1959-2005 nereden nereye

Türkiye'nin, o zamanki adıyla Ortak Pazar olan Avrupa Birliği macerası 1959'da başladığında konuyla pek ilgili değildim.

Türkiye'nin, o zamanki adıyla Ortak Pazar olan Avrupa Birliği macerası 1959'da başladığında konuyla pek ilgili değildim. Ama 1963'te ortaklık anlaşması imzalandığında artık konuyu Milliyet gazetesi adına izleyen bir diplomasi muhabiriydim. İngilizlerin davetiyle: İngiltere-Ortak Pazar ilişkilerini irdeleyen, Wilton Park Konferansı'na davet edilmiş, bizim için çok yabancı olan konuların nasıl tartışıldığını izlemiştim. Sonra, bir dönem, Türkiye konuyla ilgilenmedi. 1978'e kadar. Yunanistan, İspanya ve Portekiz'in üyelikleri gündeme gelinceye kadar.
O yıl Başbakan Ecevit idi. Kendisiyle Washington'da toplanacak NATO hükümet ya da devlet başkanları toplantısına katılmak için gidiyorduk. Yolda Brüksel'e uğradık. Kimi dışişleri mensupları Türkiye'nin de, diğer üç ülke gibi üyelik için girişimde bulunması gerektiğini öne sürüyordu.
Ama o günlerde Türkiye'nin derdi, Kıbrıs müdahalesi dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ABD'nin uyguladığı silah ambargosunun kaldırılması idi.
Ecevit, Ortak Pazar'a üyelik yerine bu ambargonun kaldırılması için büyük gayret sarf ediyor, birbiri peşi sıra Batı gazetelerine verdiği demeçler yanında sık sık görüştüğü NATO'nun Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanı general Haig ile Washington'da uygulanacak politikayı hazırlıyordu.
Dışişleri'nin uzmanları böylece bir fırsatın kaçırıldığını düşünmüşlerdi.
Türkiye'nin AB üyeliği son defa Özal'ın başbakanlığı sırasında gündeme geldi. Bu defa da Dışişleri üyelik müracaatının zamansız yapıldığını, ertelenmesi gerektiğini düşünüyordu. Ama Özal ısrar edince müracaat 1987'de yapıldı. Ama üyelerden kimse Türkiye'nin, biraz da emrivaki yoluyla yaptığı girişimi pek ciddiye almamıştı.
Önemli aşama 1995'te, Çiller'in başbakanlığı sırasında, Gümrük Birliği (GB) anlaşması yapılırken oldu. Konuyla ilgili gelişmeleri yakından ve anlayarak izleyecek düzeye ulaşmamış kamuoyuna yapılan işin 'büyük başarı' olduğu intibaı verilmek istendi. Ama her şeye karşın bu anlaşmanın kabul edilmesinin bedeli olduğu duyuldu. Bu bedel, zamanın Fransa Büyükelçisi'nin verdiği teminata karşın: Kıbrıs Rum Yönetimi'ne AB'ye üyelik garantisi verilmesiydi.
GB'nin ekonomik yönden Türkiye'ye ne getirdiği, ilgili birçok çevrede hep tartışıldı. Ama Türkiye'den götürecekleri hakkında gerçekçi değerlendirmeler yapılmadı. Kıbrıs Rum Devleti'nin üyeliğe kabulü halinde ortaya çıkacak durum üzerinde durulmadı. Akıl almaz bir gaflet ile Garanti Anlaşması'nın birinci maddesine göre bu devletin Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadığı bir kuruluşa katılamayacağı hususunun geçersiz kılınmasına seyirci kalındı.
1997'de AB Lüksemburg'da yaptığı toplantıda Türkiye'ye kabulü olanaksız hususlar dayatmaya kalktı. Türkiye şimdi karşılaştığına benzer durumla karşılaşınca ilişkilerini dondurdu.
İşte o zaman, iki yıl boyunca AB durumu bütün yönleriyle, gerçekçi yaklaşımla değerlendirdi. Sonunda ödün vermeyen Türkiye, iki yıl sonra, 1999'da Helsinki'de yaptıkları bir toplantıda, Türkiye'yi üye adayı olarak kabul edeceğini açıkladı.
1999-2002 arasında Türkiye'nin sarf ettiği gayretler AKP iktidarıyla tırmandı. Özellikle iş âleminin özendirdiği, Ecevit'in son başbakanlığı sırasında bu konudaki gayretlerini yetersiz bulan medya tarafından yaratılan ortam sürüyor.
Türkiye'nin kimi alanlarda radikal reformlar gerektiren bünyesinin muhafazakâr parlamentolarla tedavi edilemeyeceğini düşünenler çok. Bunlara Atatürk'ün işaret ettiği 'çağı yakalamak' için Batı ile işbirliği gerektiğini düşünenler de katılıyor. Bu konuda AB tek çare görülüyor.
Ama daha ziyade kendi iş alanlarında sağlanacak olanakları değil, büyük ülke çıkarlarını düşünenlerin bir ortak kaygısı var: "AB üyeliği körü körüne olmamalı. Onurumuzu ve yaşamsal çıkarlarımızı dikkate alarak adımlar atılmalı" deniyor.
Geçen 17 Aralık'ta ortaklık görüşmelerinin bu yıl 3 Ekim'de başlamasına ittifakla karar veren AB, şimdi ortaya yeni koşullar çıkarıyor.
Anlaşılan sadece bu durumun alabildiğine tartışılacağı yeni bir döneme giriyoruz. 1959-2005, yani 46 yıl sonra...