CIA yaklaşımı

ABD İstihbarat Teşkilatı CIA'i 1957-60 yılları arasında ilk defa tanıdım. O dönemde Yeni Gün gazetesinde yayını yönetiyordum. Gazeteyi Demokrat Parti'den ayrılan bir seçkin grup kurmuştu.

ABD İstihbarat Teşkilatı CIA'i 1957-60 yılları arasında ilk defa tanıdım. O dönemde Yeni Gün gazetesinde yayını yönetiyordum. Gazeteyi Demokrat Parti'den ayrılan bir seçkin grup kurmuştu. Sahibi Prof. Fethi Çelikbaş, başyazarı ise Cihat Baban idi. Genel Yayın Müdürü Altan Öymen bir süre sonra ayrılınca, Cihat bey nezaretinde görev bana kalmıştı.
Başkentteki ABD ve Sovyetler Birliği (SB) temsilcilikleri Yeni Gün'ü yakından izler sık sık diplomatik kokteyl ve resmi kabullere davet ederlerdi.
Soğuk Savaş günleriydi. Menderes iktidarına muhalefetimiz ilgi çekiyordu.
SB elçiliği davetlerine katılımın ve görevlileriyle temasın güvenlik kurumlarınca nasıl karşılandığı hakkında hiç fikrim yoktu.
Ankara Emniyeti'nin 2. Şube Müdürü, Mülkiyeli ağabeylerden Niyazi Bicioğlu'na bir gün sormuş ve ondan 'Gitmende ve konuşmanda hiç mahzur yok' yanıtı almıştım.
Sonradan, CIA mensubu olduğunu öğrendiğim bir Amerikalı ile tanışmam ise çok tabii ortamlarda olmuş, kendisi Kafkasyalı bir Müslüman olan, son derece kültürlü ve sevecen bu şahısla yıllar sürecek bir ahbaplık kurmuştum. Kendisi CENTO adını almış olan Bağdat Paktı çerçevesinde oluşmuş ortak istihbarat kurumunda ABD'yi temsil ediyordu.
27 Mayıs'a giden günlerde ABD'nin Türkiye'deki büyükelçisi, itibarının büyük kısmını yitirmiş Menderes'i yakından desteklemeye devam ederken, bizim görüşlerimizin de yardımıyla, CIA'in ülkenin bir çıkmaza doğru gittiği yönünde daha gerçekçi değerlendirme yaptığını düşünürüm.
1960'lı ve hatta 1970'li yıllarda, ABD'nin Türkiye'deki diplomatik görevlileri listesindeki CIA mensupları genelde Türk kurumlarınca bilinirlerdi. Bunlar gizli ajan değillerdi. Kendime göre yaptığım bir elemeyle, daha ziyade 'en akıllı' gözüken ABD diplomatlarının CIA mensubu olduğunu düşünürdüm.
Türk gazetecisi bakımından, bir ABD görevlisinin ABD Dışişleri Bakanlığı ya da CIA'e bağlı olması, bana göre önemli değildir. Bu alanda kazanılan deneyim, tüm yabancı ülkelerin çeşitli ad altında çalışan görevlileriyle ilişki sürdürmeyi belli ilke ve kurallara bağlar.
Ancak farklı istihbarat kurumlarına bağlı görevliler farklı değerlendirmeler yapabilirler. Dışişleri diplomatları resmi politikaları destekleyen bulgulara önem verirken, diğer istihbarat birimleri başka neticelere varabilirler.
Bütün bunları, artık bir Türkiye uzmanı olduğu herkesçe bilinen eski CIA mensubu Graham E. Fuller'in, geçen hafta Radikal'de de yayımlanan 'Türkiye'yi kaybetmeyin' başlıklı yazısını okuduğum zaman düşündüm.
Bugünlerde resmi ABD kurumlarını temsil eden kişilerin söylemleri Türkiye'ye karşı yoğun bir psikolojik kampanya açıldığını ortaya koyuyor.
Graham E. Fuller ise olaylara bambaşka açıdan yaklaşıyor. Türkiye'nin konumunu ve politikasını hem Türkiye için doğru buluyor hem de ABD'nin değerlendirmesine katılmıyor.
Neredeyse bizler gibi düşünüyor.
Bu tipik bir soğukkanlı CIA yaklaşımı mı?
Yoksa bir 'iyi polis-kötü polis' oyunu mu?
Nasıl isterseniz öyle yorumlayabilirsiniz. Ama her iki türde de, yazıda ifade edilen görüşlerin ABD kamuoyuna ulaşması Türkiye'nin lehinedir. Yazıyı itibarlı gazete olan Los Angeles Times'da okuyanlar her şeyin Bush yönetimi sözcülerinin ifade ettikleri gibi olmayabileceğini düşünmezler mi?
12 Nisan Salı günü gazetemizin 'Yorum' bölümünde yayımlanan Fuller makalesini, bir daha bu açıdan okursanız bakalım bu Türkiye uzmanı CIA mensubunun görüşlerini paylaşacak mısınız?
Fuller "Ankara, ABD aleyhtarı değil, bağımsız" diyor.
* * *
MEDYA NOTU: Esen Ünür ile Hürriyet Ankara Bürosu'nda dört yıl birlikte çalıştık. Haberlerin kurallara uygun hazırlanıp yazılmasına büyük katkılar yapması yanında ne kadar güvenilir bir dost olduğunu da o yıllarda gördüm. TV muhabirliğine çağdaş yaklaşım getirdikten sonra döndüğü basında da başarılı oldu. Meslektaşlarınca ne kadar sevildiğini görmek için onu mutlaka kaybetmemiz mi gerekiyordu?.. Allah rahmet etsin.