Asker nerede?

Avrupa Birliği, Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerini inceletiyor. Bunun AB'nin diğer üyelerindeki gibi olmasını istiyor. Çalışmalar yaptırıyor. Raporlar yazdırıyor.

Avrupa Birliği, Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerini inceletiyor. Bunun AB'nin diğer üyelerindeki gibi olmasını istiyor. Çalışmalar yaptırıyor. Raporlar yazdırıyor. Öncelikle Türkiye'yi, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tanımayan, sözüm ona kendi uzmanlarına görev veriyor. Onlar da Türkiye'de kendi görüşlerine yatkın kimseleri buluyorlar. İçlerine de, ayıp olmasın diye, bir-iki asker katılıyor. İlk adımda ortaya, sadece AB açısını yansıtan, Türkiye ve askerinin konumundan habersiz bir rapor müsveddesi çıkıyor. Bunu gören, çalışma grubunun asker üyeleri, görüşleriyle bir şeyi değiştiremeyeceklerini düşünüp çalışmalardan çekiliyorlar. Bu kategorik yaklaşım, AB'nin görev ve tahsisat verdiği, Hollanda kurumunun aklını başına getirmesine yardımcı oluyor. Buna çalışma grubunun kimi Türk üyesinin de katkısı bulunuyor. Sonuçta ortaya yeni bir rapor çıkıyor. Bu, önceki gün Ankara'da açıklanan, eksikliklerle dolu, ama üzerinde durulabilecek, konuşulabilecek bir rapor. Eğer TSK hakkında biraz bilginiz varsa, eğer olup bitenleri biraz izleyen bir Türk vatandaşı iseniz, bu raporu okuduğunuzda kimi bölümlerinin, konulara ne kadar yabancı gözlemciler etkisiyle yazıldığını düşünüyorsunuz.
Geçen yıl yayımlanan ilk rapor müsveddesine göre, büyük aşamalar yapılmasına karşın.
"...'Sivil-asker' ilişkileri terimi, ordu ile toplumun tümü arasındaki ilişkileri kapsar (ilişki alanları sayılıyor) bunlar ve başka birçok etkenler, askerin toplumla iyice kaynaşmış ya da 'devlet içerisinde devlet' olarak etkili bir biçimde var olup olmadıklarını belirler. Açık demokratik bir toplumda birinci şıkkın ikinciye tercih edileceğini söylemeye herhalde gerek yoktur" deniyor.
Haydi diyelim ki askerin 'devlet içinde devlet' olmasından kuşku duyuluyor. Ama askerin toplumla iyice kaynaşmış olup olmadığını bilmek o kadar mı zor?
Komisyon bunu biliyormuş da 'komisyon dışındaki AB çevreleri TSK'yı hâlâ devlet içinde devlet gibi görüyor'muş. Rapor bu 'yanlış ya da eksik' algılamanın değiştirilmesi gereğini ifade ediyor.
Bunun için Türkiye'ye bir görev veriyor. 'Kendini AB kamuoyuna anlat' diyor.
TSK'nın birtakım 'gayriresmi mekânizmalar' yoluyla, siyasi kararları etkileme gücüne sahip olduğu öne sürülürken, bu mekânizmaların ne olduğu belirtilmiyor. Bunları, Türkiye'yi iyi tanıyan yazar Andrew Mango'ya soruyorlar. O da "Yüksek rütbeli subaylar, Batı'da olduğu gibi, güvenlik kaygılarını kamuoyuyla paylaşırlar. OYAK önemli yatırımcı oldu. Ama ekonomide hâkim durumu yok. Milli Güvenlik Kurulu ise artık tamamen istişari organ oldu" diyor.
AB adına çalışan bu grubun en çok tepki gören görüşlerinden biri olan 'TSK'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması' görüşünün raporda adamakıllı yumuşatıldığı, uzun zaman sürecine bağlandığı görülüyor.
Geçen yılki çalışmalara katılan ve öne sürülen hususların birçoğunu çok yadırgayan ve bütün çabalarına karşın, bunların değiştirilmesinden umudunu kestiği için, gruptan istifa eden emekli orgeneral Edip Başer'in bu raporu gördüğünde ne diyeceğini merak ediyorum.
Ortada ceffelkalem reddedilecek bir şey kalmış değil. Her şey uzun vadeye, uyum sağlanarak gelişmelere yayılmış. Sanıyorum bu süreçte Türkiye'nin özümseyeceği şeyler olduğu gibi, belki onlardan da fazla, raporun hazırlanmasına etki yapan yabancı uzmanların da öğrenecekleri şeyler var.
Türk uzmanların ise yıllardır muhafaza ettikleri kimi görüşlerini geliştirmeleriyse, beni şaşırtacak.
* * *
SPOR NOTU: Güya dünyanın en 'medeni' ülkelerinden biri olan İsviçre'de, Milli Futbol Takımımıza karşı sergilenen tüm olumsuz tepkileri içime sindiremiyorum. İstanbul'da, karşılanmaları sırasında gösterilen tepkileri de haklı buluyorum. Şimdi işin ikinci safhası maç sırasında, stadyumda görülecek.
İşte bu safhanın Türkiye'nin cezalandırılmasını gerektirecek içerikte olmaması için, başta görevliler, herkesin elinden gelen özeni göstermesini diliyorum.