AB aldatmacası

Ankara'da ağırlığı her alanda hissedilen çevreler soruyor: Avrupa Birliği, Türkiye'yi neden tam üyeliğe kabul etsin?

Ankara'da ağırlığı her alanda hissedilen çevreler soruyor: Avrupa Birliği, Türkiye'yi neden tam üyeliğe kabul etsin? Ne çıkarı var? 70 milyonluk pazarı zaten Gümrük Birliği'yle sağlamış. NATO vasıtasıyla Türk gücü de cepte. Kişi başına Türkiye'de yıllık 2 bin 500 dolar düşerken AB ülkelerinde en az 10 misli. AB neden farkı kapatmaya çalışsın?
Şimdi Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Aygün, konunun kendi alanlarını kapsayan yanı hakkında bilgi veriyor.
Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği (GB) dolayısıyla nasıl oyuna getirildiğini ve son altı yılda 60 milyar dolar kaybettiğini anlatıyor.
Ucuzlayacak denilen ürünlerin ucuzlamadığını, Türkiye'nin her türlü tüketim malları akınına uğradığını, ama en iddialı olduğu üretim dalı tekstil ve konfeksiyonda ihracatının azaldığını hatırlatıyor.
'Türkiye açık pazar haline getirilirken, AB pazarından dışlandı' deyip rakamlar veriyor:
'Dış ticaret açığı 1996'da 19.6, 1997'de 21.2, 1998'de 21, 2000'de 27.2 milyar dolar oldu.'
'1990-95 döneminde ortalama yılda 25.8 milyar dolarlık ithalat yapıyorduk. GB'den sonra 5 yıl içinde yıllık ortalama 46.8 milyar dolara çıktı. 5 yıllık dönemde 117 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Bunun 62 milyar doları AB ülkelerine gitti.'
Bu durumu öngörebilen yabancıların saptamaları hatırlatılıyor.
Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Sözcüsü Anne Van Lencker: "GB, Türkiye'nin orta ve küçük işletmeler düzeyinde iş kaybına neden olacak ve Türkiye kısa vadede sıkıntı yaşayacaktır."
AP Yunanistanlı üyesi Yannos Kranidiotis:
"GB, ekonomi ve ticarette Türkiye'nin değil Avrupa'nın yararına işleyecektir."
AP üyesi Daniel John-Bendit: "GB, Türkiye için kötü bir hediye. Ekonomik alanda güçlük çekecek olan Türkiye, politik birliğin nimetlerinden de yararlanamayacak." Demişlerdi. Haksız mı çıktılar?
AB ülkelerinin tarımsal ürün ve tekstil ağırlıklı az sayıdaki ihracat ürünümüze tarife dışı engeller ve kotalar koyduğu, antidamping soruşturmaları açtığı hatırlatılıyor.
Hatırlatılan ve AB ile ilişkiler sürdürülürken unutulmaması gereken
iki önemli husus daha var.
Bunlardan biri Türkiye-AB ilişkilerinde önemli görevi bulunan AB Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Spencer'in sözleri:
"Türklere, ileride bir gün Avrupa'nın parçası olacakları yolunda 30 yıldır söz vererek hiç dürüst bir davranışta bulunmadığımızı düşünüyorum. Çünkü gerçek, AB'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etme yolunda hiçbir niyeti olmadığıdır."
Diğer unutulmaması gereken değerlendirme ise eski Almanya Başbakanı Helmut Schimidt'e ait.
8 Nisan 2000'de Berlin'de, 'Avrupa'nın Geleceği' adlı konferansta söylenmiş:
"Avrupa'nın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye'nin yeri yoktur. 70 milyon Türk vatandaşını Avrupa'da dolaştıramayız. Avrupa'nın İran, Irak, Suriye gibi ülkelerle sınır komşusu olmasını kabullenemeyiz. Türkiye ile ekonomik ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Genç ve hızlı büyüyen nüfusun satın alma gücünden faydalanmalıyız. Ancak bu ülkenin globalleşmenin temel prensiplerine
sahip olmadığını ve uluslararası kardeşliği içine sindiremediğini de görmeliyiz."
AB'nin taktiği biliniyor: Türkiye ile ilişkiler kopmamalı. Yoksa birçok konuda Türkiye'ye etki yapmak mümkün olmaz. Bunu Lüksemburg kararlarında Türkiye'yi dışladıklarında anladılar.
Başta Yunanistan olmak üzere AB, üyelik hedefi kalmayacak ve basit müttefik konumuna getirilecek Türkiye'nin ne gibi sorunlara açık olabileceğini değerlendiriyor.
Bu değerlendirme neticesi kendilerinin ne kadar aleyhlerine olacaksa o kadar Türkiye'ye
umut verme eğilimindeler.
Şimdi, Türkiye'nin AB ilişkilerini her adımında soğukkanlılık ve içtenlikle tartışması ve çıkarlarımızı koruması gereken,
birtakım kimlikleri artık apaçık ortaya çıkmış 'kişi' papağan gibi AB görüşlerini yinelemeye devam ediyor.
Kamuoyunu aydınlatmakla görevli kimi kurumumuz da uykuda.
Ankara Ticaret Odası kadar olamıyorlar.