Asker korkusu

Tam 21 yıl önce bugünlerde PKK, Güneydoğu'da iki kentte askere saldırmıştı. Bu kimsenin beklemediği bir şok idi. 12 Eylül askeri müdahalesinden sonra yurtdışına kaçmış, Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sırasında orada örgütlenmişlerdi.

Tam 21 yıl önce bugünlerde PKK, Güneydoğu'da iki kentte askere saldırmıştı. Bu kimsenin beklemediği bir şok idi. 12 Eylül askeri müdahalesinden sonra yurtdışına kaçmış, Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sırasında orada örgütlenmişlerdi.
Bu başlangıcı o günlerde kimse doğru değerlendiremedi. Başbakan 'bir-iki şaki'den söz etti. O zamana kadar NATO stratejisine göre düzenlenmiş Türk Silahlı Kuvvetleri de şaşırmıştı. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında karşılaştığı Kürt isyanlarını büyük kuvvetler kullanarak 'tenkil' etmişlerdi. Ama bu defa sınır kaçakçılığını önlemek için kurulmuş karakollar bile korunamıyordu.
1984'ten sonraki dönemde PKK tehdidine karşı hangi önlemlerin alındığını gösteren kaynaklara ulaşmak olası değil. Ama Genelkurmay 1987'ye gelindiğinde PKK'nın yarattığı şiddetin 'kabul edilebilir düzeye' inmekte olduğu düşüncesindeydi.
İşte o günlerde Başbakan Özal'a bir yerden 'Sıkıyönetimi kaldır. Bölgede Olağanüstü Hal (OHAL) ilan et.
Kontrolü sivillere ver. Askerden al' tavsiyesi geldi. Bunun için de örnek olarak İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı sonrası; 1948-1954 arasında Malaya'da başarıyla uyguladıkları yöntem gösterildi.
1987'de Güneydoğu'da OHAL ilan edildi. Başına Emniyet deneyimi olan bir genel vali getirildi.
1987-1993 arası dönemi incelediğimde, özellikle 1991 Körfez Savaşı'nın etkilerine dikkat ettiğimde, PKK'nın tırmanışta olduğunu açıkça gördüm.
İngilizlerin Malaya'da uyguladıkları strateji Türkiye'de başarısız görüldü.
Özal'ın uygulaması ile İngiliz uygulaması arasındaki en belirgin fark OHAL yönetiminin başına getirilenlerin kimliklerinde açıkça görülüyordu.
İngilizler bu siyasi ve askeri boyutlu harekâtın başına, askerlik mesleğinde son derece başarılı olmuş, sonra askerliğin sınırları dışında da geçerli üst düzey öğrenim görmüş emekli, iki generali getirmişlerdi.
Türkiye'de ise ilk iki genel vali (Ünal Erkan ve Hayri Kozakçıoğlu) mesleklerinde yeterli ve başarılı olsalar bile, askeri boyutu önde gelen bu yeni görevlerinde beklenen neticelere ulaşamadılar.
Demirel, Özal'dan sonra Cumhurbaşkanı olduğunda durum hiç iyi değildi.
PKK'nın Güneydoğu'da 'kurtarılmış bölge' ilan etmek üzere olduğu bile söyleniyordu. Mücadelenin sivil genel vali yönetiminde, 1987'den sonraki uygulama ile kontrol altına alınmasından umut kesilmiş gibiydi. Sivil kontrol altındaki birlikler ve Genelkurmay ilişkileri, tırmanan terörü durdurucu önlemlerin alınmasını sağlayamıyordu.
Bu durumu Genelkurmay saptadı. Zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş tüm gerçekleri Başbakan Tansu Çiller'in önüne koydu. Başbakan askere ve Emniyet'in başında bulunan Genel Müdür Mehmet Ağar'a 'açık çek' verdi. "Gerekeni yapın" dedi.
OHAL düzeni sürdü. Sivil genel valiler görevlerine devam ettiler. Ama yönetim artık asker elindeydi. Özal'ın 'Sıkıyönetim uygulamasının, daha önceki örneklerinde ortaya çıkan neticeler etkisiyle edindiği korku', yerini Çiller'de 'Asker kontrolüne güven'e bırakmıştı.
Yakın geçmişe bakarsak, askerin çeşitli olaylar dolayısıyla ilan edilen Sıkıyönetim dönemlerinin siyasileri çok rahatsız eden gelişmeler getirdiğini görürüz. Bunu bilen siyasiler şimdi ne yapacaklarını bilemiyorlar. Asker yaklaşımlarından tedirgin oluyorlar.
Ne Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Kürt isyanları ne de 1984-1999 arası PKK ile mücadele dönemi bizim siyasileri bu konularda eğitebildi. Şimdi siyasi iktidar sürmekte olan olayların üzerine, bilgisizlik sergileyen, asker korkusu içerikli bir tutumla gitmeye çalışıyor.
* * *
SPOR NOTU: Başlayan lig maçlarını, bir TV seyircisi olarak, üzerime iki noktada görev alarak izliyorum. Bunlardan biri, maçları nakleden spiker ve yorumcular. Diğeri, objektif ölçülerle 'iyi oyuncu' saptama. Bakalım bu görevleri, bir eski spor muhabiri olarak yapabilecek miyim?