Theodora

Radi Dikici, hobisi olan az sayıda Türk arasında yer alıyor.

Radi Dikici, hobisi olan az sayıda Türk arasında yer alıyor. Hayata Maliye Müfettişi olarak atılmış, sonra yöneticilik ve sanayicilik yapmış.
Bunların yanına da Bizans hobisini koyuvermiş. Ben de ondan yaklaşık 10 yıl sonra Maliye Müfettişi olarak hayata atıldığım için Radi beyi meslektaşım olarak tanıyordum. Ama böyle bir hobisi olduğunu ilk kez ‘Bu Şehri Stanbul ki’ adlı kitabını yayımladığında öğrendim. Sonra arkası geldi ve ‘Şu Bizim Bizans’ kitabını yayımladı. Müthiş bir kitaptı. Bin yıllık Bizans’ı sokak sokak, imparator imparator anlatıyordu. Aşağı yukarı benzer dürtülerle yola çıkarak Hitit tarihini inceleyip yazdığım için kendisine olan saygım iki katına çıktı.
Geçtiğimiz günlerde bu kez Theodora adlı kitabı yayımlandı Remzi Kitabevi yayınları arasından. Elime geçer geçmez başladım okumaya. Bu hafta bitirdim. Doğrusu ya bayıldım kitaba. Kitabı okurken Bizans sokaklarında dolaşır, meyhanelerinde şarap içer buldum kendimi. Ne de olsa Bizans topraklarında yaşıyoruz. Her ne kadar Bizans’tan geriye pek bir şey bırakmamış olsak da havasını soluyoruz. Theodora ‘Bu Şehri Stanbul ki’den ve ‘Şu Bizim Bizans’tan farklı bir kitap. İlk ikisi araştırma, belgesel ve deneme karşımı kitaplardı. Birer referans kitap niteliğindeydiler. Radi Dikici bu kez bir roman denemesi yapıyor. Theodora’yı bir belgesel roman olarak okuyucuya sunuyor. Benim de ‘Anitta’nın Laneti’ ile denediğim bir tür bu. Zorluklarını iyi bilirim. Belgesel ağırlığını artırsanız kolay okunurluğu kaybolur, drama ağırlığını artırsanız spekülatif yönler artacağı için gerçekle tutarsızlık konu olabilir. Bu ikisi arasında öyle bir denge kurmanız gerekir ki araya koyduğunuz spekülasyonlar hem tarihe ters düşmemeli hem de okuru isyan ettirmeyecek türden olmalıdır. Radi Dikici, Theodora’da bu dengeyi iyi tutturmuş. Okuru, sıkmadan roman okurken tarih öğrenmeye itiyor. Böylece roman bittiğinde bu topraklara gelmiş geçmiş en önemli kadın figürlerden birinin yaşam öyküsünü o dönemin tarihiyle birlikte öğrenmiş oluyorsunuz.      
Radi Dikici, kitap ve Bizans üzerine verdiği bir söyleşide “Bizans’a ilgimiz ve dolayısıyla bilgimizin çok düşük olduğunu fark ettim ve başladım okumaya” diyor. Bu açıklama bana hiç yabancı değil. Aynı şeyi ben de Hititler için hissederek başlamıştım Hitit tarihi üzerine çalışmaya. Umarım bu kitap sayesinde yendiğimiz bir imparatorluk olarak görmeye ve o nedenle de küçümsemeye yöneldiğimiz Bizans’a olan ilgimiz biraz artar. Radi Dikici bu anlamda bu topraklara yüzlerce yıl hükmetmiş ve onun önceki kitabında dediği gibi artık ‘şu bizim Bizans’ olmuş bir uygarlığın en önemli imparatoriçesinden giderek geçmişe elçilik yapmaya çalışıyor. Bu çabasını ve başarısını kutlamak düşüyor bize de. İstanbulluyum diyen ya da İstanbul’da oturan herkesin okuması gereken bir kitap.
Türkiye, çok sayıda farklı kültürden uygarlığı topraklarında barındırmış bir ülke. Ne yazık ki bunları bilen ve ilgilenen Türklerin sayısı çok az. Ancak böyle hobi sahibi insanlar çıkıp da o uygarlıklar ya da o uygarlıkların önde gelen figürleri üzerinde bir şeyler yazıp çizerse biraz ilgi çekiyor. 
Keşke başka birileri de çıkıp Anadolu’dan geçmiş öteki uygarlıklar üzerine çalışıp böyle ayrıntılı belgesel öykü türü kitaplar yazsalar. Aklıma örneğin, Urartu, Komagena uygarlığı gibi bilgi yaygınlığı kazanamamış uygarlıklar geliyor. Türk bilim adamlarının bu uygarlıklarla ilgili çok değerli araştırmaları var. Ne var ki bu araştırmalar dar bir çevreyi aşamıyor. Oysa birileri bunları öykü ya da roman haline getirse ilgi artabilir.
Radi Dikici, bu topluma olan borcunu başka alanlarda ödediği halde sürekli kendine borç çıkarıp ödemeye devam eden bir aydın. Bizans tutkusunu ve sevgisini kitaplara döküp bizimle paylaşıyor. Bu tür kitaplar hem geçmiş uygarlıkların daha çok tanınmasını hem de bu toprakların kültür birikimine sahip çıkılmasını sağlıyor.