Askere başvurmadan..

Türkiye'de Atatürk'ün 1923'te kurduğu Cumhuriyet'in, anayasasında yazılı, değiştirilmesi önerilemeyecek, prensipleriyle yaşamasının, hâlâ büyük itina gerektirdiğini düşünenler çoktur.

Türkiye'de Atatürk'ün 1923'te kurduğu Cumhuriyet'in, anayasasında yazılı, değiştirilmesi önerilemeyecek, prensipleriyle yaşamasının, hâlâ büyük itina gerektirdiğini düşünenler çoktur.
Bu temel prensipleri bir türlü içine sindiremeyen bir kesimin ise AKP iktidarı sırasında kazanılabileceğini düşünen, umut edenler olmuştur. Bu kesimin, rejimi korumak için birkaç defa müdahale etmek zorunda kalan askerler arasında da bulunduğunu rahatça söyleyebilirim. Onları cesaretlendiren hususun Başbakan Erdoğan'ın Erbakan dönemlerinden edindiği deneyimler olabileceği varsayımı bu günlerde çıkmaza girmiş gibi görünmektedir. Ama şimdi de, demokratik laik anayasal rejimi koruyacak kurum ve kuruluşların harekete geçtiği söylenebilir.
Anayasal rejimi meşru siyasi iktidarın koruyacağından kuşkuya düşenler en başta Cumhurbaşkanı Sezer'in önemli güvence olduğunu kabul etmişlerdir.
Sezer sağlam hukuk geçmişiyle AKP'nin getirmek istediği, laik temelleri ihlal edici yasa tasarılarını, büyük bir titizlikle, TBMM'ye geri çevirmektedir. Ama yasal olmayan Kuran kursları ve bunlara verilecek cezalarla ilgili iktidar tasarısında AKP'nin ısrarı, AKP'nin son ciddi tırmanışına bir örnektir.
Hükümetin Yüksek Öğretim Kurumu üzerine imam hatip okulları ile ilgili olarak yaptığı baskılarda ısrar ve "Olmazsa yasayı değiştiririz" tehdidi bir başka tehlikeli dayatma örneğidir. Buna üniversitelerin verdiği tepki, Sezer'den sonra çok önemli bir kurumun daha, AKP iktidarının rejimin laik temeline karşı girişimini durdurmakta kararlı olduğunu göstermiştir.
Dikkatlerden kaçması olanaksız bir başka hareket ise, Yargıtay'dan gelmiş bulunuyor. Yargıtay Başkanlar Kurulu, hâkim adayları atamalarının siyasetçiler tarafından yapılmasına şiddetle karşı çıktı. Kararın yargıyı siyasallaştıracağını söyleyip, 'laikliğe ve ulusal bütünlüğe aykırı söylemleri yaşama geçirmeye çalışanlara destek yaratacağını' belirtti. Barolar da Yargıtay'ı destekledi.
Arkadan Danıştay gelişmeleri incelemek ve izlemek için çalışma grubu kurdu.
Bütün bunlara ilaveten, şiddetli bir uyarı da, şimdiye kadar takındıkları suskun tavır ile anlaşılması zor görünüm oluşturan anamuhalefetten, CHP'den geldi.
Son yarım asrın tüm siyasi mücadelelerini yaşamış Deniz Baykal, kimilerinin beklemediği bir üslup ile, rejimi özümsemiş kitlelere hitap etti, "Lütfen memleketin kaderine el koyun" dedi. Çünkü AKP iktidarı, çoğunluğuna güvenerek, TBMM İçtüzüğü'nü de değiştirip muhalefeti orada hareketsiz bırakmak istiyordu. Nitekim bunu yapınca, CHP Meclis'ten çekildi.
Gerginlik herkesin göremeyeceği şekilde tırmandı.
İşte tam bu sırada Genelkurmay, Başbakan Erdoğan'ı beş saat süren bir güvenlik bilgilendirme toplantısına davet etti.
Türkiye bugünlerde, daha önce pek görülmemiş bir oluşumdan geçiyor.
Çeşitli anayasal kurum ve kuruluş, rejimin korunması için, siyasi iktidarın hatalı bulduğu adımlar karşısında eğilimlerini, anlaması gerekenlere ve kamuoyunun tümüne sergiliyor.
Türkiye'de işlerin çığırından çıkmamasını arzulayanlar AKP iktidarının sağduyusunu harekete geçirmesini diliyorlar.
***
MEDYA NOTU - Spor sayfalarındaki okur gereksinimlerine aldırmazlık, gazetelerin diğer sayfalarına da yansıyor. Neredeyse bütün gazeteler pek bilinmeyen topluluk isimlerini bile, asıl ismi önce açıkça vermeden, büyük harflerle inisyallere dönüştürüyorlar. Örneğin, TAYAD'ın ne anlama geldiğini, (dün Milliyet'te Cıvaoğlu'nu okumadıysanız) biliyor musunuz?..
Akdeniz Oyunları'nın Türkiye'ye yayınını üstlenmiş TRT, meraklıları adeta çıldırtan bir keşmekeş içinde çalıştı. Günün yarışmalarının ne olduğunu ve hangi kanallarda hangi saatte yayımlanacağını merak edenlerden hayli eleştiri!) aldı.
Yarışmaları yorumlayarak nakledenler ise bir başka âlemdi. Otorite olarak takdim edenlerin ne söyledikleri anlaşılıyor, ne de söylenenlerden anlam çıkarılabiliyordu.