Harcama, yanarsın!

Geçmişte kapitalizmin resesyondan çıkarılmasında çok işe yaramış olan Keynesyen yaklaşım yeni küresel sistemde eskisi kadar işe yaramıyor.

Keynesyen ekonomiyi en kısa yoldan nasıl özetlersin diye sorulsa iki kelimeyle özetleyebilirim: “Harca ki kazan.” Keynesyen ekonomi, kendisini genel teori adı altında tanımlamış olsa bile benim açımdan tümüyle özel bir teoridir. Bir kere kapitalist sistemin ekonomisidir, üstüne üstelik de kapitalist sistemin depresyon halinin ekonomisidir. Bu açıdan bakınca da bana genel teori gibi görünmez.
Kapitalist ekonomi, depresyona hatta resesyona girdiğinde kamu harcamalarını arttırmak suretiyle ekonomiye can verme yaklaşımı Keynesyen ekonominin temel yöntemidir. Bu çerçeveden bakınca da “Harca ki kazan” yaklaşımı hem böyle bir ortamdan çıkmanın hem de bu ortamlara çare arayan ve öneren Keynesyen ekonominin özetidir. 

Eskisi kadar işe yaramıyor
Pek çok ülke, içine düştüğü resesyondan Keynesyen yaklaşıma başvurarak çıkmaya çabalamaktadır. Daha önce aynı yöntemi Japonya denemiş ama ekonomiyi toparlamayı başaramamıştır çünkü Japonya’nın kültürü farklıdır:
Kamu harcamaları arttırılmış, bu paraları ellerine geçiren Japonlar daha fazla harcama yapıp ekonomiyi canlandıracak yerde daha da fazla tasarruf yapıp ekonomiyi iyice daraltmışlardır. ABD son üç yıldır paketler açarak aynı yöntemle ekonomiyi toparlamaya çalışmaktadır. Durum Japonya’daki kadar başarısız olmasa bile çok başarılı da görünmemektedir.
Özetle söylemek gerekirse geçmişte kapitalizmin resesyondan çıkarılmasında çok işe yaramış olan Keynesyen yaklaşım, yeni küresel sistemde eskisi kadar işe yaramamaktadır. Çünkü bir piyasaya para saçsanız o para o piyasada kalmamakta, faizin ya da getirinin daha yüksek olduğu başka piyasalara kaymaktadır.
Demek ki eski usul Keynesyen politika yarı açık ekonomilerde geçerli olurken sermaye hareketlerinin serbest kaldığı günümüz küreselleşme ortamında o kadar da geçerli olamıyormuş.
ABD ekonomisi, bugünlerde borçlanma limitini arttırma konusunda tam bir uçurum kenarı politikası yaşıyor. Başkan Obama vergileri arttırmayı ve harcamaları kısmayı planlıyor ama muhalefet ona bu yetkiyi vermiyor ve yalnızca harcamaları kısmasını talep ediyor. Bu çekişme 2 Ağustos’ta limite gelecek olan borçlanma yetkisinin yenilenememesine neden oluyor. ABD, yeni borçlanma yapamadığı takdirde hiçbir ödemeyi yapamayacak. Bu sorunun çözüleceği inancında olanların oranı muhtemelen yüzde 99’dur. Aksi takdirde doların euroya karşı hızla değer kaybetmesi gerekirdi. 

Krizden çıkış sancılı olur
Yunanistan ekonomisinin karşılaştığı büyük zorluk, Portekiz, İspanya derken İtalya’nın da kapısını çaldı. Euro değer kaybediyor. Bırakın değer kaybını, euronun bir para birimi olarak devam edip etmeyeceği tartışılıyor.
Böyle bir ortamda yeni bir küresel kriz bekleyenlerin sayısı hızla artıyor. Ne var ki bir kriz daha olursa bu kez çıkış çok daha uzun sürecek ve sancılı olacak. Bu kez gelişme yolundaki ekonomilerin de gelişmiş ekonomilerin krizini taşıyacak kadar güçlü olduklarını sanmıyorum. Yeni bir kriz oluşursa bu kez çok daha yaygın bir küresel krizle karşılaşma olasılığımız oldukça yüksek görünüyor.
Türkiye, cari açığının giderek yükseldiği bir ortamda böyle bir olası krizi göğüslemek zorunda kalabilir. O nedenle hükümet yetkilileri birkaç gündür insanlara “Harcamayın, yanarsınız” diyorlar. İki yıl önce “Harca ki kazan” derken şimdi iş tersine döndü.
Keşke zamanında cari açık uyarısı yapanların uyarılarına “Finanse edildiği sürece cari açık sorun değildir” yaklaşımıyla yaklaşılmasaydı ve bugün konuştuğumuz uzun vadeli önlemleri o zamandan yaşama geçirseydik diye düşünüyorum.

.