Askeri bölemediler sıra yargıda

AKP 2002 seçimleriyle iktidara geldiğinde, anayasal rejimi özümsemiş kitlelerde kaygı vardı. Rejimi AKP'nin...

AKP 2002 seçimleriyle iktidara geldiğinde, anayasal rejimi özümsemiş kitlelerde kaygı vardı. Rejimi AKP’nin kendi bilinen görüşüne göre değiştireceğinden korkuluyordu.
Bu kaygı hâlâ sürmekte.
Önce rejimin laik temeli hedef alındı. 2007 seçim sonrası tehdit daha arttığında işin içine o defa yargı girdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. İlk iktidar dönemlerinde rejim Cumhurbaşkanı Sezer ve görece Türk Silahlı Kuvvetleri yardımıyla, AKP müdahalelerinden korunmuştu. Bu defa, TSK seçim neticelerinin de etkisiyle suskun kalınca, rejimi koruma görevi AYM’ye düştü.
Parti kapatılmadı. Ama çok ciddi bir uyarı yapıldı.
Temelde, kimsenin halk oyuyla, anayasal rejimi savunacağına yemin ederek iktidara gelen bir partiye itirazı yoktu. Ama huzuru kaçıran husus demokrasi kurallarına ve yasalara uyarak şu ya da bu partinin iktidara gelmesi değil, bu yöntemle iktidara geldikten sonra anayasal rejimi, yasal olmayan şekilde değiştirmeye kalkmasıydı.
Bugün de yapılmak istenen bu olduğundan, AKP iktidarına karşı toplumda büyük tedirginlik, kaygı ve korku var.
AKP yasama, yürütme erkleriyle birlikte, Çankaya’ya da egemen oldu. Ama Türkiye hâlâ hukuk rejimiyle yönetilen ülke olduğundan, siyasi iktidar amacına ulaşamıyor. Değiştirmek istediği anayasal rejimi savunacak kurumları da kontrol etmesi, bu yolda önündeki engelleri birer birer aşması gerekiyor.
Rejimi yasal yollardan değiştiremeyince başka çareler aradı. Devraldığı, uyacağına yemin ettiği Anayasa değiştirilemez prensipler içermekte olduğundan, yasal olmayan yöntemlere başvurmaya başladı.
Önce ‘Ergenekon soruşturması’ adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin pasifize edilmesi adımı atıldı. TSK içerisinde ayrışma yaratmaya yönelik komuta kademesi oluşturma çabaları görüldü. Ama bu Atatürk ocağının temelleri, devletin tüm diğer kurumlarından güçlü olduğundan, hedefe varılamadı.
Sonraki hedeflerin başında ‘Yargı’ geliyor. Çünkü yasama ve yürütme erklerinin ürünlerinin yasalara uygun olması, Türkiye’nin bir hukuk devleti oluşunun gereği. Onun için de, siyasi iktidar TBMM’deki çoğunluğuna dayanarak çıkardığı yasaların ,anayasaya uymaması halinde, geçerli olmalarını engelleyebilen yüksek yargının da pasifize edilmesini, bölünmesini hedeflemiş bulunuyor.
Bunun için, hiç durmadan adımlar atıyor.
Önce ‘1982 Anayasası’nı çağdaşlaştırmak’ adı altında, diğer partiler ve sivil toplum kesimiyle hiç uzlaşma aramadan, Anayasa’yı değiştirici tasarılar çıkardı.
Sonra bu tasarılar siyasi partilerin, hukuka uygun düzenlenmiş itirazlarıyla AYM’ye gittiğinde; AYM’nin TBMM üstüne geçerek yasal olmayan bir işlev üstlendiğini iddia etti.
Formüle ettiği Anayasa değişiklikleri AYM’ce onaylansa sorun kendi amacına uygun olarak görece çözümlenecek.Böylece siyasi iktidar yüksek yargının yargıçlarını, istediği gibi seçebilecek.
Bu ana hedefe ulaşabilmek için, AYM’de istediği karar çıkmazsa, AKP şimdi TSK’da yapamadığını Yüksek Yargı’da yapmak, onları bölmek istiyor.
‘Demokrat Yargı Derneği’ adı altında kurulan kurumun Başkanı Osman Can, AYM’de raportör. Son dönemde AKP’nin istemediği AYM kararları hakkında görev üstlendiğinde hep onların görüşüne uygun dosya hazırlayan, ama önerileri AYM yargıçlarınca hiç kabul görmeyen bu raportör, AYM’yi şiddetle eleştiriyor. Şimdiye kadar ana rejim konularında aldığı, AKP’yi engelleyen kararlarının ‘darbeci ideolojiyi koruma’ anlamına geldiğini iddia ediyor, bu yolda devam etmeleri halinde AYM’nin ‘anayasal yıkımlar merkezi’ haline dönüşeceğini söylüyor.
AKP’nin demokrasinin ve hukuk devletinin temellerini korumakla görevli bir kurumu daha hedef alması ibret verici.
Yakın geçmişte, değişen siyasi iktidarların kimi önemli devlet kurumunu nasıl kendi görüşlerine göre bölüp kullandığı unutulmadı. Ama TSK kadar sağlam eğitim sistemine sahip olmasa bile, mevcut Anayasa’yı ve geçerli diğer yasaları uygulayarak rejime sahip çıkma zorunda olan yargının, böylesine küçük oyunlarla bölünüp bölünemeyeceğini, anayasal rejimi koruyup koruyamaz hale gelip gelmeyeceğini, göreceğiz.