Demirel'in günahı

Demirel başbakanlığı sırasında 12 Eylül askeri müdahalesini durdurmanın elinde olmadığını söylüyor. "Anayasa'yı kaldırıyor (askerden söz ediyor), Meclis'i kaldırıyor.

Demirel başbakanlığı sırasında 12 Eylül askeri müdahalesini durdurmanın elinde olmadığını söylüyor. "Anayasa'yı kaldırıyor (askerden söz ediyor), Meclis'i kaldırıyor. Yani kendisinde bu kadar kararlılık ve güç hisseden bir hareketi ben neyle durduracaktım. Benim ikinci bir ordum yok ki, onunla durdurayım. Ve ancak bu şekilde durur bu çeşit şeyler" diyor.
Bu sözleriyle hem 12 Eylül müdahalesini yaratan unsurları hem de uygulayan gücü yanlış algıladığını ya da doğruyu ifadede samimi olmadığını gösteriyor.
12 Eylül'de kendilerinde müdahale gücü bulan komutanların bu gücü nereden aldığını anlamaz görünüyor. Müdahale günü ülkenin içinde bulunduğu umutsuzluk havasını göz ardı ediyor. Müdahale girişiminin zeminini ortadan kaldıracak demokratik adımları atıp, kamuoyunu kazanmayı deneyeceğine, topluma böylece umut vereceğine, müdahale girişimi yapacak komutanların karşısına başkalarını çıkarmaktan başka yöntemi aklına bile getirmiyor.
Şu son yarım asırda, 27 Mayıs'tan bu yana, askerin yönetime açık ya da kapalı müdahaleleri gözden geçirilse ortaya bir gerçek çıkar. O da kamuoyu oluşmadığı takdirde, ülkede işler çığırından çıkmadığında, demokratik rejim işler göründüğünde, askerin müdahaleye kalkmadığıdır.
1980 yazında ülkenin çıkmaza girme süreci, görev süresi tamamlanan Cumhurbaşkanı Korutürk'ün yerine bir seçim yapılamamasıyla tırmanmıştır.
Çankaya'ya Senato Başkanı Çağlayangil'in vekâlet etmesi Demirel'e yetmiş, seçim turları Meclis'te sonsuza uzanınca ülkedeki cinayetlerle yüklü sorunlar tırmanmıştır. Demokratik yollardan TBMM'de bir çoğunluk ve işbirliği sağlanamamış, umutlar tamamıyla askerin gelmesine bağlanmıştır.
Demirel güvenliğin sağlanması için ilan edilen sıkıyönetimin etkili olamamasını, ama 12 Eylül'den sonra olayların hemen kontrol altına alınabilmesini, askerlerin ikircikli yaklaşımlarına yükler gibi.
"Mevcut yetkileri iyi kullanmadılar" diyor. Onlara istedikleri yetkileri vermediğini böyle ifade ediyor.
Askerleri tanımadığını, onların derinde hissettikleri 'Muğlalı sendromu'ndan habersiz olduğunu ya da habersiz davrandığını itiraf etmiyor.
Askerin, hele o günlerin koşullarında, tamamıyla sahip olduğundan emin olmadığı yetkileri kullanma eğiliminde olmadığı bilinmeyen bir husus değildi.
13 Eylül gününden itibaren askere verilen tüm yetkilerle olayların üstüne gidilince ülkedeki hava birden, bir hafta içinde değişmiştir.
Demirel ise onlara bir yandan 'Ne isterseniz vereceğim' derken mevcut yaşanılmaz koşullara, siyasi amaçlarla, daha uzun süre tahammül edebileceğini sanmış, demokraside kamuoyu sabrının sonsuz olmadığını, bunun beklenmedik yönlere kayıp etki yapabileceğini hesaplamamıştı.
Şimdi yeni polemikler yaratmamak için olsa gerek, Milli Güvenlik Konseyi'nin hayattaki üyeleri, başta Evren, Demirel'in bu sözlerine yanıt vermiyorlar. Onun 'Ne isterseniz vereceğim' diyerek istedikleri yasaları çıkarmadığını, olayları neden gerçekten önlemeye çalışmadığını söylemiyorlar.
Eğer ülkemizde layık olduğumuz demokratik yönetime sahip olmamız ve askerin bir daha müdahale durumunda kalmamasını sağlamak istiyorsak yakın geçmişten ders almamız, olayları doğru değerlendirmemiz gerekmez mi?
* * *
SPOR NOTU: Fenerbahçe-Beşiktaş karşılaşmasında bir sahne TV ekranında birkaç defa yinelendi. Ben de dikkatle izledim. Ama ne olayları nakleden spiker bu sahne üzerinde durdu ne de ertesi gün basında kimsenin bu sahneye temas ettiğini gördüm. Ama gene bir cesaretle gördüklerimi yazmak istedim. Konu FB'nin başarılı santrforu Anelka'nın topu BJK kalesine doğru, ustalıkla götürüp gol atmasıyla ilgili. 18 çizgisine girerken kendisine engel olmak isteyen Koray'ı omuzundan tutup yere düşürmedi mi? Yola böyle devam etmedi mi? Yoksa ben düş mü gördüm?