Ankara' da ABD elçileri

1950'li yılların sonunda Yenigün gazetesini yönetir ve diplomasi konularıyla ilgilenirken ABD'nin Ankara'daki büyükelçisi Fletcher Warren idi.

1950'li yılların sonunda Yenigün gazetesini yönetir ve diplomasi konularıyla ilgilenirken ABD'nin Ankara'daki büyükelçisi Fletcher Warren idi.
Zamanın, itibarını yitirmiş, Türk demokra-sisini yok etme yolunda adımlar atan Menderes'in yanından ayrılmaz, onun temel atma ya da açılış yapma törenlerinde konuşmalar yapardı. Onun için de 27 Mayıs'tan sonra hemen çekildi. Yerine 1965'e kadar kalacak olan Raymond Hare geldi.
O yıllarda Milliyet diplomasi muhabiri olarak kendisiyle kurduğum yakın ilişki dolayısıyla, kötü şöhretli 'Johnson Mektubu' hakkındaki en aydınlatıcı bilgileri almıştım. Zamanın başbakanı İnönü'ye "Kıbrıs'a müdahale etmeyin. Sovyetler Birliği işin içine girerse yalnız kalırsınız" şeklinde özetlenebilecek mektubu, güler yüzlü R. Hare'in elçilikteki makam odasında "Bunu yapmak zorundaydım. Türk-Yunan savaşı çıkardı" deyişini bugün gibi hatırlıyorum.
Onu 1968'e kadar Parker Hart izledi. Tercüman'da savunma ve diplomasi muhabiri olarak daha ziyade elçiliğin halkla ilişkiler müsteşarı ile irtibatta oluyordum. Ama 1968'de William Komer geldiğinde elçiliğin de Türk-ABD ilişkilerinin de havası birden değişti. Komer, önemli bir programın uygulayıcısı olduğu Vietnam'dan geliyordu.
İddialıydı. Cesaretle, üniversitelilerde mevcut Amerikan aleyhtarlığının üzerine gitme kararlılığındaydı. O günlerde, Milliyet, Tercüman gazeteleriyle Hayat ve Ses dergilerince yeniden kurulmuş Türk Haberler Ajansı'nın Ankara Bürosu'nu yönettiğimden basına öncelik veren Komer ile görüşüyordum. Düşüncelerini cesaretle uygulamak istemesi ODTÜ'de öğrencilerle görüşmeye gittiğinde arabası yakılınca Türkiye görev süresi kısa sürdü. O dönemde yakından tanıma olanağı bulduğum, Kennedy ekibi mensubu Komer, zekâsı ve sorunlara cesur yaklaşımlarıyla hatırlandı.
1969-1973 yıllarında büyükelçi olan William Handley, Komer'in yarattığı dalgalanmalardan sonra çok sakindi. Onu basına yakın William Macomber izledi. 1977'de daha sonra ABD Dışişleri'nin istihbaratının başına geçecek olan Ronald Spiers geldi. Basın ile ilişkileri üst düzeydeydi. 1980 yılının 12 Eylül'ü yaklaşırken ABD Ankara'ya, daha önce İstanbul ve Ankara'da görev yapmış, Türkiye'yi iyi tanıdığı düşünülen James Spain'i yolladı. Ama askerlerle iyi ilişkiler içinde olduğu sanılan Spain'in faaliyeti Ankara'yı karıştırdı. İçkiye düşkünlüğü neredeyse skandallara sebep oldu. Görevde çok kalamadı.
Türkiye'de sekiz yıldan fazla kalan Prof. Strausz Hupe 1981'de geldiğinde adamakıllı yaşlanmıştı. Önce yadırgandı. Ama bilgisi ve deneyimi ile zamanın ABD Başkanı Reagan'a olan yakınlığı iki ülke ilişkilerinin gelişmesine katkı sağladı. Bu dönemde oluşturduğum ilişki, yayımladığım haber dergisine yansıdı. Türkiye'den ayrılırken yayımlanmak üzere verdiği mülakatta ABD'nin Türkiye'den beklentisini açıkladı. Bu da Türkiye'yi NATO içinde tutmak ve askeri yönetimden demokrasiye geçişe yardımcı olmaktı.
1989'dan sonra gelen Morton Abramowitz ile ABD'nin Türkiye'ye yeni ve iddialı bir yaklaşım dönemi başladı. Abramowitz kendi görüşlerine uygun Türk kadrolar oluşturmaya çalıştı. Ama bunu ne Richard Barkley ne Türkiye'de müsteşar olarak da bulunmuş Marc Grossman ne de 1994'e kadar kalan Mark Parris sürdürdü. Onlar açık ve gerçekçi diyalog sahipleri diplomatlardı. Parris 1997'de veda için büroma geldiğinde Türkiye'ye ilgi ve ilişkisinin süreceğini söylüyordu. Grossman'ın Ankara'dayken değil ama Washington'da üstlendiği görevlerdeki yaklaşımı Türkiye'de zaman zaman yadırgandı.
2000'de Ankara'ya gelen Robert Pearson'un tayin öncesi Senato'da sorulara verdiği yanıtları eleştirmem ABD elçiliği ile ilişkilerime olumsuz etki yaptı. Onun için de Eric Edelman'ın tayin öncesi Senato açıklamalarına elçilik sansür uyguladı.Washington'daki Türk elçiliği de "Senato'da görüşmeler olmadı. Biz de izlemedik" yanıltmasını denedi. Suskunluk ve söylenenleri saklama Edelman hakkında kuşku yarattı. Bu kuşku sanıyorum hâlâ sürmekte.
Şimdi yeni büyük elçi görevine başlarken, son iki arkadaşının Senato'da yaptıkları konuşmaları saklamalarından doğan gölgeyi ortadan kaldırması ve kendisiyle ilgili 'hearings' metnini sansürsüz açıklaması gerekiyor.
Türkiye hakkındaki düşüncelerinin öğrenilmesi için.