Asker iletişimcilerle

Türk Silahlı Kuvvetleri (Kara, Deniz, Hava ve Jandarma) komutanlıklarının iletişim görevlilerine, geçen yıl olduğu gibi...

Türk Silahlı Kuvvetleri (Kara, Deniz, Hava ve Jandarma) komutanlıklarının iletişim görevlilerine, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara’da, medyanın kimi deneyimli mensuplarıyla konuşmalar yapılmasını düzenledi. Ben de Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü’nde 40 kadar görevliye daha ziyade, medyanın kendilerinden nasıl bir çalışma beklediğini anlatıp, sorularını yanıtlamaya çalıştım.
Oldum olası mesleğimle ilgili sohbetler hoşuma gider. Bu defa işin içine, yıllardır bu konuda eleştirmekten bıkmadığım TSK’nın görevlileri de girince toplantı benim için daha da ilginç oldu.
Mesleğimle, basın mensuplarının kişilikleriyle doğrudan ilgili olmasa da, daha ziyade TSK komuta kademesini ilgilendirse de, ‘Akreditasyon’ konusu üzerinde durdum. Çünkü bu düzen bir kısım gazete ve TV kanallarının Genelkurmay nezdinde ‘kabul görmez’ sayılmalarını ortaya çıkarıyor. Böylece Türkiye’de yayın yapan kimi organlarla TSK doğrudan iletişim kuramıyor. Ben bu yaklaşımın temelde neden yanlış olduğunu, TSK’nın iletişim kapısının genelde tüm basın temsilcilerine açık olması gerektiğini, Genelkurmay’ın bu ilişkiyle ilgili kurallarının daha esnek tutulmasını savunurum. Bu defa da Batı ülkelerindeki uygulamalardan örnekler verdim.
Sonra, iletişim görevlerinin esasta; kendilerinden medyanın istediği bilgilere çabuk yanıt verilmesinin ilk kural olması gerektiğini, bunun ise TSK’nın iletişim alanındaki en açık ve temel eksiği olduğunu vurguladım.
TSK içinde kamuya açıklanacak bilgilerin nasıl kademeler arasından titizlikle geçirilerek oluşturulduğunu bildiğimi anlattım. Bunun da gecikmelere ve gazetecilere geç ulaşan bilgilerin işe yaramaz hale gelmelerine sebep olduğunu örneklerle anlattım.
Bu konuşmayı yaparken ilgili görüşlerimi yıllardır, fırsat buldukça komutanlara da anlatıyor ve onlardan genelde, ”Biz yanlış haber vermemek için dikkatli araştırma yaparız. İstenen bilgi sürmekte olan olaylar veya araştırmalarla ilgiliyse bunların sonunu bekleriz” yanıtları aldığımı düşünürüm. Ama bu konuda TSK temel görüşünün değişmemesi, çoğu zaman, resmi kanalların çok geç kalması medyanın eksik veya yanlış bilgilere dayalı (haydi kasıtlı olanları bir yana bırakalım) haberlerin yayılmasına sebep olur. Bunun çaresini bulmuş olan diğer müttefik NATO ülkelerinden öğrenmek çok güç olmamalı.
Tabii bu konuda, beni dinlemekte olan görevlilerin yapacakları fazla bir şey olamaz. Çünkü TSK içine yerleşmiş, medyanın görevini geciktiren, çoğu zaman da başka kaynaklara baş vurmayı zorunlu hale getiren tempoyu, beni dinleyen görevliler değil, üst kademeler oluşturur.
“TSK içindeki alt kademelerin görüşlerini serbestçe üstlerine bildirme olanağına sahip olduğunu biliyorum. Onun için, etkili olamayacağınızı bilseniz de, üstlerinize, medya isteklerine olası hızda yanıt vermeye çalıştığınızı hissettirmelisiniz” dedim.
Türkiye’de iletişim konusunda, Batı’da oluşturulmuş sistemlerin ilk benzerinin, benim de genç bir muhabir olarak izlediğim Dışişleri Bakanlığı’nda yarım yüzyıl önce uygulanmaya başlandığını anlattım. “Her sabah gazetelerin görevlendirilen bir muhabiri Dışişleri Enformasyon Dairesi’nde genel müdürün verdiği haberleri dinler, bunları gazetesinin yayımlayacağı türe sokmaya çalışırdı. Böylece bir süre sonra ülkede, Batı’da olduğu gibi diplomasi muhabirleri yetişmeye başladı” dedim.
Türkiye’de asker veya sivil olsun güvenlik konularıyla ilgili yetkililer medyanın bu konularda ne kadar zayıf olduğundan hep şikâyet ederler. Ama neden Türkiye’de Batı’da olduğu gibi savunma konularında uzmanlaşmış muhabir yetişmediğinin sebeplerini araştırmazlar. Ciddiyetlerini ve yerleşmiş kurallara saygılarını ispatlamış muhabirlere özel görüşme olanakları sağlayarak, onların savunma-güvenlik alanlarında daha fazla bilgi edinmelerine yardımı ‘özel muamele’ sanırlar. Bu alanlardaki eksikliğin hem TSK’ya, hem de ülkeye pahalıya mal olduğunu bilmezler.
Bu eleştirilerimi söz konusu sohbet sırasında muhataplarıma iletmedim. Onları şimdiye kadar olduğu gibi; bıkıp usanmadan hem yazıyorum hem de, sohbet fırsatı bulduğum komuta kademesine iletmeye çalışıyorum.