Zehirli internet sularında

Zihinlere özgürlük tanımıyla kazınan internet, devletin vatandaşla rekabetinin merkezine dönüştü.
Zehirli internet sularında

Dünya tarihinde üstüne en çok anlam yüklenen, gerilimi en yüksek yerel seçimi geride bıraktık. Fakat bu sürecin odağına oturan internetin üstündeki sis bulutu hâlâ dağılmış değil. Seçim öncesinde hükümet dezenformasyon olarak tanımladığı bilgi ve belgelerin yayılmasını engellemek için aklına gelen, gücünün yettiği her yöntemi denedi. Bir kısmında başarılı olduğu da ortada.

Yönetici özetine gelirsek:

Kutuplaşma: Sosyal medya, toplumun derinleşen uçurumlarını tespit için kusursuz bir turnusol kâğıdı.
Algı kayması: Sosyal medya kullanıcılarında kendi varlığını büyütme eğilimi hâkim. Bu algı hayal kırıklıklarını besliyor. Oysa kullanıcı sayısı ve demografik dağılımına bakınca internetin Türkiye’de artık toplumun her kesimini yansıttığı görünüyor. Yanıltan faktörse hep kendi görüşüne yakın kişileri takip etme eğilimi.

Gerilla gücü: Devletin internetteki -kısıtlayıcı- varlığına isyan eden gruplar yani kendi jargonundaki karşılığıyla siberpanklar (cyberpunks) sanıldığı kadar çok ve etkin değil. Temel işlevlerini yerine getirseler dahi bilgiye erişimi kontrol etme ya da engelleme çabası karşısında anlamlı bir etkiye -en azından şimdilik- sahip değiller.

Kemikleşmiş algılar: Kamuoyu yoklamaları sosyal medyaya yansıyan ve herkesin diline düştüğü varsayılan yolsuzluk ve rüşvet belgelerinden halkın büyük bölümünün haberdar bile olmadığını gösteriyor (geleneksel medya hâlâ daha etkin). Dahası haberdar olanlardaki etkisi de ilginç. Bu sızıntılar herkesi ait olduğu tarafa biraz daha bağlıyor. Taraftar daha fanatik, karşıt olansa daha düşman hale geliyor (bit.ly/1i9c9tK).

E-silahlanma: Bir grup kullanıcının kriptolama, şifreli haberleşme, SSL, VPN, DNS gibi birçok ileri düzey bilgiyi edindiği gerçek. Fakat bu süreçte devletin de kendisini son derece güçlü ve etkili silahlarla donattığını gözden kaçırmamak gerek.
Bu son maddenin detayları hepimiz için önemli. Ancak tam bu noktada ekseni Türkiye’den kaydırıp yakın geçmişte, dibimizde yaşanan örneklere bakalım istiyorum.

Batı’nın ahlakını almak

Arap Baharı döneminde ileri Batı demokrasilerinden bir dizi şirket, vatandaşlarının sesini kısmak, gözünü-kulağını tıkamak isteyen Ortadoğulu liderlerin huzuruna dizilmişti. Heybelerinde muhaliflerin daha etkin fişlenip, daha çabuk yakalanmasını sağlayacak ‘yardım paketleri’ vardı. İran, Libya, Mısır, Tunus, Suriye ve Suudi Arabistan gibi birçok ülke büyük bedeller ödeyerek bu son teknoloji takip ve sansür ‘çözümlerine’ sahip oldu.

O dönemde yakalanıp işkenceye alınan hükümet karşıtlarına sosyal medyada paylaştığı mesajlar, telefon kayıtları ve SMS’leri gösteriliyordu. Mısır ve Suriye’de sahte Facebook ve Twitter sayfalarıyla şifreler çalınıyor, bu bilgilerle hesaplara girilip arkadaş ağları ve örgütler çözülüyor, arkadaşlarına yollanan sahte mesajlarla tuzaklar kuruluyordu. Özetle kirli bir sürek avıydı yaşanan.

Aynı dönemde sivil ve resmi polisler şüphelendiği herkesin önce cep telefonlarındaki sosyal medya hesaplarına girerek neler yazdığına bakıyordu. İnternette dağıtılan Skype ve benzeri haberleşme uygulamalarının çoğu devletin yaydığı açık kapı içeren sahte yazılımlardı.

Zehirsiz DNS peşinde
Vatandaş takibine yönelik uygulamalar 5 milyar dolarlık pazarıyla birçok teknoloji şirketinin ağzını sulandırmaya devam ediyor. Ancak yukarıda andığım ülkelerde yaşananlara bakınca sonuca ne faydası oluyor, orası tartışılır.

Bugüne ve Türkiye’ye dönelim. Seçim sürecinde internette yaşananları geçen hafta özetlemiştim (bit.ly/P5VMFF). O yazıdan birkaç gün sonra ürpretici bir gerçek daha ortaya çıktı. Türkiye’de DNS zehirlemesi başlamıştı (DNS spoofing)!

Aslen bir ‘hack aracı’ olan DNS zehirlemeyi güncel hayata şöyle uyarlayabiliriz. Numarasını bilmediğiniz birini telefon rehberine bakıp buluyorsunuz. Bu rehberin internetteki karşılığı DNS. Zehirli DNS ise rehberin sahtesi. İçinde aradığınız kişi var fakat numarası yanlış. Aradığınızda o kişi gibi konuşuyor ama değil. Sıradan bir konuşma yaptığınızı sanan siz ise ağzınızdan kaçırdıklarınızın farkında bile değilsiniz.

Yani Twitter’a, YouTube’a (ya da herhangi bir siteye) bağlanıyorum derken aslında başka yerlere de bilgi kırıntıları bırakıyorsunuz. Değiştirdiğiniz DNS’ler bile aslında sahtelerine yönlendirilmiş durumda (bit.ly/1i99SP3). Google tarafından da onaylanan bu kirli taktiğin hangi amaçla devreye sokulduğu, neye hizmet ettiği ‘henüz’ meçhul (bit.ly/1i99EaE). Ama fazlasıyla mide bulandırdığı ortada. Ve unutmayalım ki bu yaşadığımız ilk gariplik de değil (bit.ly/1i99y31).

Bu kayıtların yarın bir gün karanlık, izbe bir odada sandalyeye kelepçeli otururken suratımıza çevrilecek bir ekranda belirmeyeceği garantisini kimse veremez. Dolayısıyla kafayı rahat tutmak ve devlet sansürünü aşmak için eldeki en mantıklı seçenek hâlâ VPN (bit.ly/1kv16QY).

Ulaşmak demişken engelli ağların durumunu merak etmiş olabilirsiniz. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik o tarafta değişen bir şey olmadığını hatırlattı “Twitter veya YouTube Türkiye’de bir temsilcilik açarak veya avukatlarını, temsilcilerini buraya göndererek TİB’in veya BTK’nın gerektiği zamanlarda kendisine müracaat edebileceği ve bu müracaatların olması gereken makul sürelerde sonuçlandırılabileceği bir muhataplık sistemi oluşturabilirse derhal bu yasak kalkabilir. Aksi halde yasak devam eder”.

Tavşana kaç, tazıya tut.