The New York Times?ın öğrettikleri

Dijital yaşama dair pek çok şey gibi üretilen içeriğin ulaştığı boyutlar hakkında durup düşünme fırsatımız olmuyor. Yine de internetin bir dağıtım platformu olarak ortaya çıkması...

Dijital yaşama dair pek çok şey gibi üretilen içeriğin ulaştığı boyutlar hakkında durup düşünme fırsatımız olmuyor. Yine de internetin bir dağıtım platformu olarak ortaya çıkması, hemen her mecrayı içine alması; buna paralel olarak kullanıcı sayısının hızla artarak 1 milyar kişiyi geçmesinin dijital içeriğin tahminlerin çok ötesinde bir hızla büyümesine yol açtığı ortada.
Bireysel anlamda düşününce bile 5 yıl önce belirli bir zaman aralığında çektiğiniz fotoğraf sayısıyla son zamanlardakini karşılaştırın. Ya da aynı dönemde yazdığınız mektupları, kaydettiğiniz videoları...
Üretim, dağıtım ve paylaşım kolaylaştıkça ürettiğimiz içeriğin anlamı, önemi; dolayısıyla kimliği de değişiyor. Eskiden yüksek maliyet ve zahmetinden ötürü önemli bir olay bekleyen fotoğraf çekme dürtüsü artık herhangi bir durumda cepten çıkan küçük bir telefon ya da fotoğraf makinesinin düğmesine basma refleksine dönüştü. Buradaki anahtar kelimeyse maliyet. Bu salgının eski dönemdeki gibi ‘kağıda basma’ dürtüsünü kamçılayacağını düşünerek bu alanda yatırım yapan birçok geleneksel firma topu attı. Artık fotoğraflar kağıda basılıp ayakkabı kutularında, büyük albümlerde değil, bilgisayar diskleri ve web sitelerinde saklanan bir meta. Aynı şeyi video başta olmak üzere pek çok şeye yansıtmak mümkün. Ucuzlayan cihazlar, artan kapasite, güçlenen altyapı ve kolay yönetilebilir, düşük maliyetli yayınlama ve paylaşma platformları...
Bu pratikliğin yarattığı içerik patlaması elbette aynı dere yatağından beslenen klasik içerik kaynaklarının üretimini de artırdı. 10 yıl önce bir müzik albümü yapmanın maliyetiyle bugünkünü karşılaştıramazsınız bile. Bugün basit bir kişisel bilgisayarın içinde gelen ücretsiz müzik yazılımlarıyla dahi neler yapılabildiğini görmek hayret verici. Doğru, artık albümler satmıyor ama çok daha ucuza üretiliyorlar. Üstelik geleneksel albüm satış gelirlerinin yerini alan birçok gelir modeli var. En basitinden yapım şirketleri ve şarkıcılar cep telefonu melodisi olarak pazarladıkları eserlerinden albüm gelirlerinden çok daha fazla para kazanıyor.
İçerik dağıtım sektörünün en büyük iki sabiti de ortadan kalkmış durumda: zaman ve mekân. Artık bir dergiyi, gazeteyi nerede çıkardığınız, kaç adet bastığınız ve kaç noktaya ne kadar zamanda ulaştırabildiğinizin çok önemi yok. Oysa bu değişkenler bir dönemin güçlü ve güçsüz medyalarının belirleyicisiydi.
Elektronik formlarda çok daha fazla kişiye, çok daha düşük bedelle ulaşmak mümkün. Şimdiki yarış bu yeni mecradaki gelirleri arttırmak. Bu alandaki en kabadayı ülkelerde bile internet reklam gelirleri hâlâ geleneksel içerik yaratıcılarının tamamını besleyecek kadar kalın bir dilime sahip değil.
Yine de matematik hesaplar ister istemez geleneksel mecraların bu sancılı değişime ayak uydurmasını zorunu kılıyor.
Örneğin kendisini iflasa doğru götüren mali açmazı Meksikalı yatırımcıdan aldığı destekle aşan dünyanın en köklü gazetelerinden The New York Times, aynı zamanda internetin de öncü sitelerinden biri. Halka açık firmanın yayımladığı son mali çeyrek raporuna göre (getir.net/b8j ) 2008’in son üç ayında firma 63 milyon dolar hammadeye (kâğıt, boya, ambalaj, etiketleme, vs), 148 milyon dolarsa maaş ve primlere harcamış. Sadece haber merkezinin yıllık maaş ve prim toplamı 200 milyon doları geçiyor. Bu hesabı seneye uyarladığımızda The New York Times gazetesinin yıllık dağıtım maliyeti bile 644 milyon dolara ulaşıyor. 644 milyon dolar...
Sırf biz geleneksel anlamda gazeteyi ele alıp okuma keyfini sürebilelim diye yüz milyonlarca dolar kâğıtlara, onlar için kesilen ormanlara, geri dönüşüm zincirlerine, kamyonlara, mazota, elektriğe gidiyor. Gidiyor dediğim de lafın gelişi; görüyorsunuz ki en basit hesapla iflasa götürüyor.
Kurumun sözcüsü Catherine Mathis’in yaptığı açıklamaya göre gazetenin 2 yıldan uzun süredir ücretli aboneliğini sürdüren 830 bin sadık okuyucusu var. Gazete bu grubun hepsine ücretsiz olarak kendi yayınları dahil elektronik formattaki her şeyi okuyabilecekleri bir e-kitap okuyucuyu ‘ücretsiz’ olarak dağıtsa bile maliyet 300 milyon doların altında kalıyor. Yani bir defalık yatırımla neredeyse sıfıra yakın maliyetle yıllarca ulaşılabilecek en az 830 bin tiraj kalıyor. Üstelik unutmayalım; 644 milyon dolarlık zarar sadece dağıtım içindi. Bu senaryoda ondan geri kalır yanı olmayan baskı maliyetleri de ortadan kalkıyor.
Mutlaka o aboneler içinde gazeteyi illa kağıttan okumak isteyenler olacaktır. Ama yine eminim ki o insanlar karşılarındaki diğer seçeneğin gazetenin kapanması olduğunu görünce inatlarından vazgeçeceklerdir.
Çok uzun sürmeyecek bir gelecekte bu matematik hesaplardan dolayı ister istemez içerik tüketimimize yönelik pek çok şeyin rafları tıklım tıklım dolu dükkânlardan değil ekranlardan dağıtıldığını göreceğiz. Üstelik bu birçok teknofobiğin iddiasının aksine çok daha zengin, bol seçenekli, yaygın ve uygun maliyetli bir içeriğin doğmasına yol açacak.