Demirel anladı

'Derin devlet' kavramı ile ilgili açıklamalarıyla gündeme gelen Demirel'i, gazeteci olarak, ilk defa 1966'da Başbakanlık'ta ziyaret ettiğimde tanıdım.

'Derin devlet' kavramı ile ilgili açıklamalarıyla gündeme gelen Demirel'i, gazeteci olarak, ilk defa 1966'da Başbakanlık'ta ziyaret ettiğimde tanıdım.
Demokrasilerde 'baskı gruplarının rolü' ile ilgili bir soru yönelttiğimde, biraz kızgın masanın üzerinden eksik etmediği küçük bir Anayasa kitapçığını eline alarak, bana 'Göster bakalım bana nerede bu baskı grupları?' demişti.
Demirel, ister iktidardaki yıllarında, ister muhalefetteki dönemlerinde, hep 27 Mayıs askeri müdahalesinin etkisi altında yaşadı. Böyle bir olayın bir daha yaşanmaması için gerekli gördüğü önlemleri almaya çalıştı.
Düşündüğü önlemlerin başında, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta heyetinin müdahalede bulunmayacağını düşündüğü kişilerden oluşturulması geliyordu.
Bunun için kilit görevin Milli Savunma Bakanı tarafından üstlenileceğini, en uygun adayın da, emniyet teşkilatındaki deneyimleri ve kıvrak zekasıyla, Ahmet Topaloğlu'nun olacağı kanısındaydı.
Demirel TSK içindeki ilk manevralarını Cemal Tural'ın Genelkurmay Başkanlığı zamanında yapmaya başladı.
Tural bu görevdeki süresinin sonuna gelirken kamuoyuna alışılmamış tutum sergiledi. Çeşitli devlet dairelerini teftiş ediyor, anlamlı sözler söylüyor, pozlar veriyor, kendisinden vazgeçilemeyeceği havasını yaratmaya çalışıyordu.
Milli Savunma Bakanı Topaloğlu, Tural'ı onaylamayan komuta kademesinin nabzını iyi tuttu. Genelkurmay Başkanı ile ilgili bir olumsuz kararın TSK tarafından tepkiyle karşılanmayacağı anlaşılınca, Tural süresinin dolmasına birkaç ay kala Yüksek Askeri Şûra üyeliğine tayin edildi. Yerine Memduh Tağmaç getirildi.
Demirel bu askeri alandaki ilk operasyonundan aldığı cesaretle, gene Ahmet
Topaloğlu manevralarıyla, Tağmaç başkanlığında yeni komuta heyeti oluşturdu.
Faruk Gürler, Muhsin Batur ve Celal Eyiceoğlu, sadakatlarından emin oldukları yeni komutanlardı.
Demirel askerle ilgili çok boyutlu konuları anlamaya çalışmak, ordunun havasını öğrenmek yerine, sorunun güvendiklerini göreve getirmekle çözüm bulacağına inanıyordu. 12 Mart 1971'de ve 12 Eylül 1980'de karşılaştığı durumların, görevdekilerin komplolarından doğduğu kanısındaydı.
Kenan Evren'in Genelkurmay Başkanı olmasıyla neticelenen süreçte de bu göreve gelmesinde tehlike saptadığı değerli bir komutanın elenmesini sağladı. Ama kendi adayını, Cumhurbaşkanı Korutürk karşı çıkınca seçtiremedi.
Demirel ancak Cumhurbaşkanı olup Çankaya'ya çıktığında askerleri yavaş yavaş tanımaya başladı. TSK'nın gerçek havasını orada saptadı. Tabii bunda, Cumhurbaşkanı olarak bir kere daha asker müdahalesine muhatap olmamak için çaba göstermesi de rol oynadı. Başarılı oldu.
Medyada, en önemli anayasal kuruluşlarımızdan biri olan TSK ile ilgili ciddi yaklaşımlara pek rastlanmaz. Meslektaşlarımız ancak sansasyonel olaylar ve gelişimle ilgilenirler. Subay nasıl ve hangi bilgilerle yetişir? Kendisine sunulan bilgiler ve değerlendirmeler karşısında, kendi aklını ve inançlarını kullanmadan sadece 'Emret komutanım' demeyi mi öğrenir? Hangi durumda Atatürk liderliğinde kurduğu Cumhuriyet'in tehlikeye düştüğü kanısına varıp, harekete geçer? Bu sorulara genelde ciddi yanıtlar aranmaz.
Demirel de bunları ancak Çankaya'da öğrenmiştir.
Cumhurbaşkanlığı döneminde, bundan dolayı ülkenin en gergin, bunalım dolu dönemlerden geçmesinde gerçekçi ve yapıcı bir rol oynamıştır.
'Lafla peynir gemisi yürümez', ucuz ve içeriksiz gözüken bir halk söylemidir. Ama konu ülke yönetimi olunca, gerçekçi olma gereğini ifade eder.
Bence bu noktada Demirel yarım asırlık deneyiminden edindiği kanılarını geçen pazar günü CNN'de açıklamakla, olayı soğukkanlılıkla değerlendirmesi gerekenlere, yararlı bir ders verdi.
Onun ardından da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök konuştu.
Dizi Cumhurbaşkanı Sezer'in Harp Akademileri konuşmasıyla başlamıştı.
Türkiye bu konuşmaların dikkatle okunup özümsenmesini gerektiren
bir dönemden geçiyor.