buna rağmen sadece ADSL için kullandığımız ev hatlarına telefon hizmeti için sabit ücret ödüyoruz. Sabit hatta sadece ADSL bedeli ödememizi sağlayacak ‘yalın ADSL’ döneminde en basitinden ayda 18TL sabit iletişim ücreti ödemekten kurtulacağız. Bugünkü tarifelerden hesapladığımızda yalın ADSL için sabit hat ücretinin aylık 5TL’den fazla olmasının mantıklı açıklaması yok. Dolayısıyla bugün 8Mbit hızında 4GB kotalı ADSL erişimi için sabit ücretler ve telefon tarifesiye birlikte ödediğimiz 52TL yerine 35TL ödeyeceğimiz bir dönemden söz ediyoruz.
Bunu mümkün kılacak BTİK kulağını matematik ve mantığa mı yoksa bugüne kadar çevirdiği tarafa mı kabartacak hep birlikte göreceğiz...