ABD öğüdü ve ifade özgürlüğü

ABD'nin Ankara'da görev yapmış büyükelçileri emekliye ayrılınca daha rahat Türkiye'yi etkilemeye çalışırlar.

ABD'nin Ankara'da görev yapmış büyükelçileri emekliye ayrılınca daha rahat Türkiye'yi etkilemeye çalışırlar. Marc Grossman da bu alışkanlığı bozmadı.
Washington'daki son görevlerinden itibaren daha da pervasızca davrandı. Türkiye'nin ABD desteğini muhafaza etmesi için, kilit konularda ne yapması gerektiğiniyse, İstanbul'da geçenlerde katıldığı bir toplantıda ifade etti.
Toplantıyı, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Enstitüsü düzenlemişti.
Grossman'ın yaptığı konuşmayı, toplantıya davetli olarak katılan Doç. Dr. Hüner Tuncer, Cumhuriyet gazetesine yazdığı makalede
şöyle özetledi:
1- Türkiye sınırları içinde yaşayan farklı etnik kökenli ve dinsel nitelikli topluluklara (örneğin Kürtlere) daha çok hak ve sorumluluk tanımalıdır.
2- Kıbrıs sorunu Annan Planı'na göre çözümlenmelidir.
3- Laiklik, Türkiye sınırları içindeki tüm dini ve etnik grupların dini istediği gibi serbestçe uygulayabilmesi, istediği biçimde ibadet etmesi, istediği gibi giyinebilmesi şeklinde anlaşılmalıdır.
4- Türkiye, oluşmakta olan Yeni Irak'ın başarıya ulaşmasına yardımcı olmalı, ABD ile işbirliğinde bulunmalıdır. ABD'nin buraya getirdiği demokrasinin yerleşmesinde rol oynamalıdır. Suriye ve İran politikalarında ABD'nin yanında yer almalıdır.
5- Orhan Pamuk konusunda Türkiye'nin takındığı tavır doğru değildir.
6- Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri, Türk-ABD ilişkilerini güçlendirici bir etmendir.
Doç. Tuncer, Grossman'ı dinledikten sonra söz alıp görüşleri paylaşmadığını söylüyor. Mikrofon elinden alınmadan şu soruları sorabiliyor:
- Kıbrıs'ta kurulacak yeni devlette Türklerin eşit haklarla yönetime katılması konusunda ABD görüşünü belirtmediniz.
- Kürtlere hangi hakların verilmesini öneriyorsunuz? Bunların arasında siyasi haklar da var mı?
Oysa sormak istediği başka sorular da var.
Örneğin; Türkiye'ye, ABD'nin Büyük Ortadoğu Politikası çerçevesinde vermek istediği, Suriye ve İran ile ilgili rol, Atatürk'ün 'bölge ülkeleriyle barış içinde yaşama' politikasının tersi değil midir? Irak'a demokrasiyi, ABD binlerce insanı öldürerek mi getirmektedir? Laiklik sadece din ve ibadet özgürlüğü ve istenen kıyafetlerin giyilebilmesi midir?
Üniversite öğretim üyesi konuşmacının sadece, kaba bir şekilde, elinden mikrofonu alınmamış, aynı zamanda davetli olduğu öğleden sonraki oturuma da katılmaması kendisinden istenmiştir.
İşte, sürekli olarak gündemde tutulan 'ifade özgürlüğü'nün
Türkiye'de kazandığı anlam.
Grossman'ın, bilinen ABD görüşlerinin Türkiye'de bir kere daha kamuoyuna ulaşması için yaptığı konuşmalar karşısında, konferans tertipçilerinin takındıkları tavrı sergilemek gerekir.
Türkiye'deki 'ifade özgürlüğü' savunucularının samimiyetlerini mihenk taşına vurabilmek için. 1950 ve 60'lı yıllarda Ankara'da Sovyet diplomatlarının benzer uygulamalar içinde olduklarını görürdük. Kendileri gibi düşünmeyenleri aforoz ederlerdi. Şimdi benzer yaklaşımı ABD yandaşlarında görüyorum.
Tüm meslek hayatımda daima fikir özgürlüğü savunucusu oldum. Bu özgürlüğün, yasalardan başka sınırı olmaması gerektiğine inandım. Sınırların en geniş ölçülerde tutulmasını savundum. Bu alanda tek koşul öne sürdüm, yeter ki ortaya atılan görüşlere yanıt verebilme hakkı olsun.
Türkiye, çeşitli görünür ya da görünmez güçlerin yarattığı, ağır bir sansür döneminden geçiyor. Bence en önemli sorun bu görünmez sansür mekanizmasına karşı mücadele ve karşı görüşlerin ifade edilebilmesidir.