ABD'nin Türkiye açısı

Türk-ABD ilişkilerinin gerçekçi değerlendirmesini galiba bizler değil, yabancılar daha iyi yapıyor.

Türk-ABD ilişkilerinin gerçekçi değerlendirmesini galiba bizler değil, yabancılar daha iyi yapıyor. Ekonomik zorluklar içinde yaşadığımızda ABD'den gördüğümüz yakınlığın tek taraflı olmadığını gene yabancıların değerlendirmesi daha iyi ortaya koyuyor. Yoksa ya gücümüzü abartıyoruz ya da kimi meslektaşın içine sindirdiği küçüklük kompleksine kapılabiliyoruz.
Eksiklik bilim adamlarımızın, uzmanlarımızın açık seçik Türk-ABD ilişkilerini irdelememelerinden ileri geliyor.
Dünyanın en güçlü ülkesi ABD'nin Türkiye'ye, Türkiye'nin de ABD'ye çok önemli alanlarda gereksinimi var. Durum Sovyetler Birliği parçalanmadan da böyleydi, şimdi de böyle.
Türkiye'nin ABD için önemi öncelikle jeostratejik konumundan ileri geliyor. Bunu birçok Batı yetkilisi söylüyor. ABD'nin dünyaca şöhretli jeostrateji uzmanı Zbignew Brzezinski'den tutun da Richard Holbrooke'tan Strobe Talbott'a, Condoleessa Rice ve hatta Clinton'a kadar herkes.
Bırakın Soğuk Savaş günlerini, Körfez Savaşı sırası ve sonrasında, hâlâ devam eden ABD stratejisine Türk katkısı küçümsenebilir mi? Kafkasya, Balkanlar, Ortadoğu ve Asya Türk cumhuriyetlerindeki rol görmezden gelinebilir mi?
Ya Türkiye'nin, bir NATO üyesi olarak ve
hele Avrupa Birliği'ne de katılması halinde, ABD'nin Avrasya politikasında oynayacağı rolün önemine ne demeli?
Clinton'ın 1999 ziyareti sırasında TBMM'de söylediği "Gelecek yüzyıl önemli ölçüde Türkiye'nin geleceğini belirlemesiyle bugün ve yarın oynayacağı rolle şekillenecektir... Eğer Türkiye istikrarlı, demokratik ve laik bir ülke olarak Avrupa'nın tam parçası haline gelirse gelecek daha iyi bir hal alacaktır" sözleri ciddi bir anlam ifade etmiyor mu?
Şimdi ABD'nin en büyük önceliğini oluşturan, terörle küresel mücadelede, bölgesel boyuta
sahip güvenlik güçleriyle alacağı rol nasıl göz ardı edilebilir?
En az 1950'li yılların başından bu yana Türk-ABD çıkarları birçok alanda örtüşüyor. Bu da iki ülkenin karşılıklı güçleri oranında gerektiğinde birlikte hareket etmelerine, birbirinin gereksinimlerine katkıda bulunmalarına sebep oluyor.
ABD, Ortadoğu karmaşası içinde direnen ve desteklemek zorunda olduğu İsrail yanında, Türkiye'nin Arjantin durumuna düşmesini istemiyor.
Avrupa Birliği'ne tam üye olarak Avrupa'yı Avrasya'ya bağlayarak güvenlik zincirini tamamlamasını istiyor. Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor.
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ne kadar manevra alanına sahip olduğu hakkında herkesten fazla bilgi sahibi olmalı. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası konusunda da... Türkiye'den veremeyecekleri istenmemeli.
Ecevit gibi Türkiye'nin iç ve dış politikası içerisinde 1957'den bu yana bulunmuş bir devlet adamının Washington'da başta Başkan Bush olmak üzere diğer yöneticiler üzerinde olumlu etki yaptığı anlaşılıyor.
Türkiye, en azından 1950'den bu yana ABD ile ilişkilerde büyük deneyim kazandı. Şimdi o deneyimler ışığında, ABD'nin kendisine verdiği önem ölçüsünde, karşılıklı çıkarların dengelenmesine gayret ediyor.
Kim Türk heyetinin ABD'den düş kırıklığıyla döndüğünü söyleyebilir?
***
KİTAP NOTU: Milliyet yazarı Derya Sazak, yakın geçmişteki Irak ile ilgili gazetecilik deneyimlerini tam vaktinde bir kitap haline getirdi. '11 Eylül gölgesinde Saddam-Kuveyt İşgalinden Usame bin Ladin Saldırısına Körfez Savaşı Dosyası', Doğan Kitap'tan çıktı. Derya Sazak, Irak'ın Kuveyt'i işgali döneminde, o zamanlar TBMM dışındaki Ecevit ile Bağdat'a yaptıkları ziyaretleri, Saddam ile konuşmaları odak noktaları üzerine kitabını şekillendirmiş. Ama kitabın içeriğinin, o zaman Milliyet'te yayımlanmış öykülerden ibaret olduğu sanılmasın. Kuveyt bunalımı, Körfez Savaşı ile ilgili çok yönlü gelişmeler bir araya getirilerek ortaya, konuyla yakından ilgili okurların bile şimdiye kadar bilmedikleri, anlamlı ayrıntılar çıkmış. Derya Sazak bununla da yetinmemiş, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi, olay 11 Eylül New York terörüne bağlanmış. Saddam'ın adeta böyle bir gelecek ile ilgili olarak, Kuveyt işgalinden bir hafta önce konuştuğu ABD Büyükelçisi'ni uyardığı, "ABD'ye çıkarma yapamayız ama Araplar, bireysel olarak size ulaşabilir" dediği belirtiliyor. Kitabın bütün bölümlerinde yararlanılan kaynaklarla ilgili dipnotlar, içeriği, kolay okunurluğu yanında daha ciddiye alınır hale getirmiş.