AKP dengesi bozulurken

Siyasi değerlendirmelerine değer verdiğim bir kesimin 'Atatürk devrimlerini özümsemeden kalan bir grup vatandaş...

Siyasi değerlendirmelerine değer verdiğim bir kesimin 'Atatürk devrimlerini özümsemeden kalan bir grup vatandaş AKP iktidarında kazanılabilir' şeklinde özetlenen görüşünü bu köşede yansıtırım. Zaman zaman bu görüş sahiplerine işlerin nasıl gittiği hakkındaki düşüncelerini sorarım. Şimdi; üç senedir süren iyimserliğin yavaş yavaş kaybolmakta olduğunu görüyorum.
Bugünlerde, aynı konuyla ilgili, ama tamamen başka bir görüş açısı getiriliyor.
'AKP'ye oy veren büyük bir kesim artık düşledikleri konuların, bu iktidarda da gerçekleşemeyeceğini anlamaya başlıyorlar. Olasıdır ki; AKP dönemi sona erdiğinde artık daha gerçekçi davranacaklar. Gerçekleşemeyecek siyasi vaatlerle aldatılamayacaklar' diyorlar. Böyle bir AKP denemesinin yararına inanıyorlar.
Ülke çapında siyasi havanın değişmesine sadece AKP'nin, kamuoyunun büyük kesimini tedirgin eden kimi önerileri sebep olmuyor. Daha ziyade, şimdiye kadar paylaşmadığı ve zaman zaman durdurduğu düşünülen benzer öneriler karşısındaki tavrından uzaklaşan Başbakan Erdoğan bu havayı yaratıyor.
Türkiye'de 'Değiştim' diyen Erdoğan'a inanmamış olanlar seslerini yükseltirken, dışarıdaki kuşkucular ise 'İşte Türkiye'de dinci AKP iktidarında ne yaparsanız yapın ortaya günün birinde gene bir dinci devlet çıkacaktır' diyorlar.
Erdoğan'ın dengesini bozan, onun sağduyulu tutumundan uzaklaştıran galiba Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin türban ile ilgili kararı oldu.
AKP'li bir kısım bakan veya yönetici 'Biz zaten türban konusunu halletmeyi vaat etmemiştik' derken, Erdoğan "Her şeyin bir zamanı var. Beklemelisiniz" şeklindeki eski yatıştırıcı tavrını bıraktı. Karar açıklandığında, hazırlıksız olmalı ki; moral bozukluğu işareti olan 'ulemaya başvuru' garip yaklaşımından başlayarak bir seri mantık ve bilgi yoksunu hata sergileyen konuşmalar yaptı.
Şimdi Erbakan'ın, iktidar ortağı iken, Taksime cami inşası ile başlayan, dinci tabanını mutlu kılacağına inandığı girişimlerini ve bunların tırmandırdığı havayı hatırlatıyor.
Bu havadan AKP'liler de kaygılanıyor. Hatta hiç temeli olmayan 'Yeni 28 şubat mı geliyor?' tartışmaları bile duyuluyor.
Erdoğan'a karşı, iç muhalefet çevrelerinden ziyade, dışta, özellikle Avrupa Birliği yaklaşımlarında artış görülüyor. Hemen hiçbir konuda Erdoğan bu çevreleri tutumuyla memnun edemiyor.
ABD ise başka bir âlem. Bir yandan en sert eleştiriler ve uyarılar, resmi ağızlardan değil ama onlarla el ele olan düşünce üreten itibarlı kuruluş temsilcileri vasıtasıyla yapılıyor. Diğer yandan da onların 'lip service' dedikleri sadece sözde kalan kimi övgüleri sürdürüyorlar. Türkiye ile irtibatı doğrudan ve sadece siyasi iktidara bağlamak da istemiyorlar. İşin içine sadece asker girmiyor, diğer güvenlik örgütlerinin de sahne aldığı görülüyor. Fazla içerik taşımasa da.
Oluşumun en önemli tarafı, AKP'nin kendi yarattığı hava içinde kendini yavaş yavaş bir çıkmaza doğru sürüklemekte oluşu.
Ortada o kadar çok gerçekleştirilmesi olası olmayan proje var ki. Bunlardan hangi birinde ısrar edecekler? İçki yasağı mı? İmam-hatiplilerin önünü açmak için düşündükleri yöntem mi? Yargı ile yarattıkları, kararsızlıklarına dayalı sorunlar mı?
Yoksa bu sorunlarla ilgili olarak, yavaş da olsa, kendilerine gelip, iktidarın yanlış adımlarına karşı, yanlış yorumlanması olası tavırlarını değiştirmeye başlayan ülkenin sağlam kesimlerindeki gelişmelerin farkında mı değiller?
* * *
SPOR NOTU - Galatasaray kulübünün profesyonel futbolcu kadrosuyla olan ücret ilişkilerindeki acıklı manzara sanıyorum bu kulübe sempati duyan herkesi rahatsız ediyor. Kulübün borçlarının fazla olması GS'nin böylesine teşhir edilen küçük düşürücü acz içine düşmesinin sebebi olarak kabul edilebilir mi? Eğer maddi bakımdan bu kadar kötü durumda iseniz milyonlarca dolar vererek yurtdışından futbolcu almak neyinize?