Değişim yılları

Altan Öymen, Mülkiye kökenli ilk gazeteci. 1953'te SBF'ye girdiğimde onu gazeteci buldum. Fakültede okuduğu maliye ve ekonomi derslerinin yardımıyla Demokrat Parti'nin bütçe tasarılarını en iyi değerlendiren gazeteci olarak da dikkat çekiyordu.

Altan Öymen, Mülkiye kökenli ilk gazeteci. 1953'te SBF'ye girdiğimde onu gazeteci buldum. Fakültede okuduğu maliye ve ekonomi derslerinin yardımıyla Demokrat Parti'nin bütçe tasarılarını en iyi değerlendiren gazeteci olarak da dikkat çekiyordu. Mesleğe spor muhabiri olarak başlamıştım. Daha sonra onunla bir süre yönettiği Cihat Baban'ın başyazarı olduğu Yeni Gün'de buluştuk. Bana spor dışındaki alanların kapısını açmış, gazetenin yönetimini bırakmıştı.
Şimdi 'Değişim Yılları' isimli 670 sayfalık, asla bir anı ya da biyografi kitabı olmayan yapıtını atlamadan ve sıkılmadan okurken o günleri hatırladım. Altan'ın yaşamı etrafında odaklanan, ama kişisel olma ötesinde, dönemin çok boyutlu ilginç olaylarının da yer aldığı konulara 'anı' demek olası değil.
İlk kitabı çocukluğundan başlayan dönemin olaylarını içeren 'Bir Dönem Bir Çocuk' idi. O kitap için 'Bir ansiklopedi' demiştim. Çünkü 1940 ortalarına kadar gelen yıllardaki, sadece çocuk Altan'ın dünyası değil, Türkiye ve dünyanın olayları da kolay anlaşılır, zevkle okunur biçimde kitapta yer almıştı.
Bu defa aynı şeyi 'Değişim Yılları'nda da buldum.
Buna 'Altan Öymen ansiklopedisinin 2. cildi' demeliyim.
Odak noktası, Öymen ailesinin parçası olduğu CHP'nin 1950'ye doğru gidişi.
O yılların Ankarası. 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmeler. Hürriyet gazetesinin yayın hayatına atılmasıyla gelen yenilikler. Londra olimpiyatları. Güreş'te başarılar. Mülkiye'ye giriş yılları. 1950 seçimlerinin getirdiği yeni Demokrat Parti iktidarı. Sabahattin Ali'nin öldürülmesi ve Nâzım Hikmet'in kaçması. Türkiye Kore Savaşı'nda. Sonra da Altan gazeteci oluyor.
'Değişim Yılları'nı okurken, yazacağım yazıda kullanmak üzere ilginç bulduğum noktaları işaretlemişim. Ama bunlara ayrı ayrı yer versem benim
köşenin ölçüleriyle birkaç yazı yazmam gerekecek.
Aldığım notlardan yeni bir seçim yaptım. Bunlar daha ziyade sadece bir dönemde olup bitmiş olaylarla ilgili değil. Şimdi benim neslimin bile hatırlamadığı, ancak ülke geleceğinin değerlendirilmesinde, bilinmesinde yararlı olacak hususlardı.
Örneğin Türk-ABD ilişkileri nasıl başlamış, Türkiye ABD'nin hangi isteklerini nasıl kabul etmişti? Marshall yardımı denen ABD yardımı Türkiye'ye hangi görevleri yüklemişti?
Konunun öyküsünü veren Altan değerlendirmesinde "Bu, Türk hükümetinin kendi yurttaşlarına Amerikan propagandası yapma görevini üstlenmesi demekti" diyor. Türk-ABD ilişkilerinin o dönemlerini bilmek ve unutmamak gerek.
Şimdi yeni koşullarda sağlıklı adımlar atabilmek için.
'Değişim Yılları'nda mutlaka atlanmaması gereken bir konu da Atatürk reformlarının, CHP'nin 1950 öncesi son iktidarı sırasında, nasıl kenarından köşesinden kemirilmekte oluşunun öyküsü.
Ülke için kalkınma ve kurtuluş kaynağı olabilecek Köy Enstitüleri başta olmak üzere birçok konuda atılan geri adımlar, ezanın Türkçe okunmasından vazgeçilmesi gibi bugünkü benzer istekler karşısında yeterince kuvvetle durulmaması çeşitli vesileyle hatırlatılıyor.
İşin bu konuyla ilgili geçmişini bilince şimdi CHP'nin neden Atatürk prensiplerine inanmış kimi kesimleri tatmin edemediğini anlamak kolaylaşıyor.
Altan'ın insan ilişkileri son derece itinalı ve yumuşaktır. Eleştirilerinde kullandığı üsluba, dikkat etmezseniz, övgüde bulunduğunu bile sanabilirsiniz.
Bu konuda çok tartışmışızdır. Galiba çok farklıyız. Benim eleşiri üslubumu hep yadırgamıştır. Şimdi 'Değişim Yılları'nın Kore Savaşı'na Türkiye'nin katkısı bölümü üzerinde dururken de bunları düşündüm.
70 sayfa kadar yer verdiği bu bölümü çok yönden irdelemiş. Dünya boyutu yanında Türkiye'nin savaşa nasıl katılma kararı verdiğini anlatmış. Sonraki savaş alanı gelişmelerinde ise Kore'deki tugayımızın iki üst düzey komutanı Tahsin Yazıcı ile Celal Dora'nın emekli olduktan sonra yazdıkları anılarından yararlanmış. Yaklaşım ilginç ama askeri gelişmelerin teknik ayrıntılarına atfedilen dikkat yeterli olmayınca bu 'Kore' bölümü kitabın geneli içinde yama gibi kalmış. Bütünlükteki akıcılık burada yok.
Neyse ki kitap bu bölüm ile sonuçlanmıyor. Yazarın gazeteciliğe nasıl başladığının öyküsünü içeren 30 sayfalık, genç meslektaşlar için olduğu kadar bizler için de ilginç, bölüm ile son buluyor.
Anı odaklı kitaplarda, daha ziyade, okurlara pek bilmedikleri gizli kalmış olayların sunulduğu görülür. Bunlar ilgi çeker. Ama 'Değişim Yılları'nda bu tür öyküler olsa bile kitap genel okura bilmediği ya da hatırlamadığı olaylarla ilgili doğru bilgileri kolay okunur üslupla veriyor.