Tinder çağında mahremiyet mümkün mü?

Şeffaflık havarilerinin hepsinin alabildiğine matlaşması tesadüf değil. Talkına kulak asmayın; salkım hala yaban ellerde.

Bazen internetin naif yılları aklıma düşüyor. İnsanların eşleşme sitelerinde tanışıp evlendiği zamanlar. Mutlaka bakmadan geçtiğiniz gereksiz bir açılış sayfasıyla sizi karşılayan web siteleri. Fiziki bir inşaat gibi ‘yapım aşamasında’ kalan; sevimli köpeklerin ekranda sağdan sola telaşla koşturduğu o yıllar.

Tinder çağından bakınca hepsi soluk bir hayal gibi. Artık kaderinizi ekranın savrulduğunuz tarafı belirliyor. 3nder güdümlü üçlü fanteziler dahi sıradan.

Dahası düşününce internetin bağımlılık, ahlaksızlık, verimsizlik ile anıldığı yıllarının dertleri bugüne kıyasla hayli eften püften kalıyor.

iCloud şifreleri yüzünden hayatı allak-bullak olan şöhretlerden hepimiz haberdarız. Ama aynı oluktan sızanlarla kaç sıradan yuva / ilişki yıkıldı, çetelesini tutan yok (telefonlarda parmak izi koruması boşuna mı çıktı sandınız?).

ANALOG ÇAĞA DÖNÜŞ

Bireyler kadar devletler de çekiyor haliyle. Ama onların kestirip atma imkanları daha fazla. Teknolojiye karşı alerjisiyle meşhur Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, Cableleaks sonrası devlet işlerini kem gözlerden uzak tutmak için bazı kurumlarda bilgisayar yerine daktilo kullanma şartı getirmişti örneğin. Gerçi onun da bir güvencesi yok ama olsun.

Yaşanan bütün bu irili-ufaklı musibetler sayesinde hepimiz anladık ki mahremiyet denen şey sandığımızdan çok daha önemli. Üstelik hiçbirimiz etraftaki meraklı gözlerden muaf değiliz. Dahası bu meraklı gözlerin en ürkütücüsü devlete ait olanı. Zira tespiti, takibi, baş etmesi ve caydırması en zoru o.

Son dönemde “senin devletten saklayacak bir şeyin mi var ki dert ediyorsun?” heyetinin sesi yükselmeşe başladı. Devletin elektronik takibiyle ilgili bütün dünyanın gözünü açan PRISM skandalını yayınlayan Gazeteci Glenn Greenwald’ın bunu soranlara bir cevabı var. Diyor ki “madem gizleyecek bir şeyiniz yok, verin bana email ve sosyal medya hesaplarınızın şifresini, bir bakayım”. Sorduğu kimseden olumlu yanıt alamamış.

Evlerimizin perdeleri, kapılarımızın anahtarları gizleyecek bir şeylerimiz olduğundan değil mahremiyet beklentimizden dolayı var. İnternette o hesap biraz.

Bu yüzden (mahremiyetin artık pek önemli olmadığını her fırsatta tekrarlayan) Facebook’un Kurucusu Mark Zuckerberg Palo Alto’daki evinin etrafındaki evleri 30 milyon dolara satın almak zorunda kaldı. Dönemin Google CEO’su Eric Schmidt’in kendisi hakkında Google aramalarından çıkan bilgileri derlediği için haber sitesi CNET ile ilişkilerini kesmesi de aynı sebepten.

Glenn Greenwald’a göre takibin en kötü yanı bizi kendimiz gibi olmaktan alıkoyması ve otoriteyle uyumlu olmaya zorlaması (oto-sansür / oto-kontrol). Greenwald’un bu konudaki TED konuşmasını izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bizdeki duruma gelirsek; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan internet karşıtlığının her geçen gün arttığını dile getiriyor. Bu tavrın yeni düzenlemelerin fitilini ateşleyeceğini tahmin etmek zor değil. Gerçi şimdiki durum da pek parlak sayılmaz. Fakat Gezi Parkı ve 17-25 Aralık operasyonlarını yaşayan iktidarın emsallerini engellemek adına boyutu henüz bilinmeyen (internet odaklı) bazı ek tedbirler aldığı herkesin dilinde.

OPTİMİZASYON ÇAĞININ KURBANLARI

Bütün bunların ışığında gözlem, profilleme, takip konusunda en hevesli odağın devlet olduğunu sanmayın. Aksine özel şirketler çok daha vahşi arzulara sahip.

ZenithOptimedia’nın öngörüsüne göre 2014’te internette sadece reklamlar için 128 milyar dolar harcanacak. Herkesin daha büyük bir parçası için çarpıştığı bu yarışta en belirleyici unsur verimlilik. Yani harcanan para karşılığında mesajı doğru kişiye ulaştırma. Bunu sağlamak içinse dijital takip, profilleme, yeniden hedefleme (re-targeting), yeniden pazarlama (re-marketing) ve benzeri çalışmalar şart.

Peki reklamsız (takipsiz) bir web mümkün mü? Bunun anlayabilmek için Türkiye online reklam pazarıyla kullanıcı sayısı arasında bir oranlama simülasyonu yapabiliriz.

IAB Türkiye’nin son verilerine göre 2014’ün ilk yarısında internet reklamlarına 650 milyon TL harcanmış. İkinci yarısı da böyle geçecek desek ortaya yıllık 1,3 milyar TL’lik bir pazar çıkıyor. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun son raporuna göre Türkiye’deki internet kullanıcı sayısı 36 milyon 986 bin 164 kişi. Yani bakkal hesabıyla kullanıcı başı yıllık 35 lira versek mecraları reklamsız devam etmeye ikna edebiliriz (dermişim).

Biz yine iyiyiz; Britanya’da aynı tutar kişi başı yıllık 140 paunda (500 TL’nin üstüne) çıkıyor.

Pek de olacak bir iş gibi durmuyor, değil mi?

‘İNSAN GİBİ’ SOSYALLEŞMEK HAYAL Mİ?

Kimileri her şeye rağmen umutlu. Geçen ay iddialı bir manifestoyla hızlı bir çıkış yapıp büyük ilgi gören reklamsız Facebook olma iddiasındaki Ello gibi.

Ello, üyelerini reklamverenlere pazarlamayacağı iddiasıyla yola çıktı. Birçok sektör uzmanı aynı sebeple yok olacağını iddia ediyor. Çünkü kimsenin reklam gelirleriyle desteklemeden bir internet operasyonunu ücretsiz sürdürmesi mümkün değil. Facebook gibi 2,8 milyar dolar net kar yapsın da demiyoruz ama bu motor su yakmıyor sonuçta.



Gündemden kalanlar

* Geçtiğimiz hafta Cisco tarafından ABD’de düzenlenen Nesnelerin İnterneti Dünya Forumu (Internet of Things World Forum) etkinliği bir hackaton yarışmasına da sahne oldu. 15 takımın rekabetinde ikincilik ödülü Robert Kolej ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) mezunu Yasemin Gökçe’nin takımının oldu. Gökçe’nin projesi çok şubeli işletmelerin müşteri takibi, sınıflandırması ve geleceğe yönelik öngörü yapmasını temel alıyor.

* Samsung 60GHz frekansında çalışan yeni wifi standartıyla -uyumlu- cihazlar arasında kablosuz olarak saniyede 575MB veri transferi yapılabilmesini mümkün kıldı.

* Apple ve Android platformlarında çalışan Trunx adlı yeni bir ücretsiz uygulama fotoğraflarınız için sınırsız ve süresiz depolama desteği sunuyor. Dilerseniz farklı uygulama ve hizmetlerdeki görsel arşivinizi de Trunx deponuzda toplayabiliyorsunuz.