ABD ile nereden nereye

1958'de Bağdat'ta ihtilal olduğunda ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanıp Lübnan ve Ürdün'e asker indirdiğini Türkiye sonradan öğrenmişti.</br>1950'lerde siyasi iktidarın ülkesinde, ABD askeri faaliyetleri açısından, ne olup bittiğinden haberi yoktu.

1958'de Bağdat'ta ihtilal olduğunda ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanıp Lübnan ve Ürdün'e asker indirdiğini Türkiye sonradan öğrenmişti.
1950'lerde siyasi iktidarın ülkesinde, ABD askeri faaliyetleri açısından, ne olup bittiğinden haberi yoktu. Önüne gelen, ABD'nin isteklerine uygun, ne olduğu pek belli olmayan anlaşmalar yapıyordu. 27 Mayıs'tan sonra bunlar toparlanacak Türk-ABD ilişkilerinin, askeri sınırları belirmeye başlayacaktı.
İnönü'nün dediği gibi 'Bir büyük dünya süper gücü ile ilişkiler, ayı ile yatağa girmeye benzer.'
Türkiye'nin ve ABD'nin karşılıklı ilişkilerinden büyük çıkarları vardır. Ama Türkiye'nin çıkarları kendine göre yaşamsal olduğundan, Türkiye'nin, denge sağlamakta, daha dikkatli olması gerektiği hep düşünülür.
1950 başlarından itibaren ABD ile iç içe ilişkiler içinde bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu dengeyi sağlamak için gerekli deneyimi, bu süreç içerisinde kazanmıştır. Bu aşamaları yapmasında 1974 Kıbrıs müdahalesi sonrası TSK'ya uygulanan ABD silah ambargosunun büyük rolü olmuştur.
Son yıllarda göreve gelen Genelkurmay başkanları da ABD ilişkilerine dikkatli ölçülülükle yaklaşmışlardır. Kıvrıkoğlu, ABD meclislerine Ermeni tasarısı geldiğinde yapacağı ziyareti iptal etmiş, Ankara'ya gelen sivil görevlileri, kademeleri ne olursa olsun, sivil makamlara sevk edip kabul etmemiştir. Onun için de ABD kendisini 'işbirliği yapılması zor' kişi olarak değerlendirmiştir.
Şimdi dünyanın tek büyük gücü haline gelen ABD ile eğer Türkiye açısından 'dengeli ve dürüst bir ilişki' sağlanabiliyorsa bunda Türk tarafının, geçmişten edindiği deneyimlerini kullanabilmesinin büyük rolü vardır.
Bugünlerde Washington'dan, çeşitli Türk şahsiyet hakkında gelen övgü mesajlarını biraz dikkatle irdelemek gerektiğini düşünüyorum.
Türk yetkililerden kimileri 'işbirliğine daha yatkın' olarak vasıflandırılıyor. Kimilerine karşı Batı'da pek kullanılmayan, bizim de duymaya pek alışık olmadığımız, aşırı övgü dolu değerlendirilmeler yapılıyor.
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, "Modern Türkiye demokratik sistem ile İslam'ın uyum içinde olabileceğini ispatlıyor... Din ile devlet birbirinden ayrılabilir. Bu durum kişisel dindarlıkla da tamamen uyumludur" diyerek ilişkilere bir başka boyutun daha dahil olduğunu vurguluyor. Böylece, ABD'yi hasım gören bir kısım Müslüman halklara da hitap ediliyor.
AKP iktidarıyla ABD uyuşma görüntüsünün yakın, orta ve uzun vadede gerektiği gibi gözlemlenip ele alınacağı kanısındayım.
Yarım asra yakın süredir, gazeteci olarak, uzmanlıklarını yakından tanıma durumunda olduğum Dışişleri ve Genelkurmay mensuplarının görevlerinin siyasi iktidarca gerektiği gibi değerlendirildiğini ummak istiyorum.
Bu varsayım doğru olduğu takdirde, ABD'nin hem ikili hem de AB ve NATO ile ilgili olarak çok taraflı ilişkilerde Türkiye'ye hak ettiği dikkati atfettiğini düşünebileceğim.
Yazımın başlığında ifade ettiğim gibi: Türk-ABD ilişkileri iniş ve çıkışlarıyla, nereden nereye geldi. Türkiye, AB dışında bırakıldığı sürece daha farklı zeminlerde de gelişimler seyredebileceğiz.
Kim bilir belki bir gün MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın bir konferans sırasında, tartışılmak üzere ortaya attığı değişik istikametler de söz konusu ilişkileri etkileyebilecek.
En azından 1950'den bu yana, en geniş ve çok boyutlu kadrolarıyla Türkiye'de gözlemler ve çalışmalar yapan ABD'nin AKP iktidarını birikimlerinden yararlandırmakta olduğunun işaretleri de var.
ABD'nin dünyaya, AB ülkelerinin, göreceli olarak, dar olduğunu düşündüğümüz açısından bakmıyor olmasının da Türk-ABD ilişkilerinin geleceğine olumlu etki yapacağı kanısındayım.
***
SPOR NOTU: Eski bir antrenör (basketbol) olarak sadece basketbolcularla futbolcuları değil, bu sporları TV'den merakla izleyenleri de ilgilendireceğini sandığım bir öneri yapmak istiyorum. Mümkün olduğu kadar basketbolda NBA maçlarını, futbolda da Avrupa takımlarının kendi aralarındaki maçları izlesinler. O zaman Türkiye'de oynanmakta olan maçları daha iyi değerlendirebilirler. Medyada kendilerine sunulan yazıları ve yorumları mihenk taşlarına vurabilirler. Aynı şey bu sporların hakemleri ve hakem tayini yapan yöneticileri için de geçerli. Sporun uzman yazarlarının ise bu konularda tavsiye gereksinimleri olmadığını düşünüyorum.