Cezaevinde bir meslektaş

Judith Miller şimdi 57 yaşında.Pulitzer kazanmış bir New York Times muhabiri. Konuştuğu, önemli bir konuda bilgiler aldığı bir devlet görevlisini açıklamadığı için cezaevinde.

Judith Miller şimdi 57 yaşında.Pulitzer kazanmış bir New York Times muhabiri. Konuştuğu, önemli bir konuda bilgiler aldığı bir devlet görevlisini açıklamadığı için cezaevinde.
30 yıl kadar önce kendisiyle Ankara'da, önemli bir konuda birlikte çalıştığım J. Miller'in işlediği suçu algılamak bizler için kolay değil.
Suçun aslı gizli bir CIA görevlisinin adının açıklanmasıyla ilgili. Ama adı Miller değil, bir köşe yazarı açıklamış. Araştırma yapanlar Miller'in de basına asıl bilgiyi verenlerle temas ettiğini, bilgi aldığını saptamış olmalılar ki 'Gel kimlerle konuştuğunu bildir' diyorlar.
O da "Bana isimlerini açıklamamam kaydıyla bilgi veren kaynaklarıma ihanet etmem" dediği için hapse giriyor.
Benzer itham karşısında kalan bir Time muhabirini hapisten kurtarmak için, kendisi değil ama derginin yönetimi istenen bilgiyi verdi.
Muhabir hapisten kurtuldu.
Dünyanın en etkili gazetesi denilen New York Times'ın bu itibarı kazanması kolay olmamış. 1978 yılında da benzer bir kaynak açıklamama
olayından M. A. Farber isimli bir New York Times muhabirinin de cezaevine gittiğini hatırlıyorum.
Bizim meslekle ilgili prensiplerin temelinde "Halkın olup bitenlerden haberdar olma hakkı" yatar. Gazeteci bu gereksinime hizmet etmek için vardır.
Gazeteci için önemli olan haberleri toplarken, sadece olayların herkes tarafından görülen yüzlerine değil bunların ardındaki gerçeklere ulaşmaktır.
Sınırlı sayıdaki katılımcıların hazır bulunduğu bir toplantı hakkında bilgi almak için katılımcılardan daha önce güvenini kazandıklarınız olmalıdır. Onlara ulaştığınızda, isimlerinin gizli tutulması koşuluyla bilgi aldığınızda, asla kaynak açıklamayacağınız güvenini vermiş olmanız gerekir.
Üst düzeyde gizlilik içeren konularda ulaştığınız bilgileri nasıl kullanacağınıza siz karar verirsiniz. Bu gelişmiş sorumluluk duygusu gerektirir.
Batı'da zaman zaman örnek gösterilir; "Askeri birliklerin harekât planlarıyla ilgili haberler yazılmaz. Çünkü bu çerçevede verilecek bilgiler askerlerin can güvenliğini tehlikeye düşürür" denir.
Bizim kimi devlet adamı, kaynağı açıklanmayan haberlere pek itibar etmez. Bunların 'uydurma' olduğunu öne sürer. Genelde kamuoyu nezdinde inandırıcı olan gazeteler, kaynağı açıklamasalar da doğru olmayan haberleri yayımlamazlar. Çünkü gazetelerin itibarı doğru haberlere dayanır.
Türk basını genelde pek yüz ağartıcı olmayan bir dönem yaşıyor. Muhabirler gazetelerindeki çalışma yöntemleri dolayısıyla önemli haber kaynakları nezdinde yüksek itibar kazanmakta güçlük çekiyorlar. Köşe yazarları ise fazla çaba gösterip olayların görünmeyen yüzlerini araştırmak yerine kendi fikirlerini yazmayı yeğliyorlar. Böylece basının okurun olup bitenlerden haberdar olma hakkına saygı göstermekte olduğunu öne sürmek kolay değil.
Kanımca Türkiye'deki boşluk muhabirlerin gerektiği gibi eğitim görmeden yetişmelerinden ileri geliyor. Birkaç kelimelik ya da cümlelik duyumlar hemen haber haline getirilebiliyor.Üzerinde çalışma ve kontrol yapılmıyor. Muhabirlerin öncelikle büyük çaba göstererek haber kaynaklarına ulaşması ve onlara güven verebilmesi gerekiyor. İyi muhabirler yetişmesi için de gazeteleri yönetenlere büyük sorumluluk düşüyor.
Judith Miller Türkiye'ye geldiğinde (o zaman gazetenin Paris bürosunda çalışıyordu) bir haber için Türk ve ABD kaynaklarında ne kadar araştırma yaptığımızı düşünüyorum da bir gazetecinin itibarlı bir gazeteye layık olabilmesinin hiç kolay olmadığını biliyorum. Bugün New York Times Judith Miller ile gurur duyuyor.
***
SPOR NOTU - Saidou'yu gördünüz mü? 90 dakika oynadığı maçta sadece
3 hatalı pas verdi. Ayağında hiç top tutmadı. Ona not veren hiçbir spor
yazarı bu özelliğe dikkat etmedi.