Arınç neyin peşinde?

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın bu dönem başından itibaren davranışlarını, çıkışlarını izleyen deneyimli gözlemciler yavaş yavaş bunlara anlam vermeye başlıyorlar.

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın bu dönem başından itibaren davranışlarını, çıkışlarını izleyen deneyimli gözlemciler yavaş yavaş bunlara anlam vermeye başlıyorlar. Çerçevesi kabaca çizilen plana göre hareket ettiğini düşünüyorlar.
AKP lider kadrosu içinde olduğunu ilk defa, Erdoğan ve Gül'ün isteklerine karşın, TBMM Başkanlığı'nı istediğinde, dosta-düşmana karşı göstermiş oldu.
Ama Arınç bununla yetinmedi. Sadece kendisini değil, Türkiye Cumhuriyeti'ni de zor duruma sokan en ciddi çıkışını Ege'de Yunan karasularının 6 milden 12 mile çıkarması olasılığıyla ilgili olarak yaptı.
Türkiye'nin bu durumda Yunan kararını 'savaş sebebi' -casus belli- saydığı biliniyordu. Oysa Arınç durumu incelemişti.
Açıklama yaptı. "Meclis'in böyle bir kararı yok" dedi. Dikkatleri üzerine çekti.
Türkiye'nin 10 yıldır geçerli saydığı bir yaşamsal tavır birden tartışılır oldu.
Konu Yunanistan'ın Ege'de 12 millik karasuları ilan etmesi halinde
Türkiye'nin bu denizde dolaşamaz hale gelmesiyle ilgiliydi.
1982'de çıkan, Türkiye'nin kabul etmediği, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni 31 Mayıs 1995'te Yunan meclisi onaylamış, bu sözleşmeye göre Ege'de 12 mil kararı alabileceğini ilan etmişti.
TBMM bundan bir hafta sonra, 8 Haziran 1995'te, bu kararın kabul edilmeyeceğinde ittifak etti. Durum zabıtlara geçti. Gereği başkanlıkça yapılmalıydı. Ama o oturumun başkanı bir işlem yapmadı. Yunanistan ise 21 Temmuz'da karasularını genişletme hakkını saklı tuttuğunu açıklamıştı.
Arınç'ın açıklaması herkesi şaşırttı. Dışişleri Bakanı ne yapacağını bilemedi, çelişkili şeyler söyledi. Kamuoyu Arınç'ın attığı adımın amacını merak etti.
10 yıldır dünya Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa Türkiye bunu
savaş sebebi sayacak diye düşünüyordu. Türkiye'nin bir ciddi önlemi üzerine düşen gölgenin yaratıcısı, Türkiye'nin liderleri arasında kendini bir adım öne çıkarmak isteyen Arınç olmuştu.
Başbakan Erdoğan ve Yardımcısı Gül'ün bu durumdan rahatsız oldukları açıktı.
Arınç'ın neyin peşinde olduğunu gösterebilecek tavırları daha ziyade AKP'nin oy aldığı kesimin ucunu oluşturan köktendincilerin eğilimleriyle ilgili.
Erdoğan ülkede gerginlik yaratacak adımları atmaktan dikkatle kaçınır, adımlar atılmış olsa bile, onların geri alınmasını sağlarken, Arınç bunlara sahip çıkıyor.
En son örnek Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın, mevcut yasal durumun ülkede türbana izin veren bir yasaya olanak sağlamadığı sözleri üzerine ortaya çıktı.
Arınç, AKP tabanının ucundaki dinci kesimi, memnuniyetten kendinden geçirecek şekilde konuştu. AKP'nin çoğunluğunun Anayasa Mahkemesi'ni kapatma, Anayasa'yı değiştirme dahil, her şeyi yapabileceğini öne sürdü.
Böylece, koşullar elvermediğinden AKP'nin türban gibi bir kısım vaatlerini ertelemek zorunda olduğunu seçmenine ilan eden Erdoğan karşısında, Arınç seçmenine sahip çıkıyordu. Bir yandan tabanın uç kesimini toparlarken,
diğer yandan da onların -Erdoğan'ın yerine- liderliğine soyunuyordu.
Konuyla ilgili gelişmeler siyasi havayı, özellikle AKP açısından, gerginleştirdi.
Erdoğan'ın sinirlendiği görüldü. Gündeme geniş ve etkili bir çevreyi çıkardı.
AKP'nin şimdiye kadar sergilediği, temel anayasa prensiplerine sadık olduğunu gösteren tutumunun 'takiye' olduğu iddiaları yinelendi.
Erdoğan ve AKP dostu meslektaşlardan Arınç'ı savunan, ama pek inandırıcı olmayan yorumlar gelirken Arınç bu defa TBMM'den atılan Merve'yi korudu.
İşte bu noktada '2007'de kim cumhurbaşkanı olacak?' sorusu da ortaya atıldı.
Başbakan'ın konuyla ilgili sorulara verdiği yanıtlar durumdan ne kadar rahatsız olduğunu, tartışmaya yer vermeyecek biçimde, ortaya koydu.
Ama bu davranışından dolayı Arınç'a AKP içinde sağlanan destek de hissedildi. Bu destek 2007 Mayıs'ında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine kadar ne şekil alır? Erdoğan'ın tutumu ne olur?
Yoksa dere görülmeden paçalar mı sıvanıyor? Olacakların daha dikkatle izleneceği bir döneme gireceğiz.