Yakın geleceğin hâkim sınıfı: Obezler

Şehir merkezine sadece 20 dakika uzakta, 24 saat güvenlikli sitelerde büyüyen neslin harikulade istikbaline bakalım.
Yakın geleceğin hâkim sınıfı: Obezler

Wall-e filmindeki harekete ihtiyaç kalmayan dünyanın obez insanlarını unutmak mümkün değil. Çoğumuz için Darth Vader dan daha gerçekçi ve ihtimal dahilinde olmalı.

Ben mahallede büyüdüm. ‘Semt’ ile tanışmam çok sonralara rastlar. Çoğu zaman aynı kapıya çıktığı sanılsa da mahalle başka, semt başkadır. Mahallede hayatın sokakta geçer. Bakkaldan sakız çalarsın, yolda satıcılar bağırır, annen pencereden seslenir, oyun denen şey anca sokakta oynanır. Evde oynamak için ‘oyuncak’ şarttır. Mahallede komşunu tanırsın, annen bir yere giderken seni ona bırakabilir. Apartman toplantısı diye bir olay vardır ve meclis oturumu kadar ciddiye alınır. Olmadık konulardan kavga çıkar, komşular darılır.
Semt ise farklıdır. Bakkal yoktur, sokak boştur. Şehir merkezine 20 dakika uzakta olduğu iddia edilen sitelerden oluşur. Aslında hiçbir yere 20 dakikada gidilmeyeceğini bildiğin halde bu his sana huzur verir. Sitede komşuluk da pek olmaz. Dolayısıyla annenin seni emanet edeceği biri de yoktur. Hali vakti yerinde olanın bakıcısı vardır. Komşusuz apartmanlarda yönetici seçilmez, toplantı da yapılmaz. Dertler kim olduğu bilinmeyen site yönetimine havale edilir. Semt siteleri kale gibi duvarlıdır ama yine de çocuklar büyükleri olmadan dışarı pek salınmaz.
Mahalleler Münir Özkul’un, semtler Ali Ağaoğlu’nundur. Semt çocuğunun hayatı evde, dört duvar arasında geçer. Ev dışında attığı adım sayısı servisin onu alacağı kapının mesafesi kadardır. Komşuya yabancı ailenin çocuğu, elbet komşu çocuğuna da yabancıdır.
Peki bizim kan ter içinde koşturduğumuz sokağa yabancı bu çocuklar ne yapar? Bir dönem hepsinin ilacı televizyondu. Bugün dünyanın en çok TV izlenen ülkelerinden biri olmamız tesadüf değil. Evdekiler televizyonu açıp çocuğu başına oturtur, işini gücünü yapardı. Bu ‘elektrikli bakıcının’ yerini bir dönem bilgisayarlar aldı. Şimdiki seçenekler ailenin durumuna göre tablet bilgisayar, cep telefonu ve oyun konsollarıyla genişledi. Yani elektronik bağımlısı çocuklardan dert yananlarla onları bu dünyaya mahûm edenler aslında aynı kişiler. Bu kuşağın geleceğine yönelik analizlerin kesişimi üç akımın belirginleşeceğini gösteriyor.

Sağlıklı yaşam tutkunları
Sanılanın aksine şişmanlık bir zengin hastalığı değil. İstatistikler de bunu destekliyor. Örneğin şişmanlığa bağlı şeker hastalığının yüzde 70’i düşük ve orta gelirli ülkelerde görülüyor. Düşük gelir seviyesi yüzünden ucuz ve sağlıksız beslenme mecburiyeti sağlıklı ve normal ölçülerde kalmayı zenginlere has bir ayrıcalığa dönüştürüyor. Yani sosyal sınıfın doğumu da böyle başlıyor. Gıdadan giyime organik (lüks) ürünler tüketen, her şeyin kalorisini ve besin grubunu takip eden, ait olduğu sınıfı teşhir etmek için düzenli spor yapan ve kendine has özel giyim tarzı yaratacak yeni bir ‘etkin’ sınıf yükseliyor. Hâkim konumdaki bu ‘normaller’in azınlık olmalarına rağmen dış görünüm konusunda obezlere karşı faşizme varan bir baskı grubu oluşturması da söz konusu.

Yeni normal: Obezler
Gelişmiş ülkelerdeki obezite düzgün doğrultuda artıyor. Her gün 800 milyon insan uykuya açlık sınırında yattığı dünyamızda 1 milyardan fazla obez var. Tarım alanlarının azalması ve nüfus artışının sonucu olarak baş gösterecek kıtlığın milyarlarca insan için yansıması daha az çeşitle daha doyurucu öğünler; yani karbonhidrat ağırlıklı, genetiği zenginleştirilmiş, kimyasal katkılı; yani ‘sağlıksız’ bir beslenme. Obezitenin yeni normal haline gelmesi yaygın elbise tarz, beden ve kalıp anlayışını değiştirecek. Giyimden beslenmeye, sağlıktan teknolojiye obezlere özel yüzlerce ürünün çıktığını göreceğiz. Gıda üreticilerine karşı tüketicilerin açacağı davaların artacağına da şüphe yok. Bir dönemin sigara mağdurlarının yerini sağlıksız beslenme yüzünden sağlığı bozulan obezler alacak.

Umut tacirleri
Çoğunluk olmasına rağmen mutsuz obezlerin baskın ve her dem imrenilen sağlıklı azınlığa yönelik heves ve çaresizliği kaçınılmaz olarak yeni sektörleri doğuracak. Düşük bedelli sağlıklı beslenme paketleri, hareket etmeden kasları çalıştıran spor aletleri, mucize vaat eden cerrahi uygulamaları, daha zayıf gösteren kıyafet ve aksesuvarların hayatın her alanına sızmasını seyredeceğiz. Daha az hareket, daha düşük maliyet ve daha hızlı tüketimin hüküm süreceği bu dönem internet tabanlı hizmetlerin de en parlak çağının başlangıcı olacak. Ayrıcalık olmaktan çıkacak akıllı telefon ve mobil cihazları yiyip içilenlerin çetelesini tutmak ve sağlık durumunu kaydedip raporlamak gibi görevler üstlenecek. Sonuca bir faydası olmasa da durumu bilmek insanoğluna her zaman iyi gelmiştir, değil mi?