ABD savaş standartları

ABD yabancı ülkelere askeri güç gönderme konusunda daha önce oluşturmuş olduğu standartları, şimdi günün koşullarına uyduruyor.

ABD yabancı ülkelere askeri güç gönderme konusunda daha önce oluşturmuş olduğu standartları, şimdi günün koşullarına uyduruyor.
İşte bunlardan belli başlıları,"Amerikan vatandaşının yaşamını tehlikeye
atmak için geçerli sebebin olması gerekiyor.
Ama bundan önce, diplomasi gibi tüm barışçı olanaklar kullanılmalı, bu sırada geç kalmadan doğacak mahzurlar dikkate alınmalı.
Konuya kuvvet tahsis edilecekse, kabul edilebilecek risk karşılığında, mutlaka netice alınması şart olmalı. Hedefin açık seçik belirlenmesi, sorumluluğun anlaşılıp kabullenilmesi önemli.
Komuta yapısı da, kararların bir komite tarafından alınması şeklinde karmaşık değil, berrak olmalı. Müttefiklerle koalisyon gerektiğinde onlarla kararlaştırılmış hedeflere ulaşmak için gerekeni yapacakları hususunda açık anlaşmaya varmalı. Misyon koalisyonu şekillendirmeli, yoksa koalisyon misyonu değil.
Çatışmanın önemi onu gerekli kılıyorsa ABD'nin de koalisyon ortaklarının da yaşamları riske sokmaya hazır olmaları gerek.
Askeri yetenekler, başarıya ulaşmak isteniyorsa, işin başında mevcut olmalı. Kamu desteğinin sağlanması için ABD liderliği gerektiği kadar
zaman kullanmalı. Operasyonlarda can kaybı olacaksa bundan mutlaka kamu haberdar olmalı. Başarının kolay olmayacağı anlatılmalı.
Bir yerde uygulanacak operasyonun, ABD için dünyanın diğer yerlerinde yaratacağı neticeler mutlaka irdelenmeli.
Diplomasinin başarısızlığa uğraması halinde, harekât gerekliyse, vakit geçirmeden uygulamaya geçilmeli.
Milli Komuta yetkilileri gerekli görüyorlarsa kamuyu, koalisyon ortaklarını, Kongre'yi ya da BM'yi ikna etmek için kimi, kara kuvveti kullanılmayacağı, ramazanda bombardıman yapılmayacağı gibi sınırlayıcı sözler verilmemeli. ABD yönetimi kendi kendiyle, Kongre ile halkla
ve koalisyon ortaklarıyla dürüst olmalı."
Bunlar kural değil, sadece ABD'nin savaş kararı öncesi dikkate alacağı kontrol mekanizmasını, standartlarını gösteriyor.
ABD'nin aylardır uygulamakta olduğu 'gerginlik politikası'nı inceleyenler için dikkate alınması gereken hususlar bunlar.
İşin Türkiye ile ilgili yönünde büyük belirsizlikler var.
Ne ABD, Türkiye'nin ayrıntılı olasılıklar planlarından haberdar ne de Türkiye ABD'nin ayrıntılı gerçek niyetini biliyor.
Salı günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından sonra yayımlanan bildiri ise söz konusu ayrıntılardan, çok küçük bir grup dışında, MGK üyelerinin bile haberdar olmadığının işaretlerini veriyor.
Anlaşılan bu durum sadece mevcut hükümetten değil, konunun hassasiyetinden ileri geliyor.
Ayrıntılar ve olasılıklar uyum içinde çalışan iki kurumda, Genelkurmay ve Dışişleri'nde oluşup saklanıyor.
* * *
SPOR NOTU: Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumun sadece futbolla ilgili teknik yanını gene konunun uzmanlarına bırakarak, Fatih Terim'in, değerlendirmesi uzmanlık istemeyen davranışları üzerinde durmak istiyorum. Türkiye'de yaşadığı başarılı dönemden sonra ününü İtalya'da zirveye çıkarmak isterken başına gelenlerden etkilenmemesi düşünülemezdi. Ama şimdi iddialarla başladığı yeni görevinde aldığı 'kötü oyun' eleştirileri karşısında, 'hainler' araması, başarısız oyuncularını 'kutlama'sıyla başlayan garip dönem sürüyor. Son Brugge maçı öncesi rakibi 'Yüzde 90 kazanacağız' derken, Terim "Kazanmak için çıkacağız. Mağlup da olsak zararı yok" diyerek ve maç sırasında sergilediği, hiç alışık olmadığımız, korku dolu yüz ifadesiyle ortaya bambaşka bir kişilik koyuyor. Kurduğu takım ve sergilenen oyun Türk seyircileri ve yorumcuları dehşete düşürürken, yaptığı savunma ve savunmayı yaparken sergilediği, psikolojisini yansıtan görünüm, herkeste tebessüm yaratıyor.
Bütün bu olumsuz gelişmeleri seyrederken ister istemez bu, şimdiye kadar Türkiye'de başarıya ulaşmış, teknik adamın, Türkiye'de de önemli bir dönemece gelmiş olup olmadığını düşünüyorum.
O kendine özgü olan 'kendine çok fazla güvenme havası' bir daha geri gelecek mi? Gelmeyecekse acaba onun yerine Fatih Terim ne koyacak?