Yakıt pompasından elektrik prizine

Petrole olan bağımlılığımız daha çok araç yakıtlarıyla gündeme geliyor olsa da hayatımızda ne çok şeyin onun türevlerine bağlı olduğunu genellikle gözden kaçırıyoruz.

Petrole olan bağımlılığımız daha çok araç yakıtlarıyla gündeme geliyor olsa da hayatımızda ne çok şeyin onun türevlerine bağlı olduğunu genellikle gözden kaçırıyoruz. Petrolden üretilen plastik bileşenleri düşününce ortaya dehşet verici bir tablo çıkıyor. Bu yüzden petrolsüz araçlarımızın büyük bir bölümünü ürettiğimiz petrol tabanlı aksamlar da olmayacak. Petrole dayalı enerji üretimini ve ısınma sistemlerini düşününce karamsarlık boyutu biraz daha artıyor.
Yayımlanan araştırmalara göre dünyanın en büyük rezervine sahip Suudi Arabistan’ın sadece 72 yıllık petrolü kaldı. Onu takip eden Kanada’nınsa 149 yıl. İran, Irak, Kuveyt’i de katınca en iyi ihtimal 150 yıl daha petrol derdimiz yok gibi görünüyor. Ancak hiç durmadan artan talep ve tükenen arz yüzünden kaynaklar azalmaya başladıkça ne olacağı belirsiz. Bu durumda belki de petrol son 10 yılında belki dünyadaki en pahalı kaynak haline gelecek.
Akaryakıt tröstleri ve petrole şahdamarından bağlı otomotiv sektörü arayışlarını bu yüzden alternatif kaynaklar üstünde yoğunlaştırmış durumda. Henüz Erke Dönergeci’ni hayata geçiremediğimiz için dünyanın elinde ancak hidrojen, su, elektrik gibi seçenekler var. Kimileri daha verimli bir dönüştürme tekniği geliştirilebilirse güneş enerjisinin de başlı başına yeterli bir kaynak olduğunu iddia ediyor. Somutlaştırmak gerekirse; güneşten elde edebileceğimiz enerji miktarı bütün suya bağlı (hidro-enerji) kaynaklarından elde edebileceğimizin 12 bin katı. Şöyle de bakmak mümkün: dünyanın bir yılda tükettiği enerjinin toplamının 5 bin 733 katı yine bir yıl boyunca güneş sayesinde dünyamıza iniyor. Tek sorun toplama yöntemlerimizin (henüz) yeteri kadar verimli ve ekonomik olmaması.
Bütün bunların ışığında ABD’de düzenlenen dünyanın en büyük otomotiv fuarında birçok alternatif enerji kaynaklı araç yer alması sürpriz değil (naias.com). Sektörün üstüne yoğunlaştığı alan elektrikli araçlar.
Aslında elektrikli otomobillerle tanışmamız çok daha eskiye dayanıyor. Ancak otomotiv sektörü tarafından ustalıkla hayatımızdan çıkarılıp unutturulduğu için neredeyse hatırlayan kalmadı bile. 2006 yapımı ‘Who Killed the Electric Car’ adlı belgeselde detayları işlenen General Motors imzalı EV1 modeli bu alandaki ilk girişimdi. 1996-1999 yılları arasında bin 117 adet üretilen bu araç tamamen elektrikle çalışan, tek şarjla 260 kilometre gidebilen, 137 beygirlik bir canavardı.
Kimseye satılmadı; sadece gönüllü test kullanıcılarına kiralandı. Sonra halen açıklanmayan bir sebeple kullanıcılardan tek tek toplandı ve ‘imha edildi’! Firma müzesinde bile örneği kalmayan tek model olarak tarihe geçti.
EV1 motor sesi olmayan, havayı kirletmeyen, hareketli parçası azlığından çok nadir servis masrafı çıkaran ve en beteri petrol harcamayan; yani açıkçası ‘kurulu düzene’ her açıdan başkaldıran bir girişimdi. Hakkını buldu...
Aynı yıllarda hayatımıza giren yarı benzinli yarı elektrikli Toyota Prius düzenle biraz daha barışıktı ve inanılmaz satış rakamlarına ulaşmıştı. Geçen sene Türkiye’de de satışa sunulan bu çirkin ördek yavrusunun başarısı birçok üreticiye de ilham kaynağı oldu.
Bu seneki Detroit fuarında EV1’in üreticisi GM tarafından tanıtılan Chevrolet Volt da bunlardan biri. EV1 ile karşılaştırınca çok daha seksi, hırslı ve kaslı (chevrolet.com/electriccar/ ). Ancak menzili 64 kilometreye gerilemiş durumda. Her hibrid örnek gibi şarjı bitince otomatik olarak benzinli motor devreye girip yolunuza kesintisiz devam etmenizi sağlıyor. Şarj etmek içinse evinizdeki herhangi bir fişe takmanız yeterli.
Bu alanda ilgi çekici firmalardan biri de BYD. Geçen sene Bill Gates’i de geçerek dünyanın en zengin insanı unvanını kazanan Warren Buffet’ın da büyük bir yatırım yaptığı firma elektrikli araçlar konusunda dünyanın en yoğun nüfusuna sahip Çin’de istikrarlı ilerleyişine devam ediyor (byd.com). Gerek teknoloji, gerekse tasarım olarak en akılcı seçenek olduğunu araçlarına bakarak siz de görebilirsiniz.
Elektrikli araçların geleceğin otomotiv sektörü pastasında ciddi bir dilime sahip olacağı aşikar ancak esas sorun elektriğin üretiminin de halen birçok noktada petrole, kömüre ya da doğalgaza bağlı olması. Bu da bizi en baştaki soruna yeniden döndürüyor. En basitinden bütün araçlarımızı elektrikle kullanabilir hale gelsek de şu an dünyada bunu karşılayacak bir elektrik üretimi yok.
Pek dillenmese de bu alternatif enerji kaynakları otomotiv sektörü kadar tüketici elektroniğine de katkı sağlayacak. Şarj etme ve enerjiye çevirme konusundaki gelişmeler taşınabilir her türlü cihazın şarj ömrünü bugünkünden öteye taşıyacak. Böylece bilişimin rüyası haline gelen ‘tek şarjla bir tam işgünü çalışan taşınabilir bilgisayar’ hayali de gerçeğe dönüşebilecek. Bugün dahi bunu başardığını iddia edenler varsa da bu ancak kablosuz internet, bluetooth açmayıp, bilgisayarı en düşük kapasitede kullanınca mümkün oluyor.
Ona bakarsanız doğalgaz yerine fındık da ısıtır. Yerseniz tabi...