Akademilerdeki çaba

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst düzey eğitim kurumu olan Harp Akademileri'ne ilk defa dokuz yıl önce 'Güneydoğu; Düşük Yoğunluklu </br>Çatışma' başlıklı kitabım yayımlandığında gitmiştim.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en üst düzey eğitim kurumu olan Harp Akademileri'ne ilk defa dokuz yıl önce 'Güneydoğu; Düşük Yoğunluklu
Çatışma' başlıklı kitabım yayımlandığında gitmiştim. Bölgede yıllarca, kolordu ve ordu komutanı olarak hizmet yaptıktan sonra Akademiler Komutanı olan Necati Paşa, birkaç seminer ve konferans için davet etmişti. Havanın çağdaş ciddiyetini, müdavim denen öğrencilerin yaklaşımlarını etkileyici bulmuştum.
Bu defa izlediğim sempozyumda başka boyutlar vardı. 'Bilgi Teknolojisi'nin (BT) güvenlik sistemine etkileri, TSK ile daha ziyade yönetim ilişkileri açısından ilgi duyanlar için, ilginç olan bir konu değildi.
Gündemde örneğin, savaşta hedef olan 'Düşman ağırlık merkezi'nin etkisiz hale getirilmesini sağlayacak kimi unsurun oluşmasındaki BT rolü vardı.
Kara, Hava, Deniz ve Özel Kuvvetler'den oluşan TSK ortak harekâtı BT'ye bağlı. BT ile taktik, stratejik ve hatta küresel savaş alanlarının resmi ortaya konulabiliyor. TSK içinde komuta merkezleriyle, tanka kadar en küçük birimler arasında iletişim sağlanabiliyor. Eskiden sadece silah sistemleri arasında kullanılırken BT'de şimdi 'Komuta Kontrol, Haberleşme, Keşif, İstihbarat, Erken Uyarı ve Bilgi İletişim' de zincire dahil oluyor.
Bu teknolojiden yararlanarak, daha az kuvvetle daha çabuk ve kısa sürede etkili sonuçlar alındığı belirtiliyor. Yeni konsepte 'Etki odaklı harekât' deniyor.
Akademiler Komutanı Faruk Paşa çalışmalardan çok memnun. Strateji izleme gruplarıyla dünyadaki gelişmelerin nasıl yakından izlendiğini, öğretim üyeleri ve öğrencilerce değerlendirildiğini, her üç ayda bir bunlara dayanarak müfredat programlarını değiştirdiklerini anlatıyor.
NATO yapısı değişip 'Atlantik Komutanlığı'nın yerini 'Transformasyon Komutanlığı' alırken, TSK transformasyon faaliyetleri de burada başlıyor. Talimnameler yeniden yazılıyor.
BT'deki değişikliklerden ve gelişmelerden, karar alacak, emir verecek düzeydeki, sivil ya da asker kişilerin mutlaka haberdar olması gereğine inanılıyor.
Çağın hızla değişen koşulları içerisinde TSK 'Bilim Savaşı'nda doktrinlerin üniversite uzmanlarıyla yakın işbirliği içerisinde hazırlanabileceğini düşünüyor.
Önemli konulardan biri de, gelişmiş teknolojilere bağlı silah ve bunları kontrol sistemlerinin ulusal olup olamayacağıyla ilgili.
Genelde tartışmalar bu sistemlerin mutlaka ulusal olması üzerinde. Ama bu tartışmaları yaparken çoğu zaman sistemlerin donanım ve yazılımlarının sağlanması gecikiyor. Teknolojiler geride kalabiliyor. Sağlanmak istenen silahlar zamanında elde edilemiyor. Ama konu yaşamsal, çünkü güvenlik sisteminizi üzerine bina ettiğiniz silah sistemlerinin işlerliği garanti edilememiş oluyor.
Faruk Paşa "Kritik konular var. Satın alınan silah sistemlerinin yazılım kaynak kodlarına giremeyince bu silahlar, elektronik harp sistemi ne kadar gelişmiş olursa olsun, istenen hedeflere kullanılamıyor" diyor. O zaman ulusal teknolojiyi zorlamak gerekiyor.
Batı ülkelerinin basını ve diğer yayınları izlendiğinde, Türkiye'de sadece bir avuç uzmanın, bilim adamının ilgilenip bilgi sahibi olduğu hususlardan haberdar olabiliyorsunuz. Avrupa Birliği'nin 'Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalı' derken sivil uzman kadrolarının görevlendirilmesini hareket noktası olarak aldıklarını da biliyor, bunun Türkiye için ne kadar uzak bir durum olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.
***
SPOR NOTU: Galatasaray stadyumunda, Denizli'deki disiplini sağlayıp, tribünlerdeki sarı yolları açamasa ve bir avuç 'taraftar' denen güruhun küfürlerini önleyemese bile, şampiyonlukta Fenerbahçe'yi zorluyor. Hagi'nin oluşturduğu başarılı 11 içerisinde Fransa'dan, mucizevi yaklaşımla sağlanan Ribery dikkat çekiyor. Performansıyla Türkiye'de kimi futbolculara benzetiliyor. Ama kimsenin aklına bir zamanların sağ açığı İsfendiyar gelmiyor.