Daha önce gördük

Ankara'da kimi çevrede bir panik havası esiyor. Şehit cenazelerindeki tepkiler. Otobüs dolusu göstericilere saldırılar, linç girişimleri.

Ankara'da kimi çevrede bir panik havası esiyor. Şehit cenazelerindeki tepkiler. Otobüs dolusu göstericilere saldırılar, linç girişimleri. Cami çıkışında hilafet gösterileri.
Biz bunları yakın geçmişte, daha önce de görmüştük.
Bir zamanlar PKK'nın bir işaretiyle tüm kentin dükkânları kepenk indirirdi.
Önde çocuklar ve kadınların oluşturduğu kalabalıklar, kimi kentlerde kanunsuz gösteriler yaptıklarında polis güç durumda, çaresiz kalırdı.
'Ama şimdi farklı; ülkenin diğer köşelerine Kürt-Türk ayrımı yerleştirilmek isteniyor. Bunu Avrupa Birliği'nin dayattığı kurallar da kolaylaştırıyor' deniyor ve soruluyor, 'Türkiye nereye gidiyor?'
Son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yayımlanan bildiride özetle yapılması gerekenler ve bunu yapması gereken işaret edilmiş.
Şimdi uygulama bekleniyor.
Ama ortada atılan, kararlılık gösteren adımlar henüz yok.
Polisin AB telkiniyle çıkarılan yasaları doğru algılamadığını
söyleyen de var,
'Ne yapalım biz yasaları uygulayıp suçluları yakalıyoruz ama onları yargı serbest bırakıyor' diyen polis de.
Bunların hepsini yaşamıştık. Şimdi sanki yeniden yaşıyoruz.
Olayların normal çözümünün, iş işten geçmeden, doğru değerlendirmeye dayalı formüllerle siyasi iktidar tarafından gerçekleştirilmesi gerek.
AKP'nin işi zor.
Çözümün gecikmesi işleri daha güçleştirebilecek. Siyasi iktidardan zaten pek umutlu olmayan çevrelerin dikkatleri başka yönlere çevrilebilecek.
Kargaşa havası uzadıkça, şimdi suskun kalanlar konuşmaya başlayabilecekler.
Hükümet becerikli davranamadığı, şimdi hiç beklemediği gelişmeler karşısında kaldığı takdirde, şimdi aklına dahi getirmek istemediği formüller karşısında kalabilecek.
Görüntü odur ki; siyasetçiler henüz olup bitenleri, bütünüyle, doğru değerlendiriyor değiller.
Doğru değerlendiren kurumlar ise nedense seslerini çıkarıp görüşlerini ortaya koymuyorlar.
Böylece, daha önce yakın geçmişte gördüğümüz gelişmeler şimdi eklenen yeni boyutlarıyla, hiç olmazsa kamuoyunun bir kesiminde kaygı uyandırarak sürüyor.
Geçmişte benzer oluşumların nasıl sonuçlandığını biliyoruz. Ama bunlardan bir kısmının, daha şimdiden, siyasi iktidar kontrolünden kaçmakta olduğunu gösteren işaretler var.
Örneğin bir siyasi parti lideri, olayların devletçe kontrol altına alınamaması halinde 'Evimizde mi oturacağız?' diye soruyor ve 'Millet kendi güvenliğini sağlar' diyebiliyor.
Güvenliğin askerle ilgili yanının tırmanmaması bir şans.
Bunda herhalde PKK'nın silahlı mücadele gücünün kırılmış olması ile bölgedeki askerin yeni PKK yöntemlerine karşı eğitilmiş oluşu da rol oynuyor.
Bölge halkının yaklaşımında da, eskiye göre büyük farklılıklar görülüyor.
Bu durumun olumsuz yönde değişmesi olasılığı, askerden önce herhalde hükümete yeni sorumluluklar yükleyecek.
Bütün bu olanları daha önce gördük.
Eğer ders alabildiysek gereken çözümleri vakit geçirmeden alıp uygulamalıyız.
***
KİTAP NOTU: 'Çeçenistan-Yasak Ülke Kayıp Vicdan', İlke Yayıncılık. Hazırlayan, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı, editör Fatma Tunç Yaşar. 300 sayfalık kitapta konunun çeşitli boyutları ayrı makaleler ve söyleşilerle yer alıyor...
'Noter Onaylı Yolsuzluk Hikâyesi'nde bir meslektaş; Umut Veli Develi
izlediği kimi belgelendirilmiş olayın öykülerini topluyor. Yazılarla ilgili fotoğraflar ve belgeler ile olayların kimi gazetede yayımlanmış haberlerinin fotokopileri de kitapta yer alıyor.