12 Eylül bilançosu

PKK'nın yeniden sahnede görünmesiyle 12 Eylül yıldönümü bir araya gelmese böyle bir yazıya gerek görmeyecektim.

PKK'nın yeniden sahnede görünmesiyle 12 Eylül yıldönümü bir araya gelmese böyle bir yazıya gerek görmeyecektim.
27 Mayıs'tan sonra görüşlerine başvurduğum kimi Genelkurmay başkanından edindiğim değerlendirmeye göre, normal koşullar altında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst kademesinde kararlar 'usulüne uygun' alınır. Yani her kuvvetin komutanı karargâhıyla gelir. İrdelenecek görüşler tam serbesti içinde ele alınır. Genelkurmay Başkanı ortaya çıkan görüşü, kendi üslubu ile ifade eder.
Olağanüstü durumlarda bu demokratik kural pek uygulanmaz. Genelkurmay başkanlarının ağırlıkları da olağanüstü bir hal alır. İşte gerek 12 Mart 1971'de zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın, gerek 12 Eylül 1980'de Kenan Evren'in rolleri bundan dolayı 'olağanüstü' olmuş, sevap ve günahı ile iki komutan tarihe mal edilmişlerdir.
1984-1999 arası, zaman zaman çığırından çıkan PKK ile mücadele dönemini araştırırken, 1980-84 ara askeri dönemi de gözden geçirmiştim.
Türkiye 12 Eylül 1980'de bambaşka bir kargaşa noktasındaydı. Siyasi iktidarın bu kargaşaya egemen olamaması müdahaleye yol açmıştı. Ama Milli Güvenlik Konseyi yönetimi, görünür sorunların üzerine giderken, PKK'nın sınırlarımız dışındaki gelişmesini gözden kaçırmıştı.
İşte bu durumun gelişmesinde Genelkurmay'ın normal dönemlerdeki, kendine özgü, etkili işleyişinin yerini, yukarıda işaret ettiğim olağanüstü hallerde görülen yöntemin aldığı anlaşılıyordu.
PKK'nın 1984 Ağustosu'nda sahneye beklenmeyen bir güçle çıkmış olması
bu varsayımı doğrulayan bir unsur olarak kabul edilmeli.
Buna ilaveten, sivil yönetime dönüldüğünde gerek Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in, gerek Başbakan Turgut Özal'ın PKK'nın yarattığı olaylarla ilgili tepkileri değerlendirmede önem kazanmakta, askeri ara dönemin hâlâ gelişmeleri doğru saptayıp doğru algılayamadığını göstermektedir.
Şimdi bir emekli yargıç albay Milliyet'e, MGK yönetimiyle ilgili çok ağır suçlamalarda bulundu. Hatalı uygulamalarından dolayı terör unsurlarının nasıl ve ne kadar genişlediğini anlattı. Oysa konuya 12 Eylül döneminde yurtdışı PKK hazırlıklarıyla başlamak gerekiyor.
Askeri yönetimler, geçici de olsalar, sürelerinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendine özgü inceleme ve karar alma mekanizmalarından bir kısmını uygulayamıyorlar. Bu dönemlerde, işin içinde bulunmuş değerli ve deneyimli eski komutanlara göre, yukarıda özetlediğim değişim oluşuyor.
Şimdi ülkenin karşısına daha büyümüş gibi görünen, farklı bir başka boyutla çıkan, sorunu ne MGK yönetimi ne de ondan önceki ve sonraki yönetimler fark edebilmiş değiller. Bunu şimdi görüyoruz.
İşin bir de Öcalan'ın yakalanmasıyla sona erdiği düşünülen dönemden sonra olup bitenler var. Körfez Savaşı sonrası başlayan Kuzey Irak Kürtlerinin Saddam'a karşı korunmasınna Türkiye'nin fiilen katılması da ayrı bir günah.
Bütün bu oluşumla ilgili, Türkiye'nin asker-sivil birimlerinin 12 Eylül'de başlayan PKK ile ilgili yaklaşım, değerlendirme ve uygulamaları bugün ülkeyi bulunduğu noktaya getirmiş gözüküyor. Müdahalenin o günlerde sokaklarda akan kanı durdurması ise ayrı bir konu. İşte size 12 Eylül'ün geniş bilançosu.
***
CUMHURBAŞKANI NOTU: "Yüce Atatürk'ün ilke ve devrimlerine bağlı.. bireyler toplumsal gelişmenin öncüsüdür... Eğitim konusundaki önceliklerimizden biri de Öğretim Birliği ilkesi ile anayasal kuralların uygulanması, eğitimin laik niteliğinden ödün verilmemesidir. Yöneteni ve yönetilenleriyle herkesin bu konuda gerekli duyarlılığı göstermesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını korumasının da güvencesi olacaktır."
Cumhurbaşkanı Sezer 2005-2006 eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla yayımladığı mesajda bunları da söyledi.